İçeriğe geç

Andan Bihaber

Bölüm 2 · 21 dk okuma

Andan Bihaber

Bölüm 2

1.

Hani derler ya, “Gölge sessiz bir dosttur varlığını hissettirir ama asla konuşmaz” diye,işte benim hayatım bu söze benziyordu.Gölgem tek ve en sessiz dostumdu.Zaten ondan başka kimsemde yoktu.Ne bir aile, ne bir dost.Sadece bir gölge… Klinikte kendi odamdaydım.Karşımdaki kadını dikkatlice dinliyordum.Bana yaşadıklarını teker teker anlatırken içim acımıştı.Onu dinlerken, hayatı gözümden geçmişti.Annesinin onu doğurup çöpe attığını,üvey anne ve babasının onu sahiplendiğini söylemişti.O 17 yaşındayken,bunu öğrenmiş.Üvey annesine sorduğunda ise gerçek annesinin kim olduğunu bilmediğini öğrenmişti. 20 yaşına geldiğinde üvey annesi ve babası ile durdukları evde yangın çıkmış, Üvey annesi ve babası yanmıştı.Kendisi ise kör olmuştu.Doktor olmak istemesine rağmen hem sağlık sorunundan dolayı, hem de Üvey teyzesi tarafından evlendirilmesi yüzünden doktor olamamıştı.İstemese de bir çocuğu olmuş, onu büyütmüştü.Kızı 7 yaşındayken körlüğünü atlatmış, gizlice çalışıp doktor olmuştu.Bu süreçte de kocasını boşamıştı ama ölüm tehditleri alıyordu.Bana bunları anlatırken yardım istemişti.Onun için üzülsem de belli etmedim.Ona acıdığımı görmesini istemiyordum. Bir yandan çözüm düşünürken, bir yandan da onu dinliyordum.Kocası defalarca kızını kaçırmıştı ve aynı şekilde onu öldürme girişiminde bulunmuştu.Kızı ile güzel bir hayatı vardı aslında.Kızı şuan 13 yaşındaymış.Okulunda ise oldukça başarılıymış. “Asiye.Süremiz doldu.Bir daha ki görüşmemize kadar sana bir çözüm bulacağım.” “Tamamdır Saye hanım iyi günler” tam ayağa kalkacakken, odanın önünden sert adım sesleri yankılandı.Ne olduğunu anlamak için ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledim ve tam o sırada kapı sertçe açıldı.İçeri birkaç takım elbiseli, eli silahlı adamlar girdi.İçlerinden birisi silahını bana doğru doğrultmuştu.Bir adım geriye attım.Asiye duvara yapışmış bir şekilde korkarak ellerini kaldırmıştı. Geriye doğru adımlarken konuştum; “Ne işiniz var burada? Kimsiniz?”geriye doğru giderken bir eli kolumda hissettim ve arkamı döndüm.Adamlardan biri kolumu tutmuştu.Ayağımla karnına sertçe vurdum.Acıyla bükülürken koşar adımlarla masama doğru ilerledim.Çekmeceden kullanmayı bilmediğim ama yine de acil durum için bulundurduğum silahı güçsüzce kavrayıp doğrulttum.Beceriksizce de olsa sıktım. Kurşun duvara doğru giderken, silahımı daha çok doğrultup geriye doğru adımladım.Sonunda sırtım duvara deyince yine güçsüzce ateş ettim.Bu seferki bir adamın eline isabet etmişti.Etrafıma bakıp ne yapabileceğime baktım.Masamdaki makasa takıldı gözlerim.Yavaşça masama ilerlerken bir anlığına gözlerim Asiyeye kaydı.Yere çökmüştü ve güçsüzce ellerini kaldırmıştı.Bakışlarımı onadan çekip masamdaki makası aldım.İki iri adam bana doğru gelirken, bir elimle silahımı, bir elimle makasımı doğrulttum.Silahla ateş ettim.Kurşun omzunu sıyırmıştı.Daha çok bana yaklaştıklarında silahı yere atıp makası doğrulttum.içlerinden birisi bana doğru hızla ilerlerken makası onun karnına hızlıca sapladım ve geri çıkardım.Eli karnına giderken bana sinirle bakıp yere düştü.Diğeri de bana doğru gelirken makası doğrulttum.Kolumu benden önce davranıp tuttu. Makası kaldırmaya çalışırken,o indirdi. Elimdeki makas bir yukarı bir aşağı giderken boynumda bir acı hissettim.Boynumu çizmişti.Adam beni sertçe itip makası aldı.Başım masaya çarpmıştı.

