İçeriğe geç

Angel (Omegaverse)

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Angel (Omegaverse)

Bölüm 3

Kanlı dolunay

İyi okumalar 🦋

Not: Modern zaman krallığındayız

______

19 yıl sonra...

Her sene olduğu gibi, bu sene de kanlı dolunay vardı. Yılda bir kere olan bu dolunay gecesinde tüm Kore krallığı saray'ın önünde toplanıyor ve kanlı dolunayın, kırmızı ışıklarının onları seçmesini bekliyordu.

Dolunay kırmızı ışığıyla iki ruh eşinin üzerinde parlar ve o gece onları birleştirirdi. Hyunjin de 19 yıl önce küçük gammasını kanlı dolunay ışıkları altında bulmuş ama 2 gün sonra kaybetmişti. O yüzden artık dolunay gecelerini sevmiyordu.

Ama o kraldı ve bu geceyi kral, kırmızı şarap kadehini kaldırarak başlatmalıydı. O yüzden istemeden de olsa kraliyet kıyafetlerini giyinmiş ve son olarak taç takmak için aynanın karşısına geçmişti.

Yine aynı yüz... hiç yaşlanma yok, değişim yok. Hyunjin artık bu durumdan bıkmıştı. Sinirli bakışlarla kusursuz yüzüne baktı. Yaşlanmak istiyordu. Kalbi sevgiyle dolsun istiyordu.

Bunu denemişti de. Ruh eşini kaybettikten sonra birilerine aşık olmayı denemişti ama her gözünü kapattığında küçük gammasını görüyordu, çillerini okşamak, onu koklamak istiyordu.

Gözünü kırpmadan aynaya bakmaya devam etti. En sonunda ise kendine hakim olamayarak aynaya yumruk atmış, cam parçaları yüzünden elini kanatmıştı. Bu sorun muydu? Hayır. Çünkü birkaç saniye sonra iyikeşecekti.

"Efendim iyi mi-"

İçeri giren hizmetçi kırık camları ve kanayan eli gördüğünde cebinden mendil çıkararak krala yaklaşmış ve elini tutarak yarayı temizlemek istemişti.

Ama Hyunjin, hiç de yumuşak olmayacak bir şekilde kadını ittirmişti. Kendine dokunulmasını kesinlikle sevmiyordu. Bu sefer ise odada kadının çığlığı duyulmuştu yere düştüğü için.

Nihayet sesler yüzünden odaya Hyunjin'in en yakın arkadaşı -ki neredeyse Hyunjin büyütmüştü onu- Minho geldi.

M: "İşte yeni sana dokunmaması gerektiğini öğrenmemiş daha"

Dedi yerdeki kadını kaldırarak. Kadın ise baş eğerek hızlı adımlarla odadan çıkmıştı. Hatta belki bugünden sonra işi bile bırakacaktı, tıpkı diğer yeni hizmetçiler gibi.

H: "Öğretmeden işe almayın o zaman"

Hyunjin elini temizlemiş ve tacını takarak geceyi başlatmak için odadan çıkmıştı. Şimdi dışarı çıkacaktı. Bir kadeh şarap içecekti, dolunayın ruh eşlerini seçmesini bekleyecekti ve sonra saraya dönüp yalnız başına yıllardır özlemini çektiği küçük bedeni hayal edecekti. En azından o böyle düşünüyordu...

...

J: "Hadi Seungmin hızlı hareket edersek kimse göremez bizi"

Jisung, ger zamanki gibi Seungmin'i zorla bir yerleye çekiştiriyordu ve Seungmin de istemeyen adımlarla onu takip ediyordu.

S: "Burada ne işimiz var? Saray muhafızları bizi bulursa kellemiz gider"

J: "Dolunayın kimleri seçtiğini çok net göreceğimiz bir yer biliyorum"

S: "O dediğin yer sarayın duvarı olmasın?"

J: "Tam da orası"

Evet Jisung tüm toplanma alanını net görebilmek için bu sefer de saray duvarına tırmanmayı seçmişti. Tabii Seungmin de ona ayak uydurmak zorundaydı. Bu rutin haline gelmişti.

Jisung her sene kanlı dolunayda başına bir iş açmayı beceriyordu ve yanında yanan Seungmin oluyordu.

Jisung, Seungmin'in kolunu çekiştimeyi bırakmıştı, çünkü artık sarayın koca duvarının önündeydiler. Duvarın hemen önünde kral'ın gözükeceği yer ve onun önünde de insanların toplandığı meydan vardı. Gerçekten bu duvara çıkarlarsa gecenin en harika manzarasını izlemiş olacaklardı.

J: "Hadi bakalım önce sen"

S: "Buraya gelmek senin fikrinse neden önce ben?"

J: "Senin arkanı kollayacağım"

S: "En son bunu dediğinde 2 gece saray zindanında kalmıştık."

J: "O da planın bir parçasıydı"

S: "Plan gizlice sarayın içini gezmekti"

J: "Zindan da sarayın içi zaten"

Seungmin asla akıllanmayacağını bildiği için daha fazla laf anlatmamıştı Jisung'a ve çıkıntılı olan koca duvara tırmanmaya başlamıştı.

Jisung da hemen onun arkasından duvara tırmanmış ve zor geçen dakikalar sonra ikisi de hedefine ulaşmıştı. Ve ikisi de manzaranın mükemmel olduğuna emindi. Şimdi sırada gecenin başlamasını beklemek vardı.

...

