İçeriğe geç

Angel Boy / Lee Felix

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Angel Boy / Lee Felix

Bölüm 2

2

İş yerime gelmiş ve masama oturmuştum. Tabiki Felix beni yanlız bırakmadı. Melek olduğu için gizlenebileceğini söylemişti. İstemeden güven veriyordu. Ve ben de istemeden güvenmiştim. Çünkü ilk kez biri bana bu kadar huzur ve güven verdi. Ben bunları düşünürken yanımdaki sandalyenin çekilmesiyle düşüncelerimi bir kağıt parçası gibi buruşturup attım. Yanıma Bada oturmuştu. Elinde bir kutu vardı.Ve bana dönüp yine o itici bakış ve gülüş ile oturdu. Oysa ki bana bunların hepsini yapan olmasına rağmen...

Bazen hayatınıza giricek kişileri seçerken dikkat etmek gerekir. Evet neredeyse herkes bundan bahseder. Ben de o hataya düşmüştüm. Arkadaş seçimi yaparken olmuştu bu. Ortaokulda zorbalık yapan, zayıf veya güçsüz olduklarını zanneden, insanlara unutamayacakları hatıralar bırakan o iğrenç insanlardan biriydim. aşağılayan o iğrenç insanlara asla sesi çıkmayan . Arkadaşlarım daha fazla zarar görmesin diye yapmıştım bunu ama olmadı. Belkide gözüm açılmalıydı ağlayan kişileri gördüğüm zaman. Durdurmalıydım onları kıstırıp işkence ederken sesim çıkmalıydı. Ben yapamamıştım. Ve bedelini ağır ödemiştim.

Omuzumda hissettiğim el ile kendime geldim. Minho oppa endişeli ve bir o kadar kızgın yüz ifadesi ile bana bakıyordu. " İyimisin Byeol ? 3 dakikadır sana sesleniyorum." 'İyiyim dalmışım.' Minho oppa omuzumdan duran elini çekti ve bana sarıldı. Sonrasında benden ayrılıp " Dün neden aramalarıma bakmadın? Ne kadar merak ettim seni haberin var mı?" dedi ve alnıma bir fiske vurdu. Daha sonra elini yumruk yaptı serçe parmağını kaldırıp bana uzattı. " Bana söz ver Byeol. Bundan sonra bensiz hareket etmeyeceksin." Bende aynı şekilde ona serçe parmağımı uzattım ,hafifçe kıvırdım. Sonrasında başparmaklarımızı birleştirdi. 'Sözünü aldım Byeol. Bir daha bana sormadan hareket edersen seni Hyunjin'nin eline bırakırım bu defa kurtarmam!' Minho oppa ile üniversitede tanışmıştık. Hyunjin'den sonra ikinci en O beni arkadaşlarıyla tanıştırmıştı ve bende aynısını yapmıştım. Benim zaten fazla arkadaşım yoktu.

Hyunjin' ni severdim ama eğer bizim ortamda ise düzgün bir konuşmamız geçmezdi. Normalde onun konuştuğu kızların ona yüz vermediği için mızmızlanmasanı dinlerdik. Ama bana her zaman destek olan yediliden biri.

'BYEOL NERDESİN SEN?' iti an çomağı hazırla demişler boşuna değilmiş. Tabiki özlenen iki kişi de gelmişti. Bu iki barışın sesi Hyunjin ve Changbin oppanındı. Hyunjin ağlarmış gibi yapıp bana sarıldı.

Ardından Changbin oppa onu itip bana sarıldı (aslında kemiklerimi kırmaya çalıştı). Changbin oppam benim budyguardım. Chan oppa benim korumam olsun diye Changbin oppayı seçti çünkü aramızda en kuvvetli o. 'Seni ne kadar merak ettim~? Neden aramalarıma bakmadın? Yoksa bizi sevmiyor musun? Daha doğrusu beni sevmiyor musun?' ağlamaklı sesi ile.

