(...) Küflü duvarlar arasından hışımla geçerken tok adımları içeri doldurarak beton köşeleri rahatsız ediyordu. Nasırlı ellerinin gizlediği bir parça solgun mendil titriyordu parmaklarının arasında. Dans eden bir ayyaş gibi döndü durdu odalarca,unuttu niçin arandığını. Sonunda düşer gibi olunca etrafı inceleme ihtiyacı hissetti, karşısında birbirine tutunan buz kristalleri görünce aklına geldi öldürücü soğuk. İçi tutuştuğu için -ya da belkide perde düşmüştü mantığına- körlükle hareket etmiş, rüzgarın soğuk kucaklaşması da tenine uğramamıştı. Bilinçli olarak düşmek istedi bu sefer. Ayak bastıgı son noktaya çöktü yavaşca. Bir defa daha,belki bininci kez süzdü elindeki parçayı. Dikişine kadar ezberlemeye çalışırcasına bir çaba içinde debelenip durdu bir süre. Tomurcuk düşen göz yaşları göğsünde bir sarsıntı,kulaklarında bir yankıydı. Bir pamuk parçası bedeninde afet gibi esiyordu. Kafesinin üzerine düşen tomurcuklar içini deşmek için özellikle sözleşmiş gibilerdi. Öyle ki sanki biri kendisini oymuş, sonra fırlatıp bu soğuk dört duvara savurup terketmişti.
Ayaklarını uzattı, dışarı bakarak vakiti kestirmeye başlıyordu. Buraya geldiği süreci düşündü. Derhal terketmişti ofisini huzursuz nefesleriyle. Çünkü zaman farketmişti dalgınca okşadığı saçları elindeki bez parçasıyla yumak yumak biriktirmek istediğini. "Resmen iki göz arası dünyam tepe taklak oldu! Ağır imtihanlara tabi oldum bir dudak arası!" Diye içeriye bağırıyordu. Bacaklarının uyuşmaya niyetleri etkisini göstermeye başlamışken, ofisinde bıraktığı pörsümüş çantasını ve önceki kış vakti aldığı paltosunu hatırladı. Şuan çoktan mesai sonu yapıp ağzını terkeden buharlaşmış nefesiyle eve yürümesi gerekirdi. Fakat çoktan buraya varmıştı,buradaydı. Başı delicesine dönüyor, artan ağrıları gitmek ve baygınca uzanmak arasında kararsızlık yaratıyordu. Zihin akışının düzensizliğinden olsa gerek, az da olsa sakinleşmişti. Gözyaşı ağzına kadar inmiş, yağmurdan sonra iyileşmek için toprağı emen ağaçlar gibi gözyaşının tadına varıyordu. Geldiği yöne doğru doğrulttu göz bebeklerini,kaç adımla bulunduğu noktaya gelmiş olabileceğini araştırırcasına kısa koridoru uzunca inceledi. Üşümeye başlar gibi oldu,çakmağı neredeydi acaba..?
Yoldan geçen herhangi biri hemen şuan içinde yattığı kerpiç evin çoktan terkedilmiş olduğu kanısına pekala varabilirdi. Kendiside bunu farketmiş olmalı,fakat içeri girmekten de kendini alamamıştı. Öyle ki çocukların hevesle pencere kırma çabaları sonucu yerdeki taş ve cam kırıklarından ve birkaç karafatmadan başka kimse mani olmamıştı odaların yanlızlığına. Aslında adımları başlangıçta belirtildiği kadar güçlü olduğu da yoktu,bile isteye bomboş odalara bilinçsizce kendisini yürümeye zorlamıştı (...)