Merhaba beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın 🙂
---
Sabah güneşi perdeden ince ince sızarken kahve kokusu beni yeniden hayata döndürdü. Elimde bir fincan kahve Sema’nın karşısına oturdum. O ayağını altına almış, telefonunda mesajları kontrol ediyordu. Saçlarını alelacele bir topuz yapmıştı ama yüzündeki huzursuz ifade dikkatimi çekti.
“Sema, seni böyle görmek çok nadir. Ne bu suratın hali?” diye sordum kahvemden bir yudum alırken.
“Ne suratı ya? Gayet normalim,” dedi,ama sesi biraz savunmacıydı.
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım. “Seni tanıyorum. Bir şeyler kafanı kurcalıyor. Anlatmazsan patlarsın.”
Bir an duraksadı sonra omuz silkti. “Yok ya, işte. İş güç. Biraz yoruldum galiba.”
"Kızım okul bitmedi henüz ne iş gücü? "
Ters bir bakış attı.
Omuz silktim “Bilmem, genelde bu kadar düşünceli olduğunda ya biriyle tartışmışsındır ya da…”
" Parla kuşum bir şey yok sadece canım çok sıkılıyo"
“Tamam, tamam,” dedim, ama bir şeylerin olduğunu iyice anladım. Daha fazla üstelememeye karar verdim. Sema’nın bir şey anlatmak istemediğinde asla açılmadığını bilirim.
“Peki, sen nasılsın? İstanbul’dan dönmek nasıl hissettirdi?” diye sordu birden, konuyu değiştirmenin peşindeydi belli ki.
“İyiyim. Deniz, sahil, aile… Hepsi güzel ama biraz sıkıcı. Sema sana bir şey diyeyim mi? İnsan alışıyor büyük şehre.”
“Yok canım, biz de İzmirliyiz sonuçta. İstanbul’dan eksik kalır mı?” dedi gözlerini kısarak.
“Yani, eksik kalmaz da… İstanbul’da hayat daha hareketli. Mesela şu Mert’le yaptığımız kahve kaçamağı gibi şeyleri burada bulmak zor. İzmir’de insanlar fazla… nasıl desem?”
“Daha az koşturmacalı?” diye tamamladı.
“Evet. O da güzel ama bazen hareketsizlik can sıkıyor.”
Bir süre sessiz kaldık. Kahvelerimizi yudumlarken Sema’nın gözlerinin dalıp gittiğini fark ettim. Gözleri pencereden dışarı, bahçeye bakıyordu.
“Ne düşünüyorsun?” diye sordum, usulca.
“Hiç,” dedi hızlıca. Ama sesinde bir tuhaflık vardı.
“Hiç dediğin şey aslında çoktur,” dedim.
“Parla, sen bazen fazla analizcisin. Kahveni iç ve sus canım arkadaşım” dedi güldü ama gülüşünde bir çekingenlik vardı.
“Peki, başka bir şey soracağım,” dedim. “Hani sen bana geçen yaz plajda unuttuğun bikiniden dolayı yaşadığın rezilliği anlatmıştın ya, o hikayeyi bir daha anlat.”
Birden yüzü kıpkırmızı oldu. “Hayır ya, yine mi o hikaye?”
“Tabii ki yine o hikaye. Çünkü o kadar komik ki anlatmamaya hakkımız yok” dedim kahkahalarla.
Sema, istemeye istemeye anlatmaya başladı. Tabii her detayı dinlerken kendimi tutamıyor kahkahalara boğuluyordum. “Bak işte, beni böyle rezil ediyorsun. Bir daha sana hiçbir sırrımı anlatmayacağım,” dedi ama o da gülüyordu.
Kahve fincanlarımızı bitirdiğimizde Sema daha sakinleşmiş gibiydi.
“Ne oldu? Dalıp gittin yine,” dedim, son bir yudum alarak.
“Yok bir şey,” dedi, hafifçe gülümseyerek. “Sadece düşündüm de… bazen hayat garip, değil mi? İstediğin şeyleri söyleyemiyorsun ama içinden geçenler seni yiyip bitiriyor.”
bi de bana sor sema kuşum
Haklıydı. Ama ben sadece başımı sallayıp ona gülümsedim. Sema’nın kafasını karıştıran şeyleri açığa vuracağı günün çok da uzak olmadığını biliyordum.
---