İçeriğe geç

Angel Boy / Lee Felix

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Angel Boy / Lee Felix

Bölüm 3

3

Eve girdiğimde ev tertemizdi. Sabah çıkmadan önce evi çok dağıtmıştım. Yine içeriden çok güzel kokular geliyordu. Mutfağa girdiğimde Felix sabah olduğu gibi bir şeyler pişiriyordu. 'Çok ayıp Byeol. İnsanları daha doğrusu melekleri dikizlemek.' bu söylediği çok komiğime gitmiş ve gülümsemiştim. Felix bana baktı ve 'Gerçekten gülebiliyormuşsun.' dedi. Ardından ev kadar sıcak gülümsemesini yüzüne taktı. İnsanı ilk saniyede etkileyen bir gülümsemesi vardı. Sanırım ona bir günde güvenmemim sebebi de buydu.

'Hadi acıkmadın mı? Akşama kadar çalıştın. Ama ilk önce üstünü değiştir.' Felix bir yandan bunları söylüyor bir yandan da masayı hazırlıyordu. Belkide her insanın ona güven ve sevgi veren birisi olmalıydı hayatında. En azından ona sahip çıkan ve düşünen kişiler lazımdı.

'Byeol. Hadi yemek soğuyacak. Eğer gitmezsen sen gelmeden hepsini bitiririm. Çabuk.' Felix'in seslenmesi ile düşüncelerimi bıraktım. Ve odama yürümeye başladım. Üstümü giyindim ve yüzümü yıkamaya banyoya gitmittim. Yüzümü yıkadıktan sonra aynaya bakmıştım. Acaba Felix'te benle dalga geçermiydi? Bu çilli suratla o da iğrenirmiydi? Sonuç olarak ilkokuldan beri bu çiller daha doğrusu lekeler yüzünden fazlasıyla zorbalığa uğramıştım. Tabiki yanlız bırakılmıştım. Ama iki kişi benim her zaman yanımdaydı. Jeongin ve Seungmin. Onlara çok şey borçluyum ama nasıl ödeyeceğimi bilemiyorum. Hatta bir keresinde dışlanıyorum diye kendi yüzlerine siyah kalemlerle çil yapmışlardı. Bütün hafta boyunca öyle gezmişlerdi. Sırf dışlanmamam için.

'Sonunda.' Felix tekrar gülümsemişti. Masaya oturduğumda yüzüme bakmış ve gözbebekleri büyümüştü. 'Seninde mi çillerin var?' Felix çok heycanlı bir şekilde oturuyordu. "Evet. Yoksa kötü mü görünüyor?" 'Hayır o anlamda demedim. Benim de var ama bende pek çillerimden hoşlanmıyorum. Seninkiler gibi değiller. Seninkiler çok güzel bence gizlememelisin.' Felix bunları söylerken utanmıştım. Cidden güzellermiydi? Tabiki bunca zamandır dikkatli incelememiştim yüzümü. Bir dakika Felix'te de çil vardı. Aşırı merak etmiştim. "Felix acaba senin de çillerini görebilir miyim? Tabi sen istersen." Felix bana bakmış ve kafasını sallamıştı. 'İlk önce yemek.' bu sözleri bana Changbin oppayı hatırlatmıştı.

Yemeğimizi yemiştik. Felix'e herzaman ki gibi teşekkür etmiştim. O'da bana etmişti. Nedenini sorduğumda ise ' bu evde kalmama izin verdiğin için' demişti. Nedense bu halleri çok tatlıydı. Ayy! Yine ne diyorum ben?

Bulaşıkları kaldırmaya başlamıştık. Ben yaparım desemde Felix beni dinlememiş ve beni zorla salondaki koltuğa oturtmuştu. Göz ucuyla mutfağa bakıyordum. Felix bulaşıkları dikkatli bir şekilde yerleştiriyordu. Üstündeki beyaz kıyafetler yüzünden fazlasıyla şık görünüyordu. Bir dakika onun kanatları nerede? Daha yeni fark ediyorum. Felix'in kanatları eve geldiğimden beri yoktu.

"Felix." Felix bana dönmüştü. 'Efendim Byeol.' "Kanatların nerede? Sabah vardı şimdi neden yok?" Felix işini bitirmiş. Sonrasında yanıma oturdu. Ve o parlak kahverengileri bana çevirdi. 'Görmek istermisin?' Kafamı yukarı aşağı salladım. Felix gömleğinin düğmelerini açmaya başlamıştı. " Felix napıyorsun?" demiş ve gözümü ellerimle kapatmıştım.

