
Neyse ki resterona gelmiştik ama gelene kadar yolda en az 100 kez Changbin oppanın açım bağrışlarını, Hyunjin'nin yürüken Minho oppa ile el ele tutuştuğum her an gelip elimizi ayırması ardından kendi tutmuştu. Tabiki bu hareketleri sadece Minho oppa içindi. Onu sinir etmek en büyük hobisiydi. Çünkü her zaman 'Ben aranızda en çapkınım' der dururdu. Bu olaylar karşısında Hyunjin artı olarak Chan oppadan azar işitmişti. Çünkü beni çok severdi ya da Felix'i daha doğrusu arkadaşımı onunla tanıştırana kadar böyleydi. Sonuç olarak restorana gelmiştik. Minho oppa uyardığından dolayı beni zorla yanına oturtmuştu. Buda yetmezmiş gibi benim yerime bir sürü yemek istemişti. Ve şu anda zorla yediriyordu. Felix ise karşımızda bize daha doğrusu bana gülüyordu. Jeongin ise diğer yanımda bana gülümsüyor oda zorla ağızına yemek tıkıyordu. 'Bundan sonra yediğini kustuğunu duymak istemiyorum.' dedi ve bana yine o üzgün haliyle bakmıştı.
Onun bu hallerini görmek beni de üzüyordu. Bir şekilde kendime düzen vermek istiyorım. Felix'in söylemiyle yeni bir sayfa açmak istiyorum. Ama bunu yapsam da o eski zorba olarak kalacaktım. Daha doğrusu ben kendimi hep öyle gördüm. İnsanlara o kadar söz ettikten sonrasında lise zamanı bana da aynı şeylerin bana yapılması canımı çok acıtmıştı.
'Byeol. Byeol daldın yine.' bunu diyen Jeongin benden özür dileyeceğini adım gibi biliyordum. O özür dilemeden yanağından öptüm. "Sakın ha. Özür dilediğini duymak istemiyorum. Anladınmı tilki çocuk." Jeongin bunu duyduktan sonra kafasını omuzuma koymuştu. Tabiki doymuştuk. Daha doğrusu onun ve Minho oppanın ağzıma teptiği yemekler sayesinde ben doymuştum.

