----
Parla'nın gözünden
Mert odamın kapısını usulca aralayıp içeri girdiğinde yüzünde kocaman bir sırıtış vardı. Yatağımda oturmuş, olanları düşünüyordum. Bedenim hâlâ Anıl’la parkta yaşadığımız o anın etkisindeydi.
“Anlat bakalım neler oldu?” dedi Mert yanımda pat diye yatağa oturarak.
“Hiçbir şey olmadı” dedim gözlerimi kaçırarak. Ben de anlamamıştım ki nolduğunu
“Parla canım, ben seni tanıyorum. Yüzün her şeyi ele veriyor. Bak öyle bir şey oldu ki anlatmaya utanıyorsun, değil mi?”
Bir süre sustum. Mert’in sabırsız bakışlarına dayanamayarak sonunda pes ettim. “Tamam! Öptü… yani, beni öptü.”
Mert’in gözleri kocaman açıldı, ardından çığlık atacak gibi ellerini ağzına kapattı. “Ne dedin sen? Öptü mü? Dudaktan? ” dedi dramatik bir şekilde ellerini başına koyarak.
“Mert, sessiz ol! Herkes duyacak!” diye fısıldadım, onu susturmaya çalışarak.
“Hayatım, sen ne yaşıyorsun? Ama bunu bana detaylarıyla anlatmazsan çok kırılırım!” dedi gözlerini kısarak.
Başımı iki yana sallayarak güldüm. “Tamam ama sessiz ol. Daha kimse bir şey bilmiyor.”
Mert, elini kalbine koyup ciddi bir şekilde, “Bu sırrı mezara götüreceğim” dedi ve ardından kıkırdadı. İnandım mı? Asla.
Sabah, Selma Teyze herkesi kahvaltıya davet ettiğinde evdeki hava misafirliğin getirdiği o sıcak samimiyetle dolmuştu. Sofra her zamanki gibi Selma Teyze’nin özenli ellerinden çıkmış bir şölene benziyordu. Gökhan, Mete ve Mert çoktan sofraya oturmuş, sohbet ediyorlardı. Anıl’ın gelişiyle birlikte herkesin dikkatleri bir an ona kaydı.
Mert, hemen yanıma yanaşıp fısıldadı, “Şu bakışlara bak, canım çok tatlısınız.” Gözlerimi devirdim ama kalbim hızla atıyordu.
Selma Teyze, sofradaki sessizliği bozarak “Mert’ciğim, dün mahallede bir kız seni çok beğenmiş. İlla tanıştırmamı istiyor” dedi.
Mert’in yüzündeki ifadeyi görünce kahkahayı zor tuttum. “Selma Teyze, ben böyle şeylere pek açık değilim. Ama siz beğendiyseniz bir gün düşünürüz tabii” diye lafı geçiştirdi.
Mete gülerek ekledi “Mert abi, senin taliplerin bitmiyor. Ama dikkat et, mahalle kızları tehlikeli olur.”
Mert, Mete’ye yan gözle bakıp “Abi? Abi mi Mete kuşum? ” diyerek konuyu dağıtmaya çalıştı. E bir süre daha didiştiler haliyle.
Kahvaltının sonunda Gökhan işe gitmek üzere masadan kalktı. Selma Teyze, Sema’ya dönüp “Kızım, Gökhan’ı kapıya kadar geçir. Ayakta kalmasın, nazik ol biraz” dedi.
Sema’nın yüzü bir anda kızardı. Eli ayağına dolaşıp “Tabii tabii geçiririm” diye mırıldandı. Gökhan’a eşlik etmek için kapıya doğru giderken Mert bana dönüp “N'oldu ayol buna ne yeni gelin gibi? ” diye fısıldadı. Arkadaşım diye demiyorum ama cin gibiydi, benim aylardır anlamadığımı ilk görüşte anlamıştı.
Kahvaltıdan sonra ben ve Sema kahve hazırlamak için mutfağa geçtik. Mert bizi yalnız bırakmayarak hemen içeri daldı. Fısıltıyla “Geceyi anlatmak ister misin Sema'ya?” diye bana yaklaştı.
Sema merakla bize baktı. “Ne konuşuuonuz öyle?” diye sordu.
Mert, dramatik bir şekilde omzunu Sema’nın omzuna koyarak “Tatlım Parla hayatının romantik anını yaşadı. Parkta Anıl abiyle buluştular ve… öpüştüler!” dedi.
Sema’nın gözleri büyüdü. “Ne? Gerçekten mi? Parla neden daha önce anlatmadın?”
“Tamam, sakin olun!” dedim ama ikisi de gözlerini bana dikmişti. “Sadece bir öpücük. Abartacak bir şey yok.” bu kadar basite indirgeyemezdim ama arkadaşlarımın dalgasını da çekemezdim
Mert teatral bir şekilde “Bu bir başlangıç Parla! Hem de çok güzel bir başlangıç!” dedi.
Kahveleri hazırlayıp salona götürdüğümüzde Selma Teyze beni işaret ederek “ Ah Parla'cığım isteme kahveni de böyle içmek nasip olur inşallah” diye şakayla laf attı.
Mert sessizce fısıldadı “Kız kaşla göz arasında Anıl'ınkine tuz atmadın dimi?” Gözlerimi devirerek tepsiyi masaya koyarken istemeden elimden biri kaydı ve kahve fincanlarından biri elime döküldü.
“Ayy!” diye bağırdım. Elim yandığı için banyoya koşarak musluğun altına tuttum.
Banyoda elimi soğuk suyun altında tutarken kapının aralandığını fark ettim. Anıl içeri girdi, yüzünde endişeli bir ifadeyle.
“İyi misin?” diye sordu.
“Bir şeyim yok, sadece biraz yandı” dedim ama sesimdeki titreme hislerimi ele veriyordu.
Elimi usulca tuttu ve suyun altından çıkartıp inceledi. “Sadece biraz kızarmış. Ama dikkat etmelisin” dedi. Eline dolaptan merhem aldı ve nazikçe sürmeye başladı.
Gözlerim Anıl’ın ellerine kaydı. Parmaklarının yumuşaklığı ve nazikliği beni derinden etkiliyordu. O an göz göze geldik.
“Geceyi düşündüm” dedi sessizce. “Sana yaklaştıkça içimde bir şeylerin değiştiğini hissediyorum.”
Kalbim yine hızla atmaya başladı. Ne diyeceğimi bilemeden gözlerimi kaçırdım. Anıl, yüzümü avuçlarının arasına alıp, “Korkma. Bu sadece başlangıç” dedi ve alnıma hafif bir öpücük kondurdu.
O an, içimde bir sıcaklık hissettim. Hem duygularımdan korkuyor hem de onun yanındayken huzur buluyordum. Bu iki zıt duygu beni bir arada tutuyordu.
----
