---
Anıl'ın gözünden
Gözümü erkenden açtığımda güneş pencerenin perdesinden ince bir çizgi halinde sızıyordu. Annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu tahminen kahvaltı hazırlıyordu. Bir süre daha yatakta uzandım, dün gece ne zaman uyuyakaldığımı bile hatırlamıyordum. Günlerin nasıl geçtiğini fark etmeden yaşıyordum sanki. Çocukken her şey daha yavaş ilerlerdi, şimdi ise bir bakmışsın yıllar geçmiş.
Kahvaltı masasına geldiğimde annemin enerjisi her zamanki gibi yerindeydi bazen bir şeyler kullandığını düşünüyordum. "Bugün hazır ol" dedi "Ayşe teyzenlere gidiyoruz. Çok tatlı bir şey yaptım, bizi bekliyorlar."
Bir yandan çayımı karıştırırken bir yandan dinliyordum. Bu mahalle ziyaretleri aslında çocukluktan alıştığım bir rutindi. Ancak bir süredir fazla anlam yükler olmuştum bu tür buluşmalara. Parla’yı görme ihtimali mi? Belki de. Onu sık sık görmenin, konuşmanın üzerimde bıraktığı etkiyi çözmeye çalışıyordum.
Misafirliğe gittiğimizde her şey tam da tahmin ettiğim gibiydi: Büyük bir oturma odası, dolu dolu masalar, bol çay servisi, mahalledeki kadınların kendi aralarındaki neşeli sohbetleri ve tabii ki bitmeyen evlilik muhabbetleri. Yaşım, mesleğim ve ailem nedeniyle gözde bir adaydım. Herkesi bir şekilde savuruyordum başımdan. Sema da bir şey dense okulu bahane ediyordu, lan. Acaba bu yüzden mi uzatmıştı okulu?
Parla salona girdiğinde başımı çevirdim. Uçuş uçuş bir elbise giymişti, rengi tenine çok yakışıyordu. Saçlarını salmıştı, omuzlarından süzülen birkaç tutam dikkatimi çekti. Onun doğal hali, kendiliğinden gelen çekiciliği beni etkiliyordu ama bu etkilenmeyi kendime bile itiraf edemiyordum.
Annemi göz ucuyla takip ettim. Selma Hanım elbette durmazdı. Parla’yı evlilikle ilgili şakalaşarak köşeye sıkıştırıyordu. Parla gülerek geçiştirdi ama yüzündeki mahcup gülümsemeyi fark ettim. Kendimi sık sık bu küçük detaylara odaklanırken buluyorum, onu izlemek istemediğim halde gözlerim hep ona kayıyor.
Misafirlikten döndüğümüzde zaman ilerlemişti. Evde herkes odalarına çekilmişti ama benim içim rahatsızdı. Konuşmak istiyordum. Daha doğrusu, onunla baş başa kalmak. Düşüncelerim o kadar dolmuştu ki bir şekilde paylaşmazsam patlayacak gibiydim.
Telefonu elime aldım ve tereddüt etmeden mesaj yazdım
"Parkta buluşalım mı? Beş dakikaya iniyorum."
Onay geldiğinde hemen aşağı indim. Diretmesini beklemiştim sonuçta saat nerdeyse ikiye geliyordu. Parka vardığımda Parla’yı beklerken ellerimi ceplerime sokup sağa sola yürüdüm. Onun gelişini görmek kalp atışlarımı hızlandırıyordu fark ettim.
Sessizce yürüdü yanıma, elinde ince bir hırka vardı. Saçlarını dağınık bir şekilde toplamıştı ve yüzünde yorgun bir ama tatlı bir ifade vardı. "Ne konuşacağız Anıl abi? " Dedi artık bilerek yaptığından emindim, beni sinir etmek için yapıyordu.
“Bugün komşularda söylenenler rahatsız etti mi seni?” diye sordum aklıma ilk gelen buydu. Seninle başbaşa kalmak için gecenin bir vakti çağırdım diyemedim tabii.
Bir an duraksadı. “Rahatsız etmedi desem yalan olur. Ama komşular işte, alışığım. Neden sordun?”
Gözlerine baktım. “Sadece merak ettim” dedim. Saçmalıyordum. Dur artık dur.
Rüzgarın etkisiyle saçları yüzüne doğru geldi. Refleksle elimi uzatıp saçını geriye attım bu ufacık temas bile beni kalpten götürebilirdi. “Seni rahatsız etmiyorum değil mi?” diye fısıldadım.
“Hayır,” dedi sadece ama gözlerinde bir şey vardı.
O an gözlerimiz buluştu. Bütün dünya durmuş gibiydi en azından benim için.
“İyi geceler,” dedim ve geri çekildim. Artık emindim. Ne olursa olsun Parla'nın gönlünü alacağım ve onunla mutlu olacağım.
---