Dışarıya çıktığımızda karşıda park görmüştük. Ve Jisung'un harika fikrine uyup parka gitmiştik. Ben şu an salıncaktaydım. Yanımda Jeongin ve Changbin oppa sallanıyordu. Seungmin beni sallıyordu. Jisung ve Hyunjin ise kaydıraktan kayıyordu. Chan ve Minho oppa ise bir banka oturmuş biz bu çocukları neden böyle yetiştirdik bakışları atıyordu. Her zaman bunu yaparlardı. Kendileri öz babamızdı zaten. Felix tüm bu zaman boyunca bizi izliyordu. Keşke melek olmasaydı. Onla da çok rahat arkadaş olurdum. Daha doğrusu benim süper arkadaşlarım ile iyi anlaşırdı.
Felix'e tekrar baktığımda yüzünde bir hüzün ile bize bakıyordu. Onu böyle görmek çok kırmıştı beni. Bir meleğin üzgün olması doğru muydu? Yoksa yine ben mi üzmüştüm onu? Bazen onun hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorum mesela geçen söylediği 'sadece kaderimiz benzemiyormuş. Çoğu izlerimiz de benziyormuş.' bunun üzerinde bu kadar durmamıştım ama onu da benim gibi bir şey yaşamasından korkuyordum. Onun kadar nazik birinin üzülmesinden korkuyordum. Belki benim gibi acı çekmesinden korkuyorum...
Seungmin'e durmasını söylemiştim. Çünkü artık saklanmaktan ve düşüncelerden boğulmuştum. Yere bastığımda kafam dönmüştü. Çok fazla sallanmıştım. Minie hemen koluma girip beni Chan oppanın yanına oturttu. Chan oppa endişe ile bana bakıyordu. 'İyi misin?' eğer konuşmassam daha fazla endişeleneceğinden cevap verdim. "Evet kafam döndü. Çok sallanmaktan." 'Ben sana diyorum bu ayılara benzeme diye. Benim narin kızıma ne oldu?' Chan oppa böyle söyleyince ciddiyetimi kaybetmiş ve gülmeye başlamıştım. Minho oppa ise Chan oppaya en ölümcül bakışları atıyordu.
Onlardan gözümü ayırıp tekrar Felix'e döndüm. Ayağa kalkıp yanına doğru ilerlemeye başladım. Tam o sıra çocuğun biri bana takıldı ve tam olarak yere düşmek üzereydi. Felix hızlıca benim elimi tutup çocuğa uzandı ve çocuğu kaldırmamı sağladı. Ona minnettar gözlerle bakarken o bana gülümsüyordu. Çocuğun annesi hemen yanıma geldi ve çocuğa söylenmeye başladı.
Ne zaman birinin böyle çocuğunu azarlamaya , kızmaya ve dövmeye çalışsa engel olurdum. Bende öyle bir ailede yetişmiştim. Çocukların bir süre sonra benim gibi intahara sürüklemesinin asıl sebebiydi. Dışarı bağrıp kızdığı çocuklar kendilerini rencide olmuş hissederler. Çünkü dışarıdaki insanlar da ona kızgın ifadeyle bakar ve bu rencide etmeye yeter de artar bile.
Kadını dinlemeden çocuğun boy hizasında eğildim ve elini tuttum. Çocuk bana üzgün gözlerle bakıyordu. "Seni görmediğim için özür dilerim. Hatamı telafi etmek isterim. Söyle bakalım ne istiyorsun?" Bunu söylemem ile çocuk annesine döndü. Annesi kafasını salladı. Daha sonrasında ise eli ile baloncuyu gösterdi. 'Acaba bir şey daha isteye bilirmiyim?' diye en nazik şekilde sordu. Tam annesi konuşacakken "Elbette. Ne istiyorsan söyleyebilirsin." demiştim. Eliyle pamuk şeker satan bir satıcı daha gösterdi. Annesine oturmasını söyleyip baloncunun yanına gitmiştik. "Hangi renk istiyorsun bakalım minik bey?" çocuk söylediklerime karşılık utanarak mavi renkteki balonu aldı. Onun parasını ödeyip pamuk şeker satan adamın yanına gitmiştik. Pamuk şekeri alıp annesinin yanına geri götürmüştüm. Kadın bana teşekkür etmişti.
Bende babamın yanına dönmüştüm. Yani Chan oppamın yanına oturmuştum. Bana bakıp 'Kesinlikle kız çocuğu istiyorum. Bunlarla onca sene nasıl yaşamışım ben?' demesi ile minik bir kahkaha patlamıştım. 'Bunu fotoğraflamalıydım. İlk kez kahkaha attığını görüyorum Byeol.' demişti Felix önümde dururken. Vücudumdaki kan bir anda yüzüme toplanmıştı. Bu defa gülen o olmuştu. Chan oppa elini alnıma koymuştu. 'Hasta falan mı oldun yüzün kıpkırmızı.' Felix daha fazla kahkaha atmaya başladı. Gülerken onla beraber tüm gökyüzü de gülümsüyordu. Solmak üzere olan gül geri iyileşiyordu. Ne diyorum ben? "Hayır. Hava soğuk ondandır." demekle yetinmiştim. Bunun üzere Chan oppa herkesi yanına çağırmıştı. Çünkü onlarda üşümüştü.
'Hadi eve gidiyoruz.' demişti. Ev derken benim evimi kastetiğini anlamıştım. Çünkü beni bugün asla yanlız bırakmayacaklardı. İki gün önce benden haber alamadıkları için hâlen endişeliler. Kendime zarar vermediğimi gözleriyle görmeden inanmazlar. Onlar uzaktayken de kolay kolay yapamazdım zaten.
Bütün bunları düşünürken Jeongin benim elimi tutmuş ve beni sürüklemeye başlamıştı. Daldığım zaman hep eskileri anardım. Beni üzen ve bir o kadar yıkan. Beni aynı bu şekilde kurtarmıştı o düşüncelerin içinden. O odadan, o hayattan, o ebeveynlerden, o karanlıktan bu şekilde elimi tutup çıkarmıştı. Hâlâ en sevdiğim gülümsemesiyle bana bakıyordu aynı o zaman olduğu gibi. En çok sevdiğim o gamzeleriyle beni hâlâ hayata bağlamaya çalışıyordu. Her zaman kötü şeyler olmayacağını bazen bu tatsızlıkların yaşanacağını ve hep atlatacağımı söyleyen tek insandı. Onun sayesinde bu ortama girip arkadaş edinmiştim. Onun yaptığı iyilikleri nasıl öderim bilemiyorum.

