☆♡
Sabah karnımın üzerinde sevimli bir ağırlık ve sıcak bir nefes ile uyanmıştım. Elimi refleks olaraka yine o ipek kadar yumuşak saçlarına koyup okşamaya başlamıştım. Dün süper zeka ben Felix ile konuşmayı plânlamamıştım. Tabi bu plânı daha sonra düşünmeden diğerlerinin kalmasını istememle iptal oldu. Sanırım hâlâ duygularıma onların yanında hakim olamıyorum. Dışarıda ne kadar sakin biri olsamda onlar ile yanında kendim olabiliyordum. Onlar benim zâfım sanırım. Çünkü hepsine çok güveniyorum. Beni yarı yolda bırakmayacaklarınıda çok iyi biliyorum. Sanırım artık o beyaz sayfayı açmam lazım. Kendim için olmasa bile onlar için. Benim halime çok endişelendikleri ve üzüldüklerini biliyorum. Kendim için bile olmasa onların tekrar dertsiz bir şekilde gülümsemesi için, Felix'in gülümsemesi için.
Odanın kapısını çalan ve ardından önlük ile içeri giren Chan oppa tüm düşüncelerimden ayırmıştı beni. Üstündeki siyah kazak ,kıvırcık saçl ve üstündeki pembe önlük ile tam bir anne havası veriyordu. Bana bakıp gülümsedi 'Hadi kahvaltı hazırladım Jeongin'i kaldır da gel.'. Tamam anlamında kafamı salladım. Ardından Jeongin'e nazikçe seslenerek kaldırmak istemiştim. "JEONGİİİİİİİİİİN." Nasıl olduysa yerinden sıçramıştı. Ve şaşkın gözlerle etrafa bakıyordu. Ben bu hâline gülerken. Felix'e bakmıştım. Onunda Jeongin'den pek bi farkı yoktu. Gülmem kahakahaya dönüşmüştü. Taki Jeongin'in beni yataktan aşağıya iğnesine kadar . Bu defa o gülmeye başlamıştı."Ağh sırtım." 'Ağh sırtım.' Felix sırrını tutmuş bana bakıyordu. Bende aynı şekilde ona bakıyordum. Özür dilemek istedim ama Jeongin buradaydı. " Kalkta yüzünü yıka Babamız dedi. Kahvaltı hazırlamış." Jeongin kahvaltı lafını duyduğu an ayaklanmıştı, koşarak lavaboya gitmişti. Bense hemen Felix'e döndüm. "Canın çok acıdı mı?" Evet ben bir malım. Felix bana 'ciddi misin Byeol' bakışı atmıştı. Kafamı eğmiştim. "Özür dilerim. Yine ve yeniden benim yüzümden canın acıdı.". Felix bir anda yüzümü kendine çevirdi. Yine tüm kan yüzüme çıkmıştı. O kahverengi gözler yine hissizleşmiş bir şekilde bana bakmaya başlamıştı. En sonunda konuşmaya başladı. ' Özür dileme. Hem onlar senin ailen. Aile herşeyden önemlidir.' Evet öyleydi ama çoğu zaman seni parçalayan bunca acı çekmeni sağlayan da onlardı.
İnsan anne babasını seçemez. Bu söz bazıları için komik bazıları için kanayan bir yaradır. Tüm bu hayatım boyunca kanayan yara tarafında oldum. Benim sorunum babamla değildi annemdi. Beni her seferinde ezen. Fiziksel ve ruhsal yaralar açan. İnsanların hayata bakış açısından harika ama evde kaldığında hayatı bize zehir eden annem. 'Byeol. Yine seni üzücek bir şey mi söyledim?' Felix'in beni sarmasıyla kendime geldim. Hayır anlamında kafamı salladım.