Gözlerimi kapattığım sırada Felix bana seslenmişti. 'Byeol beni sapık falan mı sanıyorsun?'. demiş ve ardından cümlesine devam etmişti. 'Gözünü açabilirsin.' Felix bana sırtını dönmüştü. Ama sorun sırtının bir kısmının açık olmasıydı. Ve orada kanat şeklinde bir dövme vardı. "Şimdi bunlar senin kanatların mı? O zaman istediğin zaman çıkabiliyor. Yani insanların yanındayken böyle mi oluyor?" Felix olumlu manada kafasını sallamıştı. Ve geri düğmelerini iliklemişti. Daha sonrasında bana dönmüştü. 'Çillerimi görmek istemiştin değil mi? Hemen yüzümü yıkayıp geliyorum.' dedi ve yanımdan kalktı.

Aradan en fazla bir dakika geçmişti. Ve Felix gelmişti. Yanıma oturdu. Ve suratını bana doğru çevirdi. Çilleri gerçekten çok güzeldi. Sanki galaksideki yıldızlar onun yüzündeydi. 'Demek ki sadece kaderimiz benzemiyormuş. Çoğu yaşam ve çil izlerimiz de benziyormuş.' " Kaderlerimiz aynı mı?" Yine kafam allak bullak olmuştu. 'Evet kaderleri benzeyen insanlar ile melekler birbirine bağlanır. Yani senin kaderin benimkine az da olsa benziyor.' Ne yani şimdi oda mı benim gibiydi? Umarım benim gibi zorba değildi.

Biraz daha konuştuktan sonra aklıma gelen fikir ile dışarı çıkmıştık. Felix burada kaldığı zaman giyecek kıyafeti yoktu. Bu yüzden ona giyecek bir şeyler almaya ve alıştırmalık almak için çıkmıştık. Tabiki ilk önce kıyafet almaya gittik. Çünkü yiyecek şeyler almaya gitseydik bütün marketi alıp çıkardım. Elimizde yük olmasın diye ilk önce kıyafet almaya bir mağazaya girdik. Felix eline gelen bir kaç tane gömlek ve pantolonu almıştı. Ama bir hafta sonra en sevdiğim mevsime giriyorduk SONBAHAR. Bu yüzden Felix'e kazak almasını önerdim. Bana bakıp teşekkür etti. Ardında ikişer tane beyaz ve siyah kazak aldı. Bir tane de palto. Tabiki bende de para ağacı yoktu. Ama pek harcama yapmayı sevmezdim. Bu yüzden Jeongin'nin tabiriyle 'zenginim'.

Kıyafetleri de alıp eve geçmiştik. Evdeki bir odayı Felix için ayarlamaya karar verdik. Bugünlük olmazdı. Çünkü komşularımdan azar işitme havasında değildim. Felix'te bunu fark etmiş olmalı ki bugünlük salonda yatabilirim dedi.

Ama sonuç olarak o benim odamda ben ise salondaydım. Yatağı yapmaya çalışıyordum. Felix 'Bırak bari yatağı yapmana yardim edeyim.' dedi. Ve elindeki eşyaları elime verdi. Ardından hızlıca yatağı yapmıştı. 'Son olarak' dedi uykulu sesiyle Felix. Hızlıca bana döndü ve yavaşça sarıldı. Kulağıma eğilip 'İyi geceler Byeol.' demiş. Yine en samimi gülüşünü vermiş ve odaya gitmişti.

Tepki veremiyordum. Ama vücudumdaki kanın hızlıca yüzüme çıktığına emindim. Yatağa yatmıştım. Ama yüzümde şapşal bir gülümseme vardı. Felix'in ki kadar olmasada bir gülümsemeydi.

Sabah kapının ard arda çalınmasıyla uyanmıştım. Sabah sabah kim acaba diye düşündüm. Ardından aklıma gelen kişiler ile Felix'i evden kovmam gerekliydi. Yada meleğe geri dönüşmesini istemem gerekirdi. Çünkü o zamanlar sadece ben görüyordum.

Bunları içimden geçirirken odama gelmiştim. Uyuyan Felix'e bakmak aynı minik bir bebeğe bakmak gibiydi. O kadar sevimli duruyordu ki onu uyandırmak istemedim. Ama ardından hepsinin soracağı özellikle Hyunjin ve Jisung'un soracağı sorulardan ve girecekleri 'Drama Queen' hallerini hayal bile edemiyordum. Bu yüzden Felix'i sarsmaya başlamıştım. En sonunda uyanmıştı. "Felix çabucak gitmelisin yada meleğe dönüşmelisin veya görünmez olmalısın. Bizimkiler burada." Felix ne dediğimi başta anlamamıştı. Uykulu haliyle apar topar ve rap söyler gibi tek nefeste söylemiştim.