Eve gelmiştik. Ve hepimiz bir köşeye oturmuş patlamış mısır bekliyorduk. Çünkü Jisung harika bir anime filmi bulduğunu söylemişti ve hepimiz beklemedeydik. Sonunda patlamış mısır ile Chan ve Minho oppa içeri girdi. Minho oppa mısırlardan birini benim kucağıma bıraktı. Sonra yanımda oturan Hyunjin'i kolundan tuttu. Hyunjin anlamsız bakışlar ile Minho oppaya baktı ve o sırada Minho oppa Hyunjin'i çekip kaldırdı ve yanıma oturdu. Ben Ve Hyunjin hariç herkes gülmeye başlamıştı. Ben ise Hyunjin'i kaldırmak için kalkacakken Jeongin bana sarıldı. Ardından omuzuma yattı. Onun bu çocuksu tavırlarına bayılıyorum. Bazen kıskandığında, bazende üzüldüğünde böyle olurdu.
'Byeol çok şanslısın.' Felix karşıdan bana yine o donuk haliyle konuştu. Yine parktaki gibi duruyordu. Sanki minik bir çocuğun kalbini kırmış gibi hissediyordum. Ona her baktığımda bu halleri ve düşüncelerim yenileniyordu. 'Sanırım bugünlük güvendesin. ' Felix'in konuşması ile kendime gelmiştim. O ne demişti? Güvendeyim? Bunun anlamı neydi şimdi? Bu çocuğun şifreli konuşması beni bir gün boğacak.
Felix daha sonra omuzuma dolu gözlerle baktı ve buruk bir gülümseme sundu bana. Omuzuma baktığımda minik Jeongin uyumuştu. Hemde bebek gibi iyice bana sarılmıştı. Herkesten çok onu kırmaktan korkuyordum. Ben gidersem kimsesi kalmayacak gibi hissediyordum. Bu zamana kadar tek ailem ve bana sahip çıkıp bütün herkesle tanıştıran o oldu.
Diğer tarafa baktığımda Minho oppa bana göz kırpmış ve omuzuna uzanmam için eliyle kafamı tutup omuzuna yatırdı. Her zamanki çapkın gülüşünü attı ve geri televizyona döndü.Minho oppa ile tanışmamız ve benim ile olan ilişkisi diğerlerinin tabiriyle garipti.Minho oppa üniversite zamanında aşırı yakışıklıydı. Hâlâ öyle ama. Ve ben Minho oppadan hoşlanıyordum. Daha sonra o bunu farketti. Daha doğrusu Chan oppa ağzından kaçırdı. Ama Minho oppa bunun biraz gençlik hevesi olduğunu biliyordu. Neyse ki benimle açık açık konuşup ondan hoşlanmamın normal olduğunu ve bazen konuşurken çileğe dönmemi sevimli bulduğunu söyledi. Daha sonra kalbimi incitmeden başka bir kızdan hoşlandığını söyledi. Kalbim kırılmış mıydı? Sanırım hayır. Onun oppam olarak kalması daha iyiydi benim için. Ne zaman başımı belaya soksam beni Chan oppadan kurtarır. Boşuna ikinci babam demiyordum.

Sonunda film bitmişti. Ben Jeongin'i kaldırmaya çalışıyordum. Chan oppa ise geri kalan herkesi. Minho oppa ise bize bakıp 'Acemiler.' demiş ve televizyona bağladığı telefonundan tüm binanın duyacağı şekilde mükemmel bir seste şarkı açmıştı. Sağır olmamak için kulaklarımı ellerim ile kapattım. Hepsi yerinden sıçramış ve uyanmışlardı. Sonunda Chan oppa telefondaki müziği kapattı. Ardından Minho oppanın kafasına sanki düşmana vurur gibi vurdu. Minho oppa kafasını tutup sızlandı ve Chan olmaya 'Ne en kısa çözüm bu baba.'. Chan oppa Minho oppaya bu sefer o ölümcül bakışlarıyla Minho oppaya baktı.'Nasıl başa çıkıcam sizinle ben? Babalıktan istifa etmek istiyorum.' deyip bizi süzdü. 'O Zaman erken doğmasaydın. Dedoş.' bu defa atılan Seungmin olmuştu. Bulduğu her fırsatta Chan oppaya 'Dedoş' derdi.
Hepimiz gülmeye başlamıştık. Daha sonra gözlerim televizyonun yanındaki gözü dolmuş ve değdiğim zaman ağlayacak bir şekilde bize bakıyordu. Bugün o gündü ona ne olduğunu soracaktım. Ama ilk önce diğerlerini göndermem lazımdı. 'Hadi etrafı toplayalım.' tabiki bunu söyleyen babamızdı. Onun için ev toplamak bir terapiydi. Bu yüzden dağınık bir yer gördüğünde onunla beraber Seungmin'de bu işi yapardı. Aramızda en titiz ikili kendileri. "Gerek yok. Ben hallederim. Hem yoruldunuz bugün. İsterseniz kalın burada." Chan oppa bana 'ciddi misin sen?' bakışı atmıştı. Diğerleri ise 'seni çok seviyorum' bakışı atıyorlardı. Yada ben öyle düşünüyordum. 'Hadi o zaman etrafı temizleyelim. Sonra yatağımızı kuralım. Yer yatağı benim.'. Minho oppa her zamanki gibi yer yatağına konmuştu. Yüzünde her zamanki alaycı sırıtışı vardı.

İçeriyi temizlemiştik ve herkes yerine yatmıştı. Minho ve Jisung kanepenin yanına yatmıştı. Koltukların birinde Hyunjin , diğerinde ise Changbin oppa yatıyordu. Koltuğa ise Chan ve Seungmin yatmıştı. Jeongin uzun süredir ( bir hafta bile olmadı) benle yatmadığı için benim yanımdaydı ve bana sıkıca sarılmıştı. 'Byeol beni bırakmayacaksın değil mi?' uykulu olduğunu biliyordum. Uyumadan önce her zaman böyle sorular sorardı. Elimi onun ipek kadar yumuşak ve gece kadar siyah saçlarını okşamaya başlamıştım. "Ben neden seni bırakayım İnnie? Sen benim tek ailemsin. Ailemi asla yanlız bırakımam.". Bunları söyledikten sonra Jeongin sanki olabilirmiş gibi daha sıkı sarıldı ve harika gülümsemesini bana sundu. 'İyi uykular Pisicik.'. "Jeongin elimin altındasın biliyorsun değil mi?"

1587 kelime
En sevdiğiniz yer?
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
Hata varsa özür dilerim.