Gözlerim bulanıklaşırken bir süre net hiçbir şey göremedim.Sırtım yere çarptığında bilincimi açık tutup geriye doğru süründüm ama iki güçlü el kollarımı tuttu.Bir kolumu biri, diğer kolumu biri tutuyordu.Ellerinde çırpınırken bağırdım. “Ne istiyorsunuz benden! Bırakın beni!” Beni sürüyerek odadan çıkardıklarında, aklım Asiyede kalmıştı.Umarım iyi olurdu.Koridorlardan geçtik ve dışarı çıktık.artık korkmuyordum. Çünkü Asiye güvendeydi.Ama yine de beni neden götürdüklerini merak etmiştim. Bir limuzine adeta atıldığımda, kapı sertçe yüzüme kapandı.Bir süredir hissetmediğim başımın acısı yavaş yavaş kendini belli etti.başımı cama çevirdim ve klinikten çıkan Asiyeyi gördüm.İyiydi.Limuzin yavaşça hareket ettiğinde sadece dışarıyı izledim.insanları inceledim.Aklıma gelen düşünceyle istemsizce sinirlendim.Diğer hastalarımın randevuları kalmıştı.Belki de bir aydır bekleyenler vardı.Sinirle dudağımı ısırdım.Ağzıma gelen kan tadıyla yaraladığımı anlamıştım.Ama umursamadım.Yaklaşık yarım saat sonra, malikane tarzı bir yere geldiğimizde limuzin durmuştu.Kapılar açıldığında,iki iri adam yine koluma girmişti.Bir şey yapamayacağımı bildiğimden sessizce ilerledim.Malikaneye doğru ilerlerken etrafa göz gezdirdim.büyük bir bahçe ve yine büyük bir havuz vardı.Malikanenin girişine yaklaştığımızda kapı açıldı.İçeri girdiğimizde,biraz ilerleyip bir asansöre bindik. Adamlardan biri 3 tuşuna basmıştı.Asansör bir süre indikten sonra durdu.Kapılar açıldığında rutubet kokan bir yere gelmiştik.Bir tarafta karşılıklı iki sandalye ve bir masa vardı.Diğer tarafta ise çapraz iki koltuk vardı.Kolumdan daha çok çekerek beni ilerlettiler ve sertçe koltuğa fırlattılar. Koltuğun iki yanında durdular ve beklediler.Neyi beklediğimi bilmiyordum.Başımdaki ağrı ile elimi başıma götürdüm dokunduğumda elime kan bulaşmıştı.Ben elime bakarken tam karşımdan bir siluet hareket etti.Bana doğru gelen adama baktım.Hızla ilerliyordu.Bir süre sonra tam karşımda ayakta durduğun da ayağa kalktım.Bir kaç adım atıp tam karşısında durduğumda, gözlerinin içine baktım.Gözleri ela, saçları açık kumraldı.Kemikli yüz hattına sahipti.Parmak uçlarımda kalksamda onun boyunda olamazdım.Ona bakmak için başımı geriye atmam gerekmişti. Gözlerine bakarken ilk konuşan ben oldum. “Ben neden buradayım?” gözlerini bana dikerek konuştu; “Bunu bilmiyor olamazsın diye düşünüyorum.” Kaşlarım çatıldı. “Yanlış düşünüyorsun.Hiçbir fikrim yok.” Bakışlarını omzumun arkasına çevirdi. “Görüyorum ki sana neden getirildiğini söylemek yerine yaralamayı seçmişler.” Bakışlarını tekrar bana çevirdi. “O zaman açıklamak bana düşüyor.” Bir süre duraksadı Bakışlarımı daha da ona diktim ve sertçe konuştum. “Benden ne istiyorsun?” “Şifre.Kasanın şifresi sende Gürsoy.Bana o şifreyi vereceksin.” Güldüm.Ve ona doğru bir adım daha attım.Gözlerim nefretle ona bakarken konuştum. “Sana o şifreyi vereceğimden nasıl bu kadar eminsin?” “Çünkü sana bir seçim hakkı sunacağım ve bunu kabul edeceğine eminim” sözünü kestim. “Hayır.Asla sana o şifreyi vermeyeceğim.” Bir süre sustum. “Kimsin? Neden şifreyi istiyorsun?” “Arız Karnes.” Elini uzattığında sadece eline bakmakla yetindim.Donmuştum.Gözlerim gözlerindeydi.Karnes… Soyadı Karnesti.Demek bu yüzden buradaydım. “Şifreyi asla alamayacaksın” güldü. “Sanmam.”gülmeye devam ederken kaşlarım daha da çatıldı ama kendimi toparladım. “Teklifin ne Karnes?” diye sorduğumda gülmeyi kesti ve bakışları bana döndü. “Bu kadar çabuk mu vazgeçtin Gürsoy?” “Belki de.Teklifin ne Karnes?” “Karnes örgütünün bir üyesi olacaksın ve bana şifreyi vereceksin.Karşılığında ise sana senin için değerli olan bir şeyi vereceğim” “Sana bu değerli şey için muhtacım yani Karnes?”başını olumlu anlamda salladı. “Bunun için şifreyi vermeye muhtaçsın.” Dedi kararlı bir şekilde.Ona doğru birkaç adım daha attım. Yüzüm yüzüne yakında. “Öyleyse sadece izle.Birazdan sen bana muhtaç olacaksın.” Diye fısıldayıp geri çekildim.Gözlerim gözlerindeyken konuştum.