Hyunjin bunun gibi daha fazla soru soracağına emin olduktan sonra tam cevap verecekken müdürümüz daha doğrusu hepimizin öz abisi olarak bilinen Chan oppa gelmişti. Kendisi Minho oppadan sonra ikinci kurtarıcımdır. 'Kızı bi rahat bırakın. Kendinisi cevap verir zaten. Vermesse ne olacağını biliyorsun değil mi Byeol?'. Kurtarıcım demiştim değil mi? Unutun onu. Ama aramızda en büyük. Genelde kavgaları çözen, hepimize destek veren, en öz olmasada öz olan oppamız yada hyungumuz. Diğerlerinden beni hep ayrı tutardı. Çünkü onlardan daha narin ve daha olgun olduğumu söylerdi. 'Hadi işimize. Bittiğinde konuşuruz.' Tüm bu olaylar yaşanırken Bada çıkmış gitmişti. ' Bada artık farklı ofiste çalışıyor. Kendisi gitmek istediğini söyledi. Bende durdurmadım.' Chan oppa bunları söyledikten sonra elini omuzuma koyup bana hafifçe gülümsedi. Mükemmel gamzeleri ortaya çıkmıştı. 'Hadi oturalım.'. " Ha, Chan oppa diğerleri nerede? " demiştim çünkü sadece beş kişiydik ve geri kalan üç kişi yoktu. 'Jisung uyanmamış onu uyandırmaya çalışıyorlardı. Öğle yemeğine yetişiriz dediler.' minik bir gülümseme olmuştu yüzümde. 'Sen gülümseye biliyormuşsun.' kulağımda hissettiğim nefes ve derin ses ile irkildim. Felix kapının oraya yaşlanmış ve bana bakıp gülümsüyordu. 'Hey! Byeol bir sorun mu var? Hadi çalışmamız lazım.' Chan oppanın bana seslenmesi ile onlara döndüm ve yerime oturdum.

Yemek için hepimiz dışarı çıkmıştık. Hâlâ Jisung oppa ve ikili silahşörleri bekliyorduk.' Eğer burda bayılırsam suç Jisung'un.' Hyunjin her zamanki gibi mızmızlanıyordu. Changbin ve Chan oppa ise Hyunjin'e göz devirip, susmasını söylüyorlardı. Ama o bir Hwang Hyunjin'di ve asla mızmızlanmadan yada konuşmadan durmazdı.

Ben ve Minho oppa ise bir bankta oturuyorduk. Tabi ki biraz Hyunjin ile tartışmış ve Chan oppa zorla beni oturtmuş olabilir. Minho oppa her zamanki gibi yanıma oturmuştu. Tabiki gölge tarafa sen otur kavgasını kazandıktan sonra. 'Byeol yine kendine zarar vermeye çalışmadın değil mi?' kafamı eğmiştim hafif yüzümü ona doğru çevirdim ve Minho oppa ile saniyelik bakışmıştık. 'Bari diğer dördü için çabala. Onlar seni iyileşmiş olarak biliyorlar.' mırıltı şeklinde " Tamam" diyebilmiştim. Bende kendime bunu yapmak istemezdim. Onları üzmeye hakkımda yoktu. Bu yüzden toparlanmalıydım. Ama korkuyorum. Daha kötü şeyler başıma gelirse diye. Onları daha fazla üzersem diye. Minho oppanın bana sarılması ile gözlerimin dolduğunu anladım. 'Byeol ben her zaman yanındayım ve diğerleride öyle oppalarına güvenmiyor musun sen Çilek kız?' son söylediği söz yüzünden tüm ciddiyetimi kaybetmiştim. Minho oppa ile ilk tanıştığımızda utandığımdan dolayı hep yanaklarım kıpkırmızı olurdu bide çillerim olduğundan bana bu lâkabı takmıştı.

'BYEOL BURADASIN! ÇOK ENDİŞELENDİM.' bu kişi Jisung'tu aramızda bir gün olsada kendisine 'oppa' dememi isteyen Jisung'tu. Kendisi okulun favori öğrencisi ve komedyeneydi. Ne zaman ciddi bir şekilde konuşmak istesek hemen her şeyi şakaya vurabiliyordu. Bana doğru koşarak geliyordu. Ve beni aynı Changbin oppa gibi sıkı bir şekilde sarılarak daha doğrusu kemiklerimi kırmak için uğraşarken Seungmin Jisung'u benden ayırdı. Ve kendisi bana sarıldı.

Normal şartlar altında kimsenin özelliklede Seungmin'nin birine sarıldığını göremezsiniz. Aramızda ki en sakin ve Jeongin'den sonra en olgunumuzdur. Seungmin ile çocukluk arkadaşı olduğumuzdan beni en iyi okuyan kişiliktir. Ve en çok çalışan ve titiz olan da odur. 'Bizi çok korkuttun ve endişelenirdin. Telefonu süs diye mı taşıyorsun sen?' " Endişelenme mong mong buradayım ve hayır telefonumu süs yerine taşımıyorum." bana kızgın bir şekilde baktı 'Normalde olsa kızardım ama bu defa istisna.' demiş ve benden ayrılmıştı.

