İçeriğe geç

Angel (Omegaverse)

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Angel (Omegaverse)

Bölüm 4

Canavar

İyi okumalar 🦋

_____

Hyunjin, kucağında taşıdığı baygın bedeni kırılgan bir cammış gibi yavaşça yatağa bırakmış ve doktorun gelmesini beklemişti.

Tabi o sırada yıllardır özlemini çektiği kokuyu bol bol ciğerlerine dolduruyordu....

"Feromon bezinde ciddi hasarlar var. Vücudu çok zayıf düşmüş ve fazla darbe almış. Şu an yarası çok derin değil iyileşir ama feromon bezine verilen hasar kurduna verilmiş hasar demektir. Sıkı bir tedaviye ihtiyacı var"

Hyujin, doktorun dediklerini dikkatlice dinliyordu ama gözleri yatakta yatan küçük bedenin üstündeydi.

Doktor gittikten sonra küçüğün üzerindeki kanlı tişörtü çıkarmış ve kalın bir kazak giydirmiş, sonra da üstünü örterek yatağın kenarına oturmuştu.

Düşünmeden edemiyordu. Onca yıldır neredeydi? Kül olmuş bir evden nasıl sağ çıkmıştı? Neden bu durumdaydı? Kim, niye ve hangi cesaretle ona zarar vermişti?

Düşünmekten deli olacakmış gibi hissettiğinde ayağa kalkmış ve kendini odanın dışına atmıştı. Temiz kafayla düşünmeliydi ve şu an kafası kesinlikle temiz değildi. Odanın ışığını ve kapısını kapattıktan sonra oradan uzaklaşmıştı.

M: "Dur dur nereye gidiyorsun"

Minho, elini Hyunjin'in omzuna koyarak onu durdumuştu. Ama Hyunjin, anında Minho'nun elini itmişti.

H: "Sana kaç kez bana dokunma diyeceğim"

M: "Sinirlenmen hoşuma gidiyor"

H: "Ben senin kralınım"

M: "Bon sonon korolonom"

H: "Kellen gidecek"

Minho elini kalbinin üstüne koyarak korkuyormuş numarası yapmıştı. Evet bu komikti ama şimdi gülmek için doğru zaman değildi.

M: "Bana ne olduğunu anlatacak mısın? Tüm krallık seni "lanetli kral" olarak tanıyor. Herkes sonsuz hayata sahip, ruh eşi olmayan bir kurt biliyor seni. Ve bir dolunayda puff diye ruh eşin ortaya çıkıyor. Kimse onu tanımazken sen ona aşk dolu bakışlarla bakıyorsun. Ve üstelik şu an sarayın içinde. Vee bil bakalım kimin odasında aaa senin odanda, kralın odasında uyuyor. Ha bir de ona özel doktor bile getirttin"

Nefes almadan hızlı konuşan bedenin kurduğu cümleleri ve sorduğu soruları aldırmadan yürümeye devam etmişti Hyunjin.

H: "Sarayın duvarındaki veletleri hallet. Görmedim zannediyorlar."

Dedikten sonra yürümeye devam etmiş ve kendini balkona atmıştı. Soluduğu temiz hava hoşuna gitmese de biraz sakinleşmesi ve düşünmesi gerekiyordu.

...

Minho, Hyunjin'in delirdiğini zamnederek dışarı çıkmış ve sarayın etrafında duvarlara bakarak dolanmaya başlamıştı.

M: "Bu gerçekten kafayı yemiş. Duvarda ne görmüş? Kuş falan mı? Hem sarayın etrafına 3 tane muhafız koyarsan duvarına kuş da konar, inek de"

Kendi kendine konuşurken sesler duymuş ve adımlarını yavaşlatmıştı, Minho.

J: "PARLADI PARLADI KRALDA PARLADI"

S: "Gördüm Jisung sakin ol"

J: "BAK BURAYA ÇIKMASAYDIK GÖREMEYECEKTİK. KRALIN RUH EŞİ VARMIŞ. SEUNGMİN KRALIMIZ LANETLİ DEĞİLMİŞ"

S: "Artık gidelim mi?"