“Sigara ve çakmak var mı?” Adamlara işaret verdiğinde İri adamlardan birisi hızlı adımlarla ilerleyip masadan bir paket sigara ve çakmağı getirip bana verdi.Sigara paketini ona uzattım. “Al.” İçinden bir dal sigara aldı ve dudaklarının arasına koydu.Bakışları bendeyken, bende bir dal sigarayı dudaklarımın arasına koydum. Sonra ise elbisenin içine sakladığım kolyemi ortaya çıkarıp açtım ve içindeki kağıdı aldım. Çakmakla ucunu yakıp kül olmasını izledim.Şifre bu kağıtta yazılıydı kül olmuştu.Kağıda bakarken anlamamış gibiydi.Sigarayı yere attım ve ona doğru yaklaşıp sigarasını yaktım.Geri çekilmeden önce kulağına fısıldadım. “Az önce bana muhtaç oldun.” Sigara yanarken geri çekildim.Sigarayı parmaklarının arasına aldı ve duvara bastırdı.Sigara sönüp yere düşerken bana doğru hızla ilerledi.Kollarımdan tutup duvara yasladığında gözlerime baktı. “Bu kadar dalga yeter.Kararını söyle” gözlerine kararlıca baktım. “Şifrenin yazdığı kağıdı az önce yaktım.Yedeği yok.Küçüklüğümden beri ezberliyorum.Yani artık sadece burada” derken işaret parmağımla kafama vurmuştum.Kaşları çatıldı ve sinirle omzumun üstünden duvara vurdu.irkilerek yerimden sıçradığımda, gözlerime bakmaya devam etti. “Artık sana muhtacım yani öyle mi?” dediğinde gülümsedim ve onu ittim. “Aynen öyle Karnes.Bana birkaç gün ver.Düşüneceğim ve sonra kararımı söyleyeceğim.” Geri çekilirken gözlerime baktı. “Bir gün.Yalnızca bir günün var Gürsoy.” Adamlara işaret verdiğinde adamlar koluma girdi ve beni asansöre doğru ilerlettiler.Asansöre bindiğimizde, kapı kapanmadan son kez ona baktım. Oldukça sinirliydi.İstediğimi almıştım.Asansörün kapısı açıldığında ilerledik ve dışarı çıktık.Yine limuzine bindiğimde, oldukça yorgundum.Başımı cama yasladım ve gözlerimi kapadım.Bilincim kapanırken, çoktan uyumuştum.