Seungmin benden ayrıldıktan sonra Jeongin'nin gözleri dolmuş ve bana çocukluğumda ağlamadan önceki yaptığı suratla bakıyordu. " İnnie~" demiş ve ona sarılmıştım. Sarılma kotam dolmuştu ama o her zaman istisnaydı. 'Byeol çok korktum beni bırakacaksın diye.' bunu söylerken en üzücü ve en endişeli sesiyle söylemişti. Benimde gözlerimin dolmasını sağlamıştı. "Burdayım İnnei. Ben seni bırakmam. Artık ağlama." Jeongin benim en yakın olduğum ve tüm çocukluğunu geçirdiğim kişiydi. Bana çok bağlıydı. Aslında bende ona. Hatta Minho oppa ile ilk tanıştığında bizi ikiz sanmıştı. Okuludaki kızların gözdesi. Tabiki iyi bir kuzen olarak onun temas sevmediği halde sarılırdım. Beni en iyi tanıyan ve yüz ifadelerimden herşeyi algılardı. Çünkü çocukken başım ne zaman bir iş gelse Jeongin'e koşardım. O beni anlar ve dinlerdi. Annem ve babamın aksine....

Hyunjin bizi ayırdı. 'Yeter bu kadar sarılma ve ağlama.' Sonra Changbin oppa lafa bodoslama daldı. 'Evet acıktım ben. Hadi yemek yemeye gidelim.' Changbin oppa benim koluma girip beni çekiştirmeye başladı. Jeongin'e beni kurtar bakışı atıcaktım ama onunda koluna Jisung oppa girmişti ve zorla yürütüyordu.

Chan oppa herkesin istediği yemekleri ezbere bildiğinden gidip sipariş vermişti. 'Evet Byeol hanım bize ne olduğunu anlatacakmısın?'. Ne demem gerekiyordu? Dün intahar etmek istedim ama bir melek beni kurtardı. Sonra sabah bana kahvaltı hazırladı. Daha sonra beni iş yerine getirdi. Bütün bunları düşünürken Felix bir anda bana seslendi. Karşımda oturan Minho, Chan ve Jisung'un arkasından bana bakıyordu. 'Kendini bu kadar kasmasan. Benim söylediklerimi söyle tamam mı?' Evet anlamında başımı hafif bir şekilde oynattım. "Bi arkadaşımın yanındaydım." Tüm arkadaşlarım bana şaşkın gözlerle bana bakıyorlardı. Haklılardı şu zamana kadar onlardan başka arkadaşım olmamıştı. Chan oppa tekrar soru soracakken Jeongin onu durdurdu ve bana döndü. 'Byeol bunu neden söylemedin? Neyse seni bugün çok bunalttık. Bu yüzden istediğin bir tatlıyı seç . Ben ısmarlıyorum.' Jeongin bunları söylerken diğerleri de mızmızlanıp 'bize neden ısmarlamıyorsun?' demişlerdi. Jeongin ise 'Benim para ağacım yok hatırlatırım.' demişti. İnanmış oldukları için çok mutluydum. Ama eminim ki Chan oppa kim olduğunu öğrenmek ister. Bazen kendisi benim ikinci babam olabiliyor. Yemeklerimiz gelmişti. Changbin oppa 'sonunda' diye bağırmıştı. Ve herkes bize dönmüştü. Restoran sahibi iyiki bizi atmamıştı.

Yemeklerimizi bitirmiştik. Daha sonra Jeongin'den bana büyük tabakta olan dondurmadan almasını istemiştim. Herkesin yemesi için almıştım. Chan oppa bunun fark edip göz kırpmıştı. Günün geri kalanında biraz yürüyüş yapmıştık. Çünkü çok fazla yemiştik. Gerçeği ben hepsini kusmuştum ama. O son dondurmayı gerçekten yememeliydik. En sonunda iş yerine gelmiştik. Sabaha göre daha az dosya işimiz vardı. Benim işim bitmişti. Eve gitmek için Chan oppadan izin almış ve eve geçmiştim. Sanki ailemden ayrılmış gibi hissetmiştim. Çünkü onlar arkadaşım değil ailemdi.

1309 kelime

Evet Jeongin'ni aynı yaşta yaptım.

En sevdiğiniz yer?

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Hata varsa özür dilerim.

Bölüm sonu

8 yorum