"H-hayır lütfen yapma. L-lüt-"

Küçük beden yatakta geri geri gidiyor ve avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Elinde bıçakla ona doğru yaklaşan adamın ise en ufak bir mimiği bile oynamıyordu.

"Unuttun mu? Ne kadar çok bağırırsan o kadar çok canın yanar"

Dedi pis sesiyle yataktaki küçük bedene tamamen yaklaşarak. Küçük olan anında elini ağzına bastırmış ve sesinin çıkmaması sağlamış, bir yandan da inci gibi gözyaşı dökmeye başlamıştı. Çünkü bu gece onu, neyin beklediğini biliyordu.

İri yapılı adam, tamamen çocuğun üstüne çıkmış ve kendi eliyle küçük olanın ağzını sıkıca kapatmıştı. Kolundaki saate bakarak konuştu.

"10 dakika var gece yarısına, şimdiden başlayalım."

Dedi ve elindeki ince uçlu bıçağı, çocuğun feromon bezine sapladı. Küçük olan ise ağzındaki el yüzünden bağıramıyor, üstündeki beden yüzünden kıpırdayamıyordu. Tek yapabildiği ağlamaktı... Her seferinde yaptığı gibi sadece ağlıyordu.

Ta ki elinde bir hareketlenme hissedene kadar. Dolu gözlerini eline indirdiğinde, tırnakları yerinde uzun pençeleri olduğunu gördü ve bir saniye bile beklemeden, tüm gücünü kullanarak pençelerini üstündeki adamın boynuna sapladı.

Elini geri çektiğinde, adamın kanı her yere sıçramıştı. Büyük olan ne olduğunu anlayamadan yere yığılmış ve boynundan akan kanları durdurmaya çalışıyordu.

Küçük beden her ne kadar şokta olsa da zaman kaybetmeden ayağa kalkmış ve kendini evden dışarı atmıştı.

Koşuyordu, ayaklarında ayakkabı olmamasına rağmen koşuyordu. Hem de dakikalardır koşuyordu ve artık ne bacaklarında güç kalmıştı, ne de kalbinde. Tek istediği insanların çok olduğu bir yer bulmak ve kendini o canavardan kurtarmaktı.

Koştu..Koştu ve sonunda kendini bir yığın insanın olduğu yerde buldu. Tam yardım çığlıkları atacakken, bulanıklaşmaya başlayan gözleri buna izin vermedi. En son hatırladığı şey ise üzerinde parlayan kırmızı ışıklar altında yere yığılmış olmasıydı.

....

Hyunjin, geceyi başlatmak için saraydan dışarıya adımladı ve onu bekleyen halkının önünde durdu.

Elinde kırmızı şarapla dolu olan kadehi kaldırdı ve her zaman yaptığı konuşmasını yaptı.

"Bugün kanlı dolunay. Herkes kadehini, benimle birlikte kaldırsın ve dolunayın kutsal bağla birbirine bağlanmış ruhları seçmesine ve kavuşturmasına izin versin."

Cümlesini bitirdiğinde, kadehindeki şarabı yudumlamaya başlamıştı. Kralın içtiğini gören halk da bir saniye beklemeden kadehleri kafalarına dikmişlerdi.

Şimdi sıra gecenin büyüsüne kapılmadaydı. Geri sayım başlamıştı. Gece yarısı olacaktı ve dolunay ruh eşlerini kutsayacaktı.

Herkes Kral ile birlikte 10'dan geriye sayıyordu. Hyunjin, burnuna dolan tanıdık kokuyla afallamış ama hemen kendini toplamıştı.

"...5..4,3,2....1"

Mükemmel kırmızı ışıklar kendini gösterdi, ama sadece bir kişinin üzerinde parladı. Kral Hwang Hyunjin.

Hyunjin ne olduğunu anlamadan başını kaldırmış ve onu aydınlatan kırmızı ışığa bakmıştı. Karşısındaki insanlar da ondan farksızdı. Hepsi şok olmuş gözlerle Kral'ın üzerinde parlayan ışıklara bakıyordu.

Herkes tüm dikkatini krala verdiği için kalabalığın sonunda düşüp bayılan bedeni kimse görmemişti. Ta ki kanlı dolunay kırmızı ışıklarını küçük bedenin üzerinde parlatana kadar.

Hyunjin, tekrar burnuna dolan tanıdık kokuyla afallamış, bir an düşecekmiş gibi olmuştu. Ciğerlerine dolan bu koku onun başını döndürmek için yeterli sebepti.

Kral da karşısındaki insanlar gibi yerde kırmızı ışıklarla birlikte baygın yatan bedene bakmıştı. Herkes, birbirinden uzaklaşarak yerde yatan bedenin etrafında boşluk yaratmıştı.

Hyunjin ise neye uğradığını anlayamadığı için öylece duruyordu. İnsanlardan biri yaklaşıp, yerde kanlar içinde yatan bedene bakmıştı. Ve yaklaşıp onu dürtmek istediğinde, Kral'ın kalın sesi etraflarında yankılanmıştı.

"Dokunma ona!"

Herkes yerde yatan bedenden biraz daha uzaklaşmıştı. Ve artık sonunda kendine gelen kral koşar adımlarla kalabalığın sonuna ilerlemiş ve yerde yatan bedene bakmıştı.

Oradaydı.. gözünün önünde.. küçük burun, kusursuz çiller, minik eller, sarı saçlar. Hepsi 19 yıl sonra tekrar gözünün önündeydi. Ve bu kesinlikle bir hayal değildi.

_______

Offf erkek yhaaağğ

Oy vermeyi unutmayın 🥺🫡

Bölüm sonu

23 yorum