'Byeol gelmemiyecekmiş Chan oppa onun payınıda bana verecekmişsin öyle söyledi.' Jeongin'e yan bir bakış atımış ve sırtına zıplamıştım. İnmem için mızmızlanmaya başlamıştı. Ama o mızmızlandığı süre boyunca beni salona taşıdı. Sonrasında koltuğa oturttu. Ve mutfağa doğru koştu. Söyledikleri aklıma dank etmişti. Bu yüzden arkasından koşmaya başlamıştım. Jeongin'e yetiştiğim de oturacağı sandalyeyi çektim. Bu sefer kahkaha atan ben olmuştum. Ben kahkaha atarken Jeongin eliyle ayak bileğimi tutup aniden çekti ve düşmemi umdu ama şu anda dizinin birini eğmiş ve evlilik teklifi etmek isteyen biri gibi duruyordum. Karşımda ise Changbin oppa duruyordu. ' Evet. Evet. Kabul ediyorum!!!' diye bağırmıştı. Jeongin ile eş zamanlı olarak kulağımızı kapatmıştık. Diğerleri ise gülüyordu. Seungim gülesini kesip elimi tuttu ve beni kaldırdı. Dizim azda olsa ağrıyordu. Ama yataktan düştüğüm kadar değildi. Şu anda hem kendimi hemde Felix'i büyük bir ağrıdan kurtarmıştım. 'Bi büyümediniz gitti ha.' Chan oppanın bunu söylemesi bana üzerine ben gülmeye başlamıştım. Ardından Jeongin de anlamıştı ve o da gülmeye başladı. Çünkü halam hep başımızı derde soktuğumuzda yada kavga ettiğimizde bunu söylerdi. Biz gülerken Seungmin'e de aydınlanma gelmişti. O'da gülmeye başlamıştı. Biz azarlanırken hep yanımızdaydı. Chan oppa susmamız için işaret yapmıştı. Anında hepimiz susmuştuk. 'Neyse siz iki kuzen ile uğraşmayacağım. Seung sende yardım et şunları yerleştirelim.' Seungmin suratını asmış ve Chan oppanın arkasından yürümeye başlamıştı. Daha sonra hepimizin önüne harika bir ramen koydu Chan oppa.
Hepimiz yemeğe başlayacaktık ki Changbin oppa bir teklif sundu. 'Yemeği en son bitiren akşam tüm lunapark biletlerini öder kabul mü?' 'Artı sona kalan soruma cevap verecek ve bizi arkadaşının biriyle tanıştıracak.' Hepimiz onaylamak adına kafamızı sallamıştık. Bu defa kazanmalıydım. 'O zaman üç, iki, bir, başla!' Bunu söylen kişi ve ilk bitiren kişide tabiki Changbin oppaydı. Geri kalanları ise sırayla: ikinci Jeongin, üçüncü Jisung, dördüncü Chan oppa, beşinci Minho oppa, altıncı Seungmin, yedinci Hyunjin ve evet sekizinci ben. Giğerleri kadar hızlı yiyemiyordum. Bunu biliyorlardı. Chan oppada bunu kozu haline getirdi. Anlaşılan artık Felix ile bizimkiler sanırım tanışmalıydı.

Hepimiz yemeğimizi yemiştik. Ve şirkete geçmiştik. Bu defa biraz geç kalmıştık ama neyseki patronumuz Namjoon'du. Bize her zaman sabırlı yaklaşmıştır. Bazen ben sunumlarda hata yapardım. Chan oppa görmesede Nomjoon oppa görürdü. Kendisine ne soyadı ile hitap etmemizi ne de 'bey' dememizi isterdi. 'Ben sizin patronunuz değilim. 'Beni bir abi veya arkadaş olarak görebilirsiniz.' demişti. Bu yüzden ona bey veya soyadı ile seslenemiyorduk. Sonunda Chan oppa Namjoon oppanın odasından çıkmıştı. Sonra bize bakıp ' Hadi işe koyulalım. Bu arada Byeol, Namjoon oppa seni odasında bekliyo. Sanırım yine sunumda bir yerde hata yapmışsın.' Olumlu anlamda kafamı salladım. Jeongin son kez bana baktı sonra yanağımı öptü ve 'fighting' deyip yumruk yaptı ve Chan oğlanın yanına koştu. Bense Namjoon oppanın odasına girmiştim.
Odaya girdiğim anda gülümsemişti. Ardımdan içeri giren kişi ile gözlerim kocaman olmuştu. Lee Bada. Beni süzdü ardından göz devirmişti. Bütün bu olanlar onun suçu...ya da ben birine suç atmam gerekiyodu? Yaptığım herşeyi birinin üstüne atmaya çalışıp yükten kurtulmaya çalışıyordum belkide. 'Evet! Bada ve Byeol sizi bir görev için çağırdım. Daha doğrusu en iyi iki sunum yapan kişilersiniz. Bada ile Byeol yaklaşık 3 ay sonra yeni bir kampanya yapmaya karar verdik. Bu yüzden 3 ay içinde yeni bir kampanya bulmanızı istiyorum.' Olumlu anlamda kafamı salladım. Bada'da aynı şekilde kafasını salladı. 'Evet çıkabilirsiniz. 3 ay sonraki sunumunuzu merakla bekliyorum.' Ardından gülümsemişti. Kapıyı açıp dışarı çıkmıştım.
Bada beni görünmeyecek bir yere çekmişti. 'Bu işten vazgeç Byeol. Yoksa bütün olanları anlatırım ne dersin? Masum Byeol bir bakmışsın zorba veya katil olmuş. Ha Byeol.' İşte korktuğum başıma gelmişti. En korktuğum yerden vurmuştu beni. Yine gözlerim dolmaya ve tırnaklarımı avucuma batırmaya başlamıştım. Onun karşısında ağlamak istemiyordum.