M: "Hemen aşağı inin. Kralın emridir"

Duydukları ses yüzünden, Seungmin ve Jisung oldukları yerde donup kalmıştı.

M: "Kendi isteğinizle iniyor musunuz? Yoksa indireyim mi?"

Seungmin hemen duvara tutunarak, hızlı hareketlerle duvardan inmiş ve Minho'nun karşısında baş eğmişti.

S: "Özür dileriz efendim. Hepsi bizim hatamız. Hemen gidiyoruz. Kral'a özürlerimizi iletin lütfen"

Seungmin yanında sandığı arkadaşını da alarak gidecekti ama o an farketti Jisung'un hala duvarda olduğunu. Ve sertçe yutkundu.

J: "İnmiyorum. Hadi gel de indir"

Jisung göğsünü kabartarak söylenmiş ve yüzünü "onu indirmeye çalışan" adama çevirmişti. Anında gözleri büyümüştü. Karanlıktı ama Jisung o yüzü tanımıştı. Tabi unutulacak bir yüz de değildi.

Minho büyük gözlerle ona bakan bedene sert bakışlar atmıştı. Ne yapacağını şaşıran Jisung ise dengesini koruyamayıp aşağı düşmüştü. Hem de sağ kolunun üstüne. Çıkan düşme sesinden anlaşıldığı kadarıyla çok acımış olmalıydı.

Jisung bozuntuya vermeden hemen ayağa kalkmış arkadaşının yanına geçerek baş eğmişti.

J: "Özür dilerim, özür dilerim"

Bu sefer Minho da karşısında duran bedeni tanımış olmalıydı ki gözlerini büyüttü.

M: "Sen o çocuksun"

Jisung içinden "şimdi boku yedim" dedikten sonra olayı bozuntuya vermemeye çalıştı.

J: "H-hangi çocuğum?"

M: "götünü köpek ısıran çocuksun"

Seungmin kendini tutamamış kıkırdayarak gülmüştü.

J: "Isırmamıştı o bir sevgi öpücüğüydü"

M: "Ağlayarak üzerime koşmana neden olan şey öpücük müydü?"

Jisung eğik olan başını kaldırmış ve sert sandığı bakışlarıyla yakışıklı surata bakmıştı.

J: "Bir kere seni omega sandım. Alfa olduğunu bilseydim üstüne koşmazdım"

Bu sefer Seungmin'in gülüşüne Minho da katılmıştı.

M: "Cezalısınız, sarayı temizleyeceksiniz. Benimle gelin."

Kral Hyunjin'in garip hareketleri yüzünden sarayda işe başlayan her hizmetçi 2 gün sonra işi bırakıyordu. Minho da krizi fırsata çevirerek sarayı temizleyecek kişiler bulmuştu. Biraz cezalandırmaktan bir şey olmaz.

...

Hyunjin kendini toparladıktan sonra içeri girmiş ve ruh eşini bıraktığı odaya doğru ilerlemişti. Yaklaştıkça burnuna dolan bebeksi kokuyla gülümsedi.

Kapıyı sessizce açtığında ilk yatağa baktı ve onu orada göremeyince gözlerini odada gezdirdi. Yatağın kenarında, duvarın köşesinde oturmuş, dizlerini karnına çekerek, sessizce ağlayan küçük bedeni görmüştü.

Yaklaşıp, onun boyuna yetişmek için diz çökmüştü. Elini küçük bedenin dizine koyduğunda, gamma'nın dudaklarından "dokunma" diye çığlık çıkmıştı.

Hyunjin neye uğradığını şaşırdığı için hemen ellerini yukarıya kaldırmıştı.

H: "Şşh tamam dokunmuyorum. Sakin ol"

Küçük beden burnunu çekerek, başını dizinden kaldırmış ve dikkatlice Hyunjin'e bakmıştı.

H: "Neden ağlıyorsun? Bir yerin mi ağrıyor?"

Hyunjin olabildiğince sessiz ve sakin tonda konuşmuştu. Çünkü karşısındaki küçüğün 19 yıldır neler yaşadığını bilmiyordu. Ve isteyeceği son şey küçük gammasını kotkutmak olurdu.

