Hatırlatmama gerek yok bence ama yine şey edeyim. Kitapta kaos, kan, küfür, s!kiş, sokuş. Her şey var.
İyi okumalar. 🦋
______
"Melek"
Diye fısıldadı Hyunjin, kollarının arasında tuttuğu minik bedenin kulağına.
"Melek gibisin küçük gamma"
Bu sefer başını, kucağındaki bebeğin kulağından uzaklaştırmış, işaret parmağıyla küçük çilleri okşamıştı. Kucağında tuttuğu, yeni doğmuş bebek ise yerinden memnun bir şekülde huzurla uyuyordu.
Yüzyıllardır beklediği, ona normal hayatı verecek ruh eşi doğmuştu.
Hyunjin, uzun yaşamı boyunca ilk defa bir gamma görüyordu. O yüzden kokusunu çok merak ediyordu. Daha fazla beklemedi ve burnunu, bebeğin boynuna yaklaştırarak derin bir nefes aldı.
Bebeksi kokuyordu. Ya kokusu öyleydi, ya da yeni doğduğu için tam netleşmemişti.
"Beni çok beklettin biliyor musun?"
Diye fısıldadı tekrar Hyunjin. Sanki kucağındaki bebek onu anlıyormuş gibi konuşmaya devam ediyordu. Elini ise yıldızlara benzeyen çillerden çekemiyordu.
"Şimdi benim için büyümen gerekiyor küçük gamma'm"
Delta, konuşmaya devam ederek parmağını minik burunla buluşturdu. Yeni doğmuş bir bebeğin küçücük olması normaldi ama şu an kucağında tuttuğu beden, sanki kat kat daha küçüktü.
"Efendim şimdi ne yapmamız gerekiyor"
Dedi Kralın karşısında baş eğerek odaya giren adam. Hyunjin ise kuçağında huzurla uyuyan bedeni beşiğe bırakıp, adama taraf döndü.
"Annesi doğumda öldü, sen de babası olarak kendini kurban edeceksin, 1000 yıl sonra doğan ilk gamma için"
Adamın ayakları anında titremeye başlamıştı, Hyunjin ise ona dikkat bile etmeden tekrar beşikteki bedene dönmüş, son bir kez minik burnuna dokunmştu.
"Büyüdüğünde tekrar görüşürüz küçüğüm"
Bebek ise sanki ruh eşinin gideceğini anlamış gibi sonunda uyanmış ve parlayan gözlerini Delta'sına dikmişti. Hyunjin ise sonunda miniğinin gözlerini de gördüğü için mutluydu. Odadan çıkmak için beşikten uzaklaştığında sağ elinin, işaret parmağında bir baskı hissetti.
Dönüp baktığında gamma'nın minik elleriyle kendi parmağını kavradığını görmüş ve gülümsemişti. Ne zaman, nasıl parmağına tutunmuştu bilmiyordu ama bu temas içini ısıtmıştı, Delta'nın.
Hyunjin istemeden de olsa minik eli bırakmış ve odadan çıkmıştı....
Kral'ın emriyle odaya bir koruma ve birkaç tane bakıcı girmişti. Bakıcıların işi, gamma büyüyene kadar ona göz kulak olmak, korumanın işi ise adamın kendisini gamma için kurban ettiğinden emin olması için gönderilmişti.
Hyunjin istemeden de olsa sarayına dönmek için odayı terketti. Beklemeliydi. Bu zamana kadar beklemişti ve şimdi de gamma'sı büyüyene kadar beklemeli ve kendi ayaklarıyla kendisine gelmesini beklemeliydi.
...
Delta tahtında oturmuş, gözlerini kapatarak küçük gammasının çillerini, burnunu, küçücük ellerini, kokusunu hayal ediyordu. Çünkü anca böyle sakinleştiriyordu kendisini.
"Efendim"
Duyduğu ses yüzünden gözlerini açmak mecburiyetinde kalmıştı Hyunjin. Sinirle karşısında baş eğen bedeni süzdükten sonra eliyle konuşması için işaret verdi.
"E-efendim bir.. şey.. s-sorun vardı"
Adam korkudan titriyor, cümleleri doğru düzgün kuramıyordu. Bu ise sinirli olan Kral'ı daha da sinirlendiriyordu.
"Konuşacak mısın? Yoksa işe yaramayan dilini kaybetmek mi istiyorsun?"
Adam kendisini anında toparlamış ve eskisine nazaran daha düzgün cümleler kurmaya başlamıştı.
" Efendim, gamma'nın babası hizmetçileri ve gamma'yı öldürmüş. Yanına bıraktığımız koruma da ağır yaralı. Bildiğimiz kadarıyla adam şu an yurt dışına kaçmaya çalışıyor. Ekipleri, onu yakalamak için yola çıkardık"
Hyunjin ilk duyduğu cümleden sonra ayağa kalkmış ve nefeslerini daha da hızlandırmaya başlamıştı. Ne demek gamma ölmüştü. Dokunmaya bile kıyamadığı küçücük bir beden nasıl öldürülmüştü? Hem de öz babası tarafından.
"Efendim gitseniz de bir şey bulamayacaksınız. Evi yakmış, her şey kül olm-"
Hyunjin adımlarını hızlandırarak odadan çıkmıştı ve adamın arkasından söylediklerini duyamamıştı.
...
Delta, rüzgara karışarak uçup giden küllere bakıyordu. Birkaç gün önce ruh eşiyle tanıştığı yer kül olmuştu ve en kötüsü de o küllerin içinde gammas'ına ait olanların da olmasıydı.