'Byeol iyimisin?' Bu sesin sahibi Felix'ti. Üstünde yine beyaz renkteki gömleği ve pantolonu vardı. Bada ile bana doğru yürüyordu. Bada ise üstünü düzeltti sonrasında Felix'e döndü. Felix ise beni Bada'nın yanından çekti ve iki elimide tutu ve tek eliyle de elimi okşamaya başladı. 'Bu kadar korktuğunu belli etme.' dedi. Ve Bada'ya baktı. 'Hadi gidelim Byeol. Daha bir yığın işimiz var.' demiş ve beni arkasından çekmeye başlamıştı. Tam Bada'ya bakacaktım ki Felix bizim ofisin arasındaki yere çekti beni. Bizimkilerin ve Bada'nın göremeyeceği bir yerdi. 'Ellerini serbest bırak artık yara olacak.' dedi ve elimi yavaşca açtı ve avcumu okşamaya başladı. Biraz huylanmıştım ama iyi hissettirmişti. 'Hadi seni bekliyorlardır.' demişti ve tam gidecekken elinden tutmuştum. "Sanırım sabah olanları duydun. Akşam gelecek misin?" 'Tabiki onlarla tanışmayı isterim. Ve onlarda özellikle Chan oppan beni tanımayı çok istiyor.' demiş ve gülmüştü. Gülerken çok sevimli olduğunu söylemiş miydim? Gözlerini kısılıyor ve o muhteşem dudakları yukarı kıvrıyordu. 'Hadi dön artık.' demiş ve omuzlarımdan tutarak beni kapıya doğru sürüklemişti. Ardından kanatları çıkmıştı ve bana göz kırpmıştı. Ardından gitmişti.
Kapıyı açmam ile Chan oppayı görmem bir olmuştu. Elinde dosyayı Namjoon oppaya götürdüğü belliydi. Ben çekilmiş ve elimle geçebilirsin işareti yapmıştım. Chan oppa gülümsemiş ve geçmişti. İçeriye girmiş ve yerine geçmiştim. Yerime oturmuştıum va yanımda oturan biricik arkadaşım bana bakmaya başlamıştı. Ne olduğunun anlatmamı bekliyorlardı. "3 ay sonraki kampanyayı hazırlayacakmışız." Jisung sözümü yeniledi. 'Hazırlayacakmışız derken. Sen ve...' " Bada yani ikimizden birinin ki seçilecek." Hepsi şaşırmış bir şekilde bana bakıyorlardı. 'Sana bir şey yapmadı yada söylemedi değil mi Byeol?' Jeongin huzursuz bir şekilde söylemişti. Onu rahatlatmak adına "Hayır." demiştim. Az önce kapıda karşılaştığımız Chan oppa yeni gelmişti ve kesinlikle ne olduğunu Namjoon oppaya sormuştu. Daha sonra konuşuruz bakışı atmış ve ortalığı susturmak adına 'Hadi daha bir sürü işimiz var. Akşama erken çıkmak istiyosanız çabuk bitirseniz iyi olur.' dedi ardından yerine oturdu. Bizde her zamanki gibi işimize kayulmuştuk.

Bu defa öğle yemeğini şirkette yemiştik. Ve eve dönme zamanıydı. Anlaşımıştık 30 dakika sonra lunaparkta buluşacaktık. Eve girmeden önce Jeongin ve Seungmin ile konuşmuştuk. Son 15 dakika sonra onların dairesine gidecektim. Jeongin güzel bir kombin yapacağı belliydi Seungmin'in de aynı şekilde. Ama Jeongin çift gibi giyinelim istemişti bu yüzden eve girip bir an önce hazırlanmalıydım.
Eve girdiğimde yine ortalık tertemizdi ve içerisi kahve kokuyordu. Felix koltukta oturmuş sanırım beni bekliyordu. Ayakkabılarımı çıkarttım. Ve kendimi Felix'in yanındaki kanepeye attım. Felix'te hafif bir kıkırdama duydum ve ona döndüm. 'Hadi kahveni içte çabucak hazırlan.' demişti ve önümdeki kahveyi içmeye başlamıştım. "Sen ne giyeceksin? " sadece sesizliği bozmak için sormuştum. 'Seninle geçen çıkıp aldığımız kıyafetlerden bir şeyler giyerim. Hadi çabuk iç.' Kahveyi iki yudumda bitirmiştim. Ve koşarak odama gitmiştim. Odama girdiğimde elime gelen güzel ve rahat bir pantalon ve bir çizgili bluz giyip makyajımı yapmaya başlamıştım. Beş dakika sonra bitmişti. Salona geldim ve Felix'e baktım' "Sen daha hazırlanmadın mı ?" Felix bana döndü ardından 'Daha on beş dakika var. '. Elimi yavaşca alnıma vurmuştum. " Yinede geç çıkma. Ben üst kattayım bir şey olursa yanıma gelirsin. Görüşürüz." demiş ve ayakkabımı giyip çıkmıştım.
