İçeriğe geç

Anhedoni

Bölüm 11 · 2 dk okuma

Anhedoni

Bölüm 11

Harf çetelesi

avuç avuç harfleri kullanmayacaksan neden kaldırıp sakladın?

Dünyaya ilk göz kırpışınızda sizin aksinize saflığını kaybetmişler, kırışmışlar etrafınıza üşüşmüştür. Yabancılaştırdığınızdanmıdır bilinmez başta bir türlü anlaşamazsınız. Kanından geliştiğiniz insanlarla pek ayrı dünyalarda olmadığınız aşikar olduğu için, sebebin daha çok iletişim şeklinde olduğunu anlamanız çok uzun sürmez. Siz sadece -tabi size göre anlamlı- sesler çıkarmakla yetinirken, karşıdaki size göre gereksiz ve karmaşık olan bir sürü harfi başucunuza takabilir. Sonra elinizin yetiştiğine kadar olsa da ilginizi çekmeye başlar bu garip şekiller, sizde dize boza kullanmaya başlarsınız.

Fakat gelişirken kullanmaya alıştığınız harflerin hepsine yetişebilen elleriniz artık ağrımaya, ağzınız yorulmaya başlamıştır. Eller ne kadar büyüdüyse o kadar azaltmıştır harfleri toplamayı. Peki ya neden bırakmışızdır küçükken özenle topladığımız harflerimizi birleştirip kelimeleri cebimizde taşımayı?

Sen neden bıraktın?

ellerimizin büyüdükçe ağızlarımızın kelimeleri kullanmaya erinmeye başlaması kronik bir problem. Tabi birde hiç ağzını oynatmayıp cebinde kalan kelimeleri gelişi güzel fırlatanlar var. Neden küçük saf bir tomurcuk tanesiyken şikayet ettiğin karmaşıklığın kendisi olduk?

Beyninde taşırken yükünü sorun etmediklerini ağzından çıkarırken tartmak zamanında bütün duygularını,hislerini resmetmek için yerden gökten şekilleri,harfleri toplayan ellerini birbirine küstürür. Bu yüzden artık bakışları,sesleri,kokuları kullanmaya başlar,en kolay yolu terk ettiğini bile bile. Fakat kimse bir diğerinin zihninde taşıdığı bohçaları göremez, körlüğünü aynada farkeder ki buna rağmen çizgisiz lekesiz aynayı suçlayacak kadar cüretkardır. Karşıdakinin içine dokunmaya tenezzül etmeyecek kadar alışmıştır rahatlığa. Sonra kullanılmaya reddedildiği için küflenmeye başlar cebindekiler,ağzının içi antika olur.

Neden?

Genellikle anlatmakla değil anlaşılmakla ilgili bir fırtınanın sonuçlarıdır bu. Karşıdakini ya üç maymun, ya deli ya da ahmak sanmaktır. belki de en insani duygularla karşıdakine tutunmak için yaptığımız pamuğa,kuş tüylerine sarmaktır gerçekleri. Acıklı olan bu gerçeği görmezden gelme -yani körlüğünü bilmene rağmen görüyor gibi davranma- zihninin öyle bir yerinde durur ki tam olarak unutamazsın. Kağıda damlayan su damlası gibi ya durdugu yerde kağıtı yırtar,ya da damarlarla kağıda dağılır ve işlevini azaltır.

Hem karşıdakinin içine kadar giremeyeceğini bilmek hem de içini bilmediğinden ötürü ihtimallerle cebindekilerinin çetelesini tutup iletişim kurmaya, hissetmeye çalışmak dünyanın en büyük eziyetidir. O çeteleyi bir kere tuttuktan sonra doğru olanı,kolay olanı yapmak da zordur zaten.

Ama içindeki sesleri dışarı çıkarmamak için kitlediğin kapılar ardında kendinle yaptığın konuşmaların sende uyandırdığı imitasyon duygular hiçbir zaman sana yaşadığını hissettirmeyecek.

Koş,gerçek birine fısılda.
Az da olsa enazından dışarıdan duyacaksın kendini bu sefer.
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.