Birkaç gün önce ciğerine çektiği miss gibi bebeksi koku gitmiş, sadece havaya savrulan küllerin kokusu kalmıştı.
Böyle bir durumda ne isteyebilirdi ki Hyunjin? Dünyaya sadece bir kez gelecek olan ruh eşi doğduktan 2 gün sonra öldürülmüştü. Ona normal hayatı verecek olan gamma'sı ölmüştü.
Şimdi savrulup giden sadece küller değil, kralın hayalleriydi. Sevdiğin kişiyle birlikte yaşlanmak... kalbinde sevgi hissetmek... çocuk sahibi olmak... evlenmek... mühürlenmek. Hepsi uçup gitmişti Hyunjin için. Şimdi babasının istediği olmuştu işte. Hyunjin sonsuza kadar Kore Krallığının kralı olacaktı.
Keşke dedi delta, keşke cansız da olsa o melek gibi yüzü bir kez daha görebilseydim. O gün kazıdı beynine minik burunu, kusursuz çilleri, parlayan gözleri, sarı saçları ve bebeksi kokuyu. Bir daha unutmamak adına yemin etti.
"Efendim katili ülke dışına çıkarken yakalamışlar. Saray zindanına götürüyorlar."
...
"Her şeyimi aldın benden"
Dedi delta, karşısında elleri bağlı şekilde diz çökmüş adama yumruk atarak.
"Bu kadar mı korkaktın? Kendi çocuğunu acımasız bir şekilde öldürecek kadar mı korkaktın? Yoksa kendi hayatını, çocuğunun hayatından üstün tutacak kadar mı şerefsizdin?"
Bir yumruk daha attı adamın kanlar içinde kalmış suratına. Gerçi Hyunjin'in elinin de adamın yüzünden bir farkı yoktu. Ama iyileşmesi birkaç dakika alacaktı. Hyunjin için ölüm, acı, kan diye bir şey yoktu.
"Ben de sana karşı acımasız olacağım, attığın her çığlıktan zevk alacağım ama asla durmayacağım"
Hyunjin, soğuk, karanlık ve nem kokan zindanda ilerleyerek köşede onu bekleyen kılıcını eline aldı. Kılıç, karanlık zindanı aydınlatacak kadar parlaktı.
Delta tek eliyle kılıcı havada çevirmiş, diğer eliyle de yerde yatan bedenin yakasını kavrayarak ayağa kaldırmıştı.
"Bu elleri benim her şeyimi yok etmek için kullandın ve artık bunlar bana ait"
Adam ne olduğunu anlayamadan, Hyunjin bir saniye içinde karşısında titreyen bedenin sağ elini bilekten kesmişti. Delta'nın, adamın çığlıklarıyla tatmin olduğu yeşil gözlerinden anlaşılıyordu.
Kana susamış halde hızlı nefes alan Hyunjin, adama zaman tanımadan sol elini de kavrayıp, bilekten kesmişti.
Bu sefer kanlar içinde kalmış beden çığlık atamayacak durumda yerde baygın yatıyordu. Hyunjin ise kılıcını kıyafetinin koluna sürterek özenle kandan temizliyordu.
"Bana onun ölü bedenini bile çok gördün. Bu kadar kolay kurtulamayacaksın elimden"
Kılıcının eskisi gibi parlak ve temiz olduğundan emin olan Hyunjin, onu özenle eski yerine bırakmış ve kenarda duran varili eline almıştı.
"Şimdi burada, benim sana özenle yarattığım cehenneminde yanma zamanı"
Dedikten sonra yanıcı sıvıyı adamın üstüne boşaltmıştı, Hyunjin. Tüm sıvıyı bitirdiğinden emin olduktan sonra varili kenara fırlatmıştı.
"S-sen canavarsın"
Dedi çığlık atmaktan sesi kısılmış adam. Hyunjin ise iğrenmiş gözlerini adamın vücudunda baştan sona gezdirmişti. Elini cebine atarak çakmağı çıkarmış ve çakmağın alevinin zindanı aydınlatmasına izin vermişti.
"Canavar olan ben miyim yoksa kendi çocuğunu yakarak öldüren sen mi?"
Elindeki çakmağı bir saniye bile düşünmeden adamın üstüne atmış ve bu sayede bütün zindan alevlerle aydınlanmış, adamın acı dolu çığlıklarıyla dolmuştu.
Hyunjin ise arkasını dönerek yavaş adımlarla zindandan çıkmış, gözlerini kapatarak minik gamma'sının ona olan parlak bakışlarını canlandırmıştı. Hafiften dudağını kıvırarak gülümsemişti. O şimdiden ruh eşini özlüyordu.. asla kavuşamayacağı ruh eşini...
Bu yıllarca böyle devam etmişti, her geçen gün Hyunjin kötülere karşı daha da acımasız olmaya başlamış, etrafındaki tüm insanlardan uzaklaşmaya başlamıştı.
Öyle bir duruma gelmişti ki temastan nefret eder olmuştu. Ona dokunan her korumasını acımasız şekilde öldürmeye başlamıştı. Her ölümün sonunda ise küçük gamma'sını hayalederek kendini rahatlatmaya çalışmıştı....
_______
Woooaaahh. Bu aslında yoktu. İçimden geldi. Anasını satayım içimden geldi
Umarım beğenmişsinizdir. Oy vermeyi unutmayın. Muaaah

Kapak alakasız ama bir o kadar da harika oldu ehe.












