Merhaba beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın 🙂
----
Parla'nın gözünden
İstanbul’dan döndükten sonra İzmir’in havasını içime çekmek ilaç gibi gelmişti. Bavulum hala odanın köşesinde duruyordu ama annem, sabahın erken saatlerinde beni çoktan planların içine dahil etmişti.
“Bugün sahile gidiyoruz. Selma teyzenler de geliyor." dedi çayını karıştırırken.
Selma teyzenin ismini duyunca, istemsizce durakladım. Anıl… Anıl da gelir miydi acaba?
“Anıl geliyor mu?” diye sormamak için kendimi zor tuttum ama annem laf arasında ekledi
“Selma, ‘Anıl da birkaç gün izin aldı bizimle olur,’ dedi.”
Bir süre sonra kendimi aynanın karşısında, giyeceğim kıyafeti seçerken buldum. Özenli görünmek istiyordum. Beyaz, hafif dokulu bir elbise seçtim. İçine yeni aldığım siyah bikiniyi giydim ve üzerime ince mavi bir gömlek aldım. Saçlarımı açık bırakmaya karar verdim zaten denizden çıkınca dalgalanacaktı.
Sahile vardığımızda, kocaman bir piknik düzeni kurulmuştu. Şemsiyeler, mangal, renkli plaj sandalyeleri… Selma teyze her zamanki gibi düzenin başında tatlı sert komutlar veriyordu Anıl'a ve Gökhan'a. "Gökhan evladım canım ahretleğimin canım evladı çocuğum akşama kadar yanacak mı o ateş?" "Anıl ! Kaçma gel buraya salata yapılacak tüm gün kaçıyorsunuz işten sonra" Gözüm Mete'yi aradı, ne mi yapıyordu? Hamakta uyuyordu küçük kardeşim. Daha ne kadar büyümeyi planlıyordu bu çocuk.
“Ah Parla, hoş geldin yavrum,” dedi beni görünce. Anıl sanki görmezden geliyormuş gibi davrandı ama bakışları üzerimde gezindi. Mavi şortu ve beyaz tişörtüyle sahildeki herkes gibi rahat görünüyordu ama onda başka bir şey vardı. Her zamanki gibi dikkat çekmeyen bir özensizlikle karizmasını koruyordu.
Sema yanıma geldi elinde karpuz dilimiyle.
“Parla, sence bu sahil gününde kaç kez ‘torun istiyoruz’ konusu açılacak? Annem sabah kahvaltıda başlamıştı, bu kadın menopoza girdikten sonra hormonları mı değişti noldu?" dedi gözlerini devire devire.
“En az üç,” dedim gülerek. “Ama Selma teyzenin Anıl’a baskı yapması daha eğlenceli.”
Tam bu sırada Selma Hanım’ın sesi duyuldu:
“Anıl bir şeyler taşı da elin iş tutsun!”
Sema kahkahasını tutamadı. “Görüyorsun, Parla. Bu baskıyı başka kimse kaldıramaz. Bana da sarmadan kaçalım hadi. ”
Öğleden sonra sıcağı bastırınca, suya girmeye karar verdim. Anıl da arkamdan geliyordu. Koca bir sahil kalabalığı varken bile onun varlığını hissediyordum. Suya girip birkaç kulaç attıktan sonra yanıma yaklaştı.
“Seni hep yüzücü olarak hatırlardım. Hala formundasın” dedi alaycı bir tonda.
“Sen de fena değilsin Anıl abi” dedim gülerek. Gözlerini devirdi.
Bir süre dalgalar arasında sessizce yüzdük. Birkaç kez ellerimiz suyun içinde birbirine değdi fark etmiyormuş gibi yapmaya çalıştım ama kalbimin hızlanmasına engel olamıyordum.
Bir noktada suyun sığ bir yerinde durduk, güneş ışıkları dalgaların üzerinde parlıyordu. Gözlerim farkında olmadan onun gözlerine kaydı. “İstanbul nasıl geçti?” diye sordu.
“Güzel… Ama İzmir hep başka,” dedim.
Tam o an, Selma teyzenin seslenişiyle geriye döndük
“Anıl Patla! Çıkın artık sudan, hasta olacaksınız.”
Herkes yemeklerin başına geçmiş bir şeyler atıştırıyordu. Selma Hanım, “Parla, senin de elin bu mutfak işlerine yatkın, maşallah,” dedi. Ardından Anıl’a dönüp, “Sen de kendine böyle becerikli birini bul” diye ekledi.
Anıl’ın yanıtı, “Anne, lütfen...” oldu ama yüzündeki hafif gülümseme fark ediliyordu.
Sema, bana fısıldadı
“Görüyor musun? Annem seni resmen abime yamıyor.”
“Abartma, her zamanki gibi şakalaşıyor” dedim ama gülmemek için zor tuttum.
Günün ilerleyen saatlerinde, kalabalık yavaş yavaş azalmıştı. Sahil neredeyse sessizdi. Anıl ve ben bir ara yalnız kaldık. Deniz kenarında yürüyorduk ayaklarımız suya değiyor aramızdaki mesafe giderek kapanıyordu.
Bir an durup bana baktı. Gözleri, yüzümde gezindi ve dudaklarına hafif bir gülümseme yayıldı.
-----