Küçük beden ağlamaktan kısıklaşan sesiyle "çünkü karanlık" demişti. Hyunjin ise anlamaz bakışlar atmıştı.

Delta, elini uzatarak ışığı açmıştı.

H: "Bak buradan ışığı açabilirsin. Ağlamana getek yok"

Gamma sanki işk defa ışığı açmayı öğreniyormuş gibi şaşkınca bakmış ve eğik olan başını biraz daha kaldırmıştı.

H: "Adın ne?"

F: "Felix"

H: "Felix mi?"

Felix, başıyla onayladıktan sonra çekinse de, korksa da konuşmaya çalıştı.

F: "Annem ölmeden önce ismim Felix olsun istemiş. Sonra babam ismimi Felix koymuş ama..."

Küçük beden cümlesini tamamlamadan etrafına bakınmış ve sesini biraz daha kısarak devam etmişti.

F: "ama onu da bir canavar öldürmüş"

Hyunjin duyduğu cümle karşısında derin bir nefes almıştı. Sanırım o canavar kendisi oluyordu.

H: "Canavar diye bir şey yok. Aç mısın?"

Felix, ağır ağır başını onaylar anlamda sallamıştı. Hyunjin ise ayağa kalkarak elini, yerde oturan gamma'ya uzatmıştı.

H: "O zaman yemek yiyelim"

Gamma, bir süre Deltanın ona uzattığı eline bakmış ve eli tutmadan kendi ayağa kalkmıştı. Hyunjin, Felix'in temastan kaçındığını anlamıştı. Ne kadar komik değil mi? O yıllardır gammasına temas etmek için yanıp kül oluyordu ama küçüğü temastan kaçıyordu.

Kocaman sarayda, odadan, mutfağa kadar küçük adımlarla Hyunjin'in hemen arkasında yürümüştü Felix. Aslında yaşadığı şeylerden sonra Hyunjin'e güvenmemeliydi ama içinde bir his güvenmesini söylüyordu. Hem de Felix uyandığında boynundaki yara tedavi edilmişti, üstelik Hyunjin, Felix için ışığı açmıştı. Çok küçük detaylar olabilirdi ama bunlar bile yetiyordu Felix'in kendini güvende hissetmesine.

Mutfağa girdiklerinde, kralı ilk defa mutfakta gören işçiler hayrete düşmüş ve resmen gözleriyle Felix'i yemeye başlamıştılar. Felix ise küçük bedenini Hyunjin'in arkasına saklamaya çalışıyordu.

H: "Herkes çıksın"

Kralın emriyle birkaç saniye içinde mutfakta sadece ikisi kalmıştı. Hyunjin, büyük kazanlara yaklaşmış, ikisi için de tabaklara yemek koymuştu.

Kendisi de mutfaktaki sandalyeye oturduktan sonra yemekleri masaya bırakmıştı.

H: "Otur hadi"

Felix sandalyeyi çekerek oturmuş ve çubukları eline almıştı. Hyunjin'in yediğini gördüğünde o da yemeye koyulmuştu.

Hyunjin ise kaçamak bakışlarla onun tatlı tatlı yemek yiyişini izliyordu. Hala inanamıyordu. Yıllardır özlemini çektiği ruh eşinin önünde olduğuna inanamıyordu.

H: "Anlatmak ister misin"

Sessizliği sonunda bozan Hyunjin olmuştu. Felix ise ağzındaki lokmayı yutarak parlayan gözlerini Hyunjin'e çevirmişti.

F: "Ben senin adını bilmiyorum ki"

H: "Bana adımla mı seslenmek istiyorsun?"

F: "Başka nasıl sesleneceğim ki?"

Hyunjin gülümsemişti. Karşısında yeni doğmuş bebek kadar masum biri vardı. O kadar masum ki kendisinin kral olduğundan haberi bile yoktu.

H: "Sen öyle istiyorsan... adım Hyunjin"

Felix memnun olduğunu bildirmek için gülümsemişti. Ama bu gülümsemeyle karşısındaki kişinin kalbini nasıl hızlandırdığından habersizdi.

______

Umarımke bölümüke beğenmişsinizdirke

Oy vermeyi unutmayın 😌

Bölüm sonu

27 yorum