Daha sonra anlamış bir şekilde kafasını sallamıştı. Kanatları çıkmıştı. Felix hâlâ uykulu gözlerle bana bakıyordu. "Çok özür dilerim. Aniden uyandırdım ve tüm bunlar..." 'Sorun değil ve lütfen özür dileme olur mu Byeol?' Olumlu anlamda kafamı salladım. Ve salona gidip oradaki yatağı kaldırmaya çalışıyordum. 'Ben hallederim. Sen kapıya bak.' Dedi ve beni kapıya doğru çevirdi.

Cidden bir gün binadaki insanlar eve FBI baskın yaptı sanacak. Kapıyı açmam ile Hyunjin ve Jisung'un üstüme atlaması bir oldu. Ama kenara çekildiğim için ikiside yere düşmüştü. Changbin oppa bu ikiliye gülerken Chan oppa onları azalıyordu. Sonunda hepimizin susması adına bir hareket yaptı. Bir anda sesizlik oldu. Chan oppaya teşekkür bakışları atıyordum. Sonrasında Minho oppa içeri girdi. Chan oppa onun hep asi olduğu için ona ileniyordu. Bu sırada Chan oppa hariç herkes içeri girmişti. Daha sonra bana bakıp' Sen olmasan bunlara katlanamam kız evlat herşeydir.' dedi ve içeri girdi. Bense ayakkabıları düzenlemeye başladım.

Hepsi oturmuş beni bekledikleri her halinden belli oluyordu. Hayır bu Chan oppanın ' Soru cevaplamak zorundasın' bakışıydı. Minho oppa ise onu gözüyle uyarıyordu. "Chan oppa ne sormak istiyorsan sorabilirsin." 'Emin misin Byeol?' 'Hanım' demediğine göre bu konu basit bir konuydu yada Minho oppam beni koruyordu. Kafamı yukarı aşağı salladım.

'Dışarıda yemek yiyelim diyecektim. İstersen arkadaşınıda çağırabilirsin.' İşte yine babalık güçleri aktif. Ama çok korumacı bir baba. Şu zamana kadar tüm sevdiğim kişilerin neler yaptığını ve nerdeyse sicillerine kadar öğrenebilen bir insandan bahsediyoruz. Tamam biraz abartmış olabilirim. Ama öyle hissettiriyor. 'Bence gelmesine gerek yok. Bizbize yiyelim. Byeol ne zaman isterse o zaman tanıştırır bizi. Değil mi Byeol?' Minho oppa her zamanki gibi beni kurtarmıştı. Ona teşekkürler bakışı atarken bana göz kırptı. "Evet. Biz bize olalım." demiştim. Herkes kabul etmişti. 'Hadi o zaman Byeol çabuk giyin bu aç insanı fazla bekletme.' Changbin oppa her zaman ki gibi şaka yoluyla hazırlanmamı söylediğinde odama koşmuş ve hazırlanmıştım. Üstümü değiştiriken tabiki Felix'i odadan kovdum. Yine bana' Ben sapık mıyım ne diye odana gireyim?'demişti. Bense aşağıda diğerleri ile beklemesini söylemiştim. Jeongin'in geçen hafta sana çok yakışır diye aldığı pembe bir etek ve ceket takımının içine bir de gömlek almıştı. Bugün bunları giyebilirdim. Hemde Jeongin'nin gamzelerini görebilirdim.

Odadan çıkıp salona gelmiştim. Jeongin dediğim gibi gamzelerini göstererek bana bakıyordu. Felix ise koltuğun arkasından bana şaşkın ve bir o kadar sevimli olan haliyle bakıyordu. Diğerlerininde farklı bir hali yoktu Felix'ten. Chan oppa herkesi geri hayata döndürmek için ellerini birbirine vurmuştu. 'Hadi öyleyse yemeğe.' demişti. Diğerleri kapıya koşarken Minho oppa bana kolunu uzatmıştı. Onun flörtöz hallerine alışkındım. Çünkü bende öyleydim. Ayakkabılarımızı giydik ve oppamın koluna girdim. Ama diğerlerinden geride kalmıştık. Bir anda 'Bu defa yediklerini kusma.' demişti. Nasıl anlamıştı? 'Bana ve etraftakilere gergin bir şekilde bakıyordun.' bazen beynimi okuduğunu düşünüyorum. Mırıltı halinde " Tamam ." demiştim. 'Hadi diğerlerine yetişmeliyiz.' dedi ve elimi tutup koşmaya başladık.

1346 Kelime...

En sevdiğiniz yer?

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Hata varsa özür dilerim.

Bölüm sonu

2 yorum