_________________________________________________

Ertesi gün…

Gözlerimi araladığımda, uyanmak istememiştim.Alarmı kaçıncı kez kapattığımı bilmiyordum.Bir süre sonra alarm tekrar çalarken, her ne kadar uykum olsa da bu kez işe geç kalmamak için yavaşça yatakta doğruldum.Telefonumu alıp alarmı kapattım.Yataktan kalktığımda neredeyse bayılacak gibiydim çünkü hala uykum vardı.Telefonu aldığım yere geri bıraktım ve yavaş adımlarla odamdan çıktım.Banyoya girdim ve suyu açıp yüzümü yıkadım.Yüzüme biraz bakım uyguladıktan sonra, uykumu üzerimden atmak için soğuk bir duş almak için üstümdekileri çıkardım ve duşa girdim.Soğuk su tenime çarparken dünün yorgunluğunu üstümden biraz olsa da atabilmiştim.Suyu kapattım ve havluyu üzerime sarıp banyodan çıktım.Odama girdiğimde dolabı açmış ve boşboş bakmaya başlamıştım.uzun bir süre sonunda beyaz mini balon etekli bir elbiseyi aldım ve onu giydim.Saçlarımı kurulayıp kahvaltı yapmak için mutfağa gittim.Kendime tuzsuz peynirli bir omlet ve filtre kahve yaptım.Dolaptan salata ve avokado çıkarıp doğradım ve masaya koydum.Masaya oturduğumda hızlı hızlı parçalar koparıp yedim.Hızlı bir şekilde kahvaltımı bitirdiğimde bulaşıkları toplayıp makineye yerleştirdim ve saçımı yapmak için odama gittim.Saç düzleştiriciyi çalıştırıp saçımı düzleştirmeye başladım.Bu işlem yaklaşık yarım saatimi almıştı. Kendime abartılı olamayacak şekilde bir makyaj yapmış ve çantamı alıp evden çıkmıştım.Her gün saat 09.00’da evden çıkar ve kliniğe doğru yürürdüm.Ayaklarım bu durumdan hiç hoşnut değildi. Telefonumun çalmaya başladığını fark ettiğimde çantamı açıp telefonumu aldımve kimin aradığına baktım. Çiğdem arıyor…

Telefonu açıp kulağıma götürdüm. “Çiğdem?”dedim ne olduğunu anlamak için.Çiğdem bizim kliniğin sekreteriydi.O aradıysa önemli bir şey olmalıydı. “Saye hanım.Ekin hanım dün ki randevularınızın hepsini bugüne aldırmış.Haber vermek için aradım.İyi günler dilerim klinikte görüşürüz.” “Tamamdır klinikte görüşürüz.” Telefonu kapatıp tekrar çantama koyduğumda içimden bir küfür savurmuştum. Hepsi o Karnes pisliği yüzünden! Anlaşılan bugün epey yoğundum ve bu da mesai gibi bir şeydi.Kim bilir ne zaman düşünmeye vaktim kalacaktı.Kliniğe vardığımda epey yorulmuştum.Şuan bile bu kadar yorulduysam günün sonunu düşünmek bile istemiyordum.Umarım biraz olsun aygın olurdum.Ayrıca daha yarın için izin alacaktım çünkü tekrar kliniğimin basılmasını istemezdim.Çiğdemin önünde durdum. “Çiğdem.Deren geldi mi?” “Geldi Saye hanım.” “Birazdan odama yollar mısın?” “Tabi. Tabi Saye hanım yollarım kolay gelsin.” “Teşekkürler sana da” Pek de kolay geleceğini sanmıyordum ama umarım öyle olurdu. Asansörle odamın bulunduğu katı tuşladım ve bekledim.Asansör durduğunda ise asansörden çıktım ve anahtarımla kapıyı açıp odama girdim.Dün ki cam kırıkları ve kurşunlar temizlenmişti.masama doğru ilerledim ve çantamı masaya bırakıp yerime oturdum.Anlaşılan tüm gün boyunca burada oturacaktım.Diz üstü bilgisayarımı açtım ve duygu değişimleriyle ilgili bir şeyler bakmaya başladım.Odamın kapısı çalınca ise seslendim. “Gel.” Deren tebessüm ederek içeri girdi.Kendisi benim sekreterimdi.Burada çalışan herkesin kendine özle bir sekreteri bulunurdu.Çiğdem ise hem müşteri sekreteriydi hem de önemli bir şeyler olursa bize aktarıyordu.Deren kapıyı kapattı ve elindeki tabletle yanıma doğru ilerledi. “Günaydın Saye hanım.Gelişmeleri aktarayım mı?” diye sorduğunda olumlu anlamda başımı salladım. “Ekin hanım dün ki randevularınızı bugüne almış.Bu yüzden bugün normalde işten ayrıldığınız saatten 5 saat daha geç ayrılacaksınız.” “Kaç tane randevum var?” diye sordum. “11” dediğinde neredeyse bayılacaktım.11 de neydi? “Anladım.Sağ ol.Bana bir filtre kahve söyler misin?” başını olumlu anlamda salladı ve odadan ayrıldı.

_______________________________________________________________

Saat 21.00’du.Gözlerim neredeyse kapanıyordu ama buna rağmen kendimi uyanık kalmaya zorluyordum.Sonunda randevularım bitmişti.Klinikte yalnızca beş kişiydik.Çiğdem,Deren,ben ve temizlikçiler.Çantamı alıp odadan çıktım ve Çiğdemin yanına doğru ilerledim. “Ekin hanım hala klinikte mi?” diye sordum. “Henüz çıkmadı Saye hanım ama tam olarak nerede olduğunu bilmiyorum.Siz yine de bir bakın.” Olumlu anlamda başımı salladım ve asansöre doğru ilerledim.Ekin hanımın odasının bulunduğu katı tuşladım.Kata vardığımda asansörden indim ve Ekin hanımın odasına doğru ilerleyip kapıya üç kez vurdum. “Gir” diyen sesi duyduğumda neredeyse havaya uçacaktım.Kapıyı açıp yavaşça ardımdan kapadım ve Ekin hanımın masasına doğru ilerledim.Eliyle işaret etti. “Hoş geldin Saye oturabilirsin.” Karşısına oturduğumda konuşmaya başladım. “Ekin hanım öncelikle dün yaşanan baskın durumu için çok özür dilerim.Neden bunun yaşandığını hala çözemedim.Bugün dün ki randevularımı tamamlamak için geldim ve izniniz olursa yarın bu benimle olan sorunları neymiş bunu çözmek için karakola gideceğim.”Dikkatlice beni dinledi ve konuştu.

“Yarın için izin almak istiyorsun doğru mu anladım?”başımı salladım. “Öncelikle bu sorunun çözülmesini senden çok isterim.Malum dün yaşananlar orta da.Kliniği bastılar, bu yüzden sana izin yazarım sorun yok.” Dediğinde içimden sevinç çığlıkları atacaktım. “Teşekkürler Ekin hanım.İzninizle ben çıkıyorum.” Başını olumlu anlamda salladı ve kapıyı işaret etti.Yavaş adımlarla ilerledim ve odadan çıktım.Aşağı indim ve tam çıkacakken arkamdan gelen sesle durdum. “Saye hanım! Çıkmadan önce size bunu vermeliyim.Dün kliniği basan adamlardan biri verdi ve size ulaştırmamı istedi.” Küçük bir kutuyu bana doğru uzattığında, kutuyu aldım ve başımı onaylarca sallayıp oradan ayrıldım.

__________________________________________

Eve vardığımda,üstüme bol rahat birkaç kıyafet giymiş, biraz atıştırmış, sıcak bir duş almış ve makyajımı silip yüzüme bakım uygulayarak, odama yatmak için dönmüştüm.Ama kutu da ne olduğunu merek ettiğimden uyumadan önce onu açmaya karar vermiştim.Yatakta bağdaş kurmuştum.Kutu elimdeydi.Yavaşça kapağını açtım ve içindekilere baktım.İçinde bir broş vardı. Broş bir çiçek şeklindeydi.Çiçeğin içinde ise silah vardı ve silahın ucu kanlıydı.Broş dışında ise kutu da bir not vardı. Broşu yatağın üzerine bırakıp notu aldım ve okumaya başladım;

“Gürsoy.Eğer sana sunduğum teklifi kabul ettiysen yarın bu broşu takıp gel.Bu örgütün simgesi.Örgütteki herkes bu broşu takmak zorunda.Umarım düşünmen için yeterince vaktin olmuştur.” -KARNES –

Maalesef ki düşünmeye vaktim olmamıştı ama plan yapmaya fazlasıyla vaktim olacaktı.Broşu ve notu kutuya geri yerleştirdim ve kutuyu komodine bırakıp kendimi uykuya teslim ettim.