Jeongin'in ya da Seungmin'in 6. Hissi kuvvetli yada dakikler. Kapıyı çalmadan Seungmin kapıyı açmıştı. Üzerinde olan beyaz bluz ve gri ceket ile aşırı yakışıklı görünüyordu. İçeri girmem ile yanağını sıkmam bir olmuştu. 'Ya! Byeol bırak yanaklarımı.' dedi ve ellerimi biri çekti. Jeongin Seungmin'i benden kurtarmıştı. Ve bana bakıp sarılmıştı. Ardından Seungmin'e bakıp 'Bağırma kuzenime.' demişti. Bende Jeongin'e sarılmış Seungmin'e dil çıkarıyordum.
Jeongin benden ayrıldığında onu baştan aşağı süzdümeye başlamıştım. Oda içine siyah bir bluz ve üstüne siyah kareli bir gömlek giymişti. Daha sonrasında dudağımın kenarını ısırmıştım. 'Sapık gibi bakmayı bırakacak mısın?'. " Ne var yani? Her zaman böyle yakışıklı göremiyorum." demiştim. Bunun üzerine kafama hafif bir şekilde vurulmuştu. Bu uyarıydı. "Çıkalım mı artık? Çünkü 10 dakikamız var." Seung ve Jeongin kafalarını sallamıştı. Ve ardından kapıya koşmuştuk. Ayakkabıyı ilk kim giyecek kavgasını kazanmıştım. Ve ayakkabımı giyip kapıdan dışarı atmıştım.

Nerdeyse 5 dakika olmuştu ve ilk biz gelmiştik. Zafer el tokalaşması yapmıştık. Aradan nerdeyse 10 saniye geçmişti ve Chan oppa ile Minho oppa yanımızda bitmişti.
Chan oppa herzamanki gibi çok yakışıklıydı. Saçlarını kendi haline bıkarmış ve üsüne deri bir ceket geçirmişti. Ve benim ne kadar sevmesemde nerdeyse hepsinin giydiği yırtık kotlardan birini giymişti. Ama onda harika duruyordu.
Minho oppa ise içine siyah v yaka bir gömlek ve üstüne chan oppa gibi bir deri ceket giymiş serseri imajını tamamlanmıştı. Kesinlikle bir yere veya birini kısakandırmak istersen şu andaki Minho oppa işime yaraya bilirdi. Bunu bir köşeye yazdım.
Ben ikisini süzerken Jisung gelmiş ve beni kendine çevirmişti.'Yakında sapık sanacaklar seni süzme bu kadar insanları.' demişti. Daha sonra ' Ama beni süzebilirsin.' demişti. Chan oppa ona ters bir şekilde bakmıştı bense onun dediğini yapıp onu süzüyordum. Üstüne siyah balıkçı yaka bir bluz onun üstünede yine siyah bir gömlek giymişti. Sanırım hepimizde bir siyah hastalığı vardı.
Birinin elini omuzuma koymasıyla kendime gelmiştim. Bu kişi tabiki Hyunjin'di. Şu anda tam bir prens gibi olmuştu. Üstünde kahve tonlarında balıkçı yaka bir bluz üstünde ise yine kahve tonunda bir kaban vardı. Gözünün altındaki ben ve siyah saçlarıyla harika görünüyordu. 'Niye yine azarlanıyo bu?' demişti. "Bana bakıp beni süz dediği için." demiştim. Hyunjin anlamış bir biçimde kafasını sallamıştı.
Changbin oppayı ve Felix'i bekliyorduk. Artı olarak Chan oppanın sorularıyla uğraşıyordum. Kısa kısa cevap versemde Felix'i tanımadan tatmin olmayacaktı. Sonunda Changbin oppada gelmişti. Üstünde çok sevdiğim ve ne zaman Changbin oppanın evine gitsem alıp giydiğim kot ceketini giymişti. Saçlarını da doğal kıvırcık haliyle bırkamıştı. Hepimiz Felix'i bekliyorduk. 'Beklemekten sıkıldım ben. Gidip bilet alalım o zamana kadar gelir arkadaşın.' bu fikir herzamanki harika fikirlerin sahibi Han Jisung'tan çıkmıştı. Onu onaylayıp bilet gişesine gitmiştik. Aniden gelen kalın bir ses ile arkamı döndüm.'Geç kaldığım için üzgünüm Byeol.'

1880 kelime
En sevdiğiniz yer?
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
Hata varsa özür dilerim.

