----
Parla'nın gözünden
O gün evdeki kalabalığın ardından gece, nihayet sessizliğe bürünmüştü. Annemle babam çoktan uyumuş, Mete’nin odasından hafif bir oyun sesi geliyor, Gökhan’ın da ışığı sönmüştü. Mert, salonda telefonuyla vakit geçiriyor beni reels bombarmanına tutuyordu.
Telefonum titrediğinde yatağımda uzanıyordum. Gelen mesaj Anıl’dandı “Uyumadın değil mi? Parkta görüşelim.” bu da bunu alışkanlık etti he, bu kadar heyecan bana zararlı be adam.
Mesajı okuyunca kalbim hızla çarpmaya başladı. Bir süre ne cevap vereceğimi bilemedim. Sonunda içimdeki dürtüye engel olamayıp “Geliyorum” diye yazdım. Pijamalarımı hızla çıkartıp siyah bir tayt ve sade bir tişört giydim. Saçımı alelacele topladım, aynada kendime baktım. Yüzümde hem bir heyecan hem de tatlı bir gerginlik vardı. Makyaj yapsa mıydım acaba? Çaktırmadan önce Mert'i kontrol ettim, uyuyordu. Yavaşça evden çıktım.
Site parkına indiğimde Anıl, bankta oturmuş elindeki telefonla oynuyordu. Beni fark ettiğinde yüzünde her zamanki sakin ama bir o kadar etkileyici gülümsemesi belirdi.
“Beni çağırdın ama hâlâ mesajlarla meşgulsün. Yakışıyor mu Anıl Bey?” dedim onu hafifçe iğneleyerek. Abi diyememiştim.
Telefonunu cebine koyup “Haklısın. Tüm dikkatimi sana veriyorum artık,” dedi. Sonra yüzüme bakıp hafif gülümseyip sanki kendi kendine güzel dedi ama emin değilim.
Yanına oturdum. Park sessizdi, yalnızca ağaçlardan gelen hafif bir hışırtı ve uzaklardan gelen cırcır böceklerinin sesi duyuluyordu. Gözlerimi gökyüzüne çevirdim. “Burası bu saatte çok güzel oluyor” dedim.
“Sen olunca daha güzel” dedi Anıl alçak bir sesle.
Bu cümlesiyle yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Kendimi toparlamak için konuyu değiştirmeye çalıştım. “Neden bu saatte çağırdın beni?”
Anıl, bakışlarını bana çevirdi. Gözlerinde bir ciddiyet ve derinlik vardı. “Bilmiyorum. Belki de seni daha çok görmek istiyorum. Belki de yanında olunca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.”
O an, içimde bir yerlerin titrediğini hissettim. Anıl’ın kelimeleri sessizliğin içinde yankılanıyordu. “Bu saatte romantik olmak moda mı?” diye şakayla karışık bir cevap verdim ama sesimdeki heyecanı gizleyemedim.
O hafif bir kahkaha attı. “Belki de sen beni romantik yapıyorsundur.”
Bir süre sessiz kaldık. O sırada Anıl, ellerini masanın üzerine koydu. Parmaklarının benimkine değmesine birkaç santim vardı. O küçücük mesafe bile beni heyecanlandırıyordu.
Sonunda o sessizlik bozuldu. Anıl usulca “Sana bir şey yapacağım ama beni durdurabilirsin” dedi.
Gözlerim onun gözlerine kilitlendi. Bir şey diyemedim. Sanki zaman durmuştu. Yavaşça bana doğru eğildi yüzü benimkine yaklaştıkça nefes alışverişim hızlandı. Ve sonunda, dudakları nazikçe benimkilere değdi.
O an, hem bir elektrik çarpması hem de bir sıcaklık hissettim. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki neredeyse duyulacağını sandım. Öpücük kısa sürdü ama etkisi derin oldu. Hemen geri çekildim, ellerimle yüzümü kapatıp, “Ben… gitmeliyim” diye fısıldadım ve hızla ayağa kalktım.
“Parla, bekle” dedi ama duramadım. Utanmış ve fazlasıyla heyecanlanmış bir şekilde eve doğru koştum. Rüyada mıyım lan ben? Cidden Anıl beni öptü mü? Aboooo
Kapıyı sessizce açtım ve içeri adımımı attım. Ama beni bir sürpriz bekliyordu. Mete ve Mert, salonun ortasında oturmuş beni bekliyorlardı.
Mete, kollarını çapraz yapmış, kaşını kaldırmış bir şekilde bana bakıyordu. “Aaa, kim gelmiş? Gece gezginimiz!” dedi alaycı bir tonla. Yine yakalanmıştım. Acaba bizi o şekilde gördüler mi?
Mert ise gülümseyerek ekledi “Parla, canım, sen bu saatte ne iş çeviriyorsun?”
Kıpkırmızı olmuştum. “Hiçbir şey çeviriyor değilim. Hava alıyordum sadece.”
Mete, gözlerini devirerek, “Tabii tabii. Biz de yedik. Hava almak için parkta romantik bir şekilde vakit geçirmişsin. Seni orada gördüm, Anıl Abiyle bayağı samimiydiniz” dedi. Aha sıçtım aha sıvıyorum. Yahu hadi ben çıktım sen gecenin bir vakti ne arıyorsun orda?
Mert, kahkahasını zor tutarak “Yalnız Mete, birine suçüstü yakalanınca böyle mahcup olunuyormuş demek” diye ekledi.
“Abartmayın! Sadece konuştuk” dedim ama sesim o kadar da ikna edici değildi.
Mert, göz kırparak, “Ah Parla, ben senin arkandayım ama bir sorum var” dedi ve ciddileşir gibi yaptı. “Siz şimdi… neysiniz?”
Bu soruyu duyduğumda nefesim kesilmiş gibi hissettim. Ne olduğumuzu gerçekten bilmiyor, sadece anın etkisinde kayboluyordum. Ama Mert’in muzip bakışları altında cevap vermek yerine sustum. Çünkü cevabı ben de tam olarak bilmiyordum.
---
E artık zamanıydı. Siz ne düşünüyorsunuz? 😁✨💓