__________________________________________________

Sabah erken uyanmış, işlerimi halletmiş,üstüme siyah dekolteli ve yırtmaçlı bir elbise giymiş, saçımı salmıştım.Boynumda gümüş bir kolye vardı.Karnesin adamlarının kliniğe geleceğini bildiğimden kliniğin önüne gelmiş, Kimseye görünmeden beklemeye başlamıştım.Gelmelerini umarak bekliyordum ama hala ortalıkta kimse yoktu.Bir süre sonra nihayet siyah bir limuzin yavaşça kliniğin önünde durduğunda yavaşça limuzine doğru ilerledim.Beni tutmak için gelen iri adamlara elimi kaldırdım ve durdurup limuzine kendim bindim.Kemerimi taktığımda şaşırdıklarına emin olsam da tek bir kelime etmedim.Sadece dışarıyı izleyerek varmayı bekledim. Limuzin hareket etmeye başlamıştı.Dışarıda ki insanları saymaya başladım.Nedensizce saymıştım. Uzun bir süre sonra malikane bakış açıma girdiğinde şükretmiştim.Limuzin durduğunda abradın dikkatlice indim ve malikaneye doğru ilerledim.Topuklularımın sesi yankılanırken takım elbiseli adamları beklemeden katı tuşladım.Asansör bir süre indikten sonra durdu.Kapıları açılırken yavaş yavaş gözlerim onu buldu. Karnes. O beni görmeden baştan aşağı onu süzmüştüm.Üzerinde siyah bir gömlek, ve siyah bir ceket vardı. Daha fazla inceleyemeden bana doğru döndü.Bakışlarımı hızla ondan çektim ve hızlı adımlarla ilerleyip karşısında durdum.Gözlerinin içine nefretle baktım.Bunu yaparken tüm nefretimi yansıtmaya çalıştım.Onunda gözlerinde nefretin yangınını gördüğümde başardığımı anladım. Gözlerimizdeki ateşler yangın olup birbirini yaktı.Nefretin ilk yangını başladı.Sönmeye niyeti yoktu. “Adamların geç geldi Karnes.Bu hiç hoş değildi.” Gözleri gözlerimden kısa bir an ayrıldığında,

Kısa bir an yakama baktı. “Takmışsın.Bunu bir onay olarak mı düşünmeliyim?” başımı onaylarca salladım. “Belki de.” Gözlerini yakamdan çekti. “Bunun için bir şey isteyeceksin değil mi?” tek kaşım havalandı. “Bunları ayakta mı konuşacağız?” diye sorduğumda yanımdan uzaklaştı ve bir odaya girdi. Arkasından ilerleyerek odaya girdim.Odada sadece bir masa, ve karşılıklı iki sandalye vardı. Karşısındaki sandalyeyi tereddüt etmeden çektim.Ve karşısına oturdum. “Söyle bakalım Gürsoy.Benden ne istiyorsun?” “Bunu benim sana sormam gerekmiyor muydu Karnes?” “Aslında öyle ama şuanda bunu ben sana soruyorum Gürsoy.”Ellerimi birleştirdim. “Bu şifre sana neden lazım Karnes?” “Bunu sana neden söyleyeyim Gürsoy?” güldüm. “Şifreyi sana vermem için Karnes.Unuttun mu ? bana muhtaçsın.”yüzünü kulağıma yaklaştırdı. Ve fısıldadı. “Belki de bir gün bu senin için geçerli olur Gürsoy.Senin bana muhtaç olacağın o gün için sabırsızlanıyorum.” Yüzünü uzaklaştırdığında, ona bakmadan konuştum; “Boşuna sabırsızlanıyorsun Karnes.O gün hiç gelmeyecek.” Sırıttı. “Fazla emin konuşuyorsun Gürsoy.Bu kadar emin konuşma çünkü her şey senin düşündüğün gibi olmaz.” Bakışlarım tekrar onun gözlerindeyken; “Yeter.Saçma sapan konuşmak yerine bana şifreyi neden istediğini söyle Karnes.Karşında salak yok.Bu şifreyi sana benden başka söyleyecek kimse yok bu yüzden konuş.” Kolların göğsünde birleştirdi. “Bunu unut Gürsoy.Bunu asla öğrenemiyeceksin.”bu durumdan çok sıkılmıştım bu yüzden bir süreliğine konuyu atladım. “Ne istiyorsun Karnes?” “İşte böyle.Eski alışkanlıklarımızdan devam edelim.Çok basit Gürsoy.Örgütümdeysen dediklerimi yapacaksın, ve bana şifreyi vereceksin.Hepsi bu.Bende sana karşılığında istediğini vereceğim.Ve unutma, bu örgüte bir kere girdiysen bir daha çıkamazsın.”Sinirle konuştum. “Şifre anlaşma da yok! Sen bana nedenini söyleyene kadar da olmayacak Karnes!” Sertçe ayağa kalktığımda sandalye geriye düşmüştü. Hızlı adımlarla ilerlerken topuğum bir yere takıldı ve yere düştüm.Ellerimle destek alıp doğruldum.Karnes önümde duruyordu. Beni geriye doğru ittiğinde sırtım duvara yapıştı.kollarımı tutup duvara yasladı.Nefretini gözlerinde hissettim. “Bu örgüte ancak şifreyi verirsen katılabilirsin Gürsoy.Seçimini iyi yap.” Altta kalmadım. “İyi de şifreyi vermeyeceğimi söylemedim Karnes.Nedenini söylersen zaten vereceğim.” “Söyleyemem Gürsoy.Söylemem.” beni bıraktığında asansöre doğru ilerledim.Malikaneden çıktığımda ve limuzine bindiğimde tek hissettiğim öfkeydi.Büyük bir nefret, öfke.

________________________________________

Sabah Geç uyanmıştım.Aceleyle işlerimi bitirmiş ve kliniğe gelmiştim.Derene kaç randevum olduğunu sorduğumda 3 tane olduğunu söylemişti.Bugün az çalışacağım için mutluydum.Kahvemi yudumlarken bakışlarımı Derene çevirdim. “Deren.Pelin hanım nerede?” “Birazdan burada olur Saye hanım.” Kapımın çalmasıyla Pelin hanımın geldiğini anlamıştım. “Gel” Pelin kapıyı ardından kapayarak masama doğru ilerledi ve tam karşıma oturdu.Derende bu sırada odadan ayrılmıştı. “Pelin hanım hoş geldiniz.Bugün nasılsınız?” Pelinin hikayesi çok farklıydı.Annesi ve babasının nefretine rağmen evden kaçmak için çalışıyordu.Henüz üniversiteye bile gitmiyordu.Ona üzülüyordum. “Bugün daha iyiyim Saye hanım.Annem ve babam ise hiç değişmiyor.İnsanlar hiç değişmez mi?”

Burukça gülümsedim. “Hiç değişmezler Pelin.” Hiç. “Anladım.Peki Sence ben bu evden kaçabilecek miyim?” “Kaçacaksın Pelin.Bunları şimdilik düşünmeyelim.Sana bir şey anlatmamı ister misin?” “Olur Saye hanım.” Dedi istekli bir şekilde. “Benim annemde beni sevmedi.” Benim annemde beni sevmedi. “Neden?” “Bilmiyorum.Sadece bildiğim bir şey var.Beni hiç sevmemiş.” “Baban?” diye sorduğunda zar zor yutkundum. “Beni var ettiği için kendinden nefret ediyor.”Pelinin gözleri dolmuştu. “Bir insanı dünyaya getirenler bile sevmiyorsa kim sever Saye hanım?” Bu sorunun cevabı yoktu. “Bilmiyorum.” Bir anda bana sıkıca sarılan Pelin yüzünden lafım yarıda kaldı. “Birbirimize yeteriz.” Dedi ağlayarak.Gözlerim dolsa dağlamadım ve onu sardım. Benden ayrıldığında ayağa kalktı. “Daha fazla kalamam işim var Saye hanım.Kolay gelsin.” Pelin dışarı çıktığında odama Deren girdi.Koşar adımlarla yanıma geldiğinde elindeki notu bana uzattı. “Saye hanım yine o adamlar not getirdi.” Notu elime aldım ve açtım.

Konuşacağız Gürsoy.Bekliyorum.

-KARNES,-

Bu saatte çağıracağı kadar önemli olan şeyi merak etmiştim.Kağıdı çantama koydum.Adamların kapının önünde beklediklerini düşündüğüm için sandalyeden kalktım ve kapıya doğru indim. Asansöre binme gereği duymadan merdivene yöneldim.Yavaş adımlarla nihayet giriş katına vardığımda, kapıya yöneldim ve adamların orada olup olmadığına baktım.Oradalardı.Limuzinin yanına sıra olmuş, dikiliyorlardı.Klinikten çıkıp yanlarına doğru ilerledim. “Patronunuzun bu kadar acil konuşması gereken konu nedir?” diye sordum.İçlerinden biri cevap verdi; “Örgüt kuralları ile konuşacak.” Umursamaz bir tavır takındım. “O kadar da acil değilmiş.Her zaman konuşulabilir.Patronunuza saat 16.00’ de geleceğimi söyleyin klinikte işlerim var.” Yine aynı kişi cevapladı. “Haber veririm Gürsoy hanım.” Arkamı döndüm ve kliniğe geri döndüm.Odama çıktığımda, yeni hastam gelmişti.Onunla ilgilendikten sonra, diğer hastalarım gelmişti.Bir kaç saat sonra işlerim bittiğinde saate baktım. 16.00 Adamları gelmiş olmalıydı.Çantamı aldım ve odamdan çıktım.merdivenlerden inip, giriş katına vardım.Klinikten çıktım.Tahmin ettiğim gibi adamları gelmişti.Yanlarına doğru ilerleyip limuzine bindim.Adamlar sırayla bindiklerinde,limuzin ilerlemeye başlamıştı.Her zaman ki gibi başımı cama yasladım ve dışarıyı izlemeye başladım.Yolu ezberlemiştim.Gözüm o büyük kızılağacı aradı. O bu büyük dağların üzerinde belirgin bir şekilde dururdu.Gözlerim aradığı şeyi bulduğunda, o ağaca baktım.Dağların üzerinde ne de güzel duruyordu.Gölgesi bile belli oluyordu.Maalesef fazla incelemeye vakit bulamamıştım.Lakin limuzin hızla geçmişti.Yolları izlemeye devam ettim.Bir süre sonra durduğumuzda, nerede olduğumuza baktım.Gelmiştik.Limuzinden inip malikaneye doğru ilerledim.Gideceğim yeri biliyordum.Bu yüzden asansöre bindim ve katı tuşlayarak inmeyi bekledim.Asansör durdu ve kapıları açıldı.Tanıdık yeri inceledim.Kimse yoktu.Sorgu odasına benzeyen odaya doğru ilerledim.Kapıyı açtığımda,Karnesi masada otururken buldum.Yavaş adımlarla ilerleyip, karşısındaki sandalyeyi çektim.Karşısına oturduğumda konuştum; “Beni çağırmışsın.Örgüt kurallarını konuşmak için.” Bir süre bana baktı. “Sana şifreyi vereceğimden eminsin öyle mi?” cevap vermedi ama gözlerinden anlaşılıyordu.

“Madem ki eminsin, seni biraz kıracağım Karnes.” Durdum ve konuştum; “Şifreyi vermeyeceğim. Örgütte olacağım ve sen, bana güvenince o şifreyi istemenin nedenini söyleyeceksin bende sana şifreyi vereceğim.İtirazın varsa da işime gelir.Hem senden hem örgütünden hem de şifreyi vermekten kurtulurum” gözlerinin içine baktım ve kararlı bir şekilde. “Ne olur kabul etme Karnes” Güldü. “Bakıyorum da emir vermeye başlamışsın Gürsoy.” “Emir değil Karnes.Anlaşma” “Gürsoy.O şifreyi vermeden bu örgüte seni almam.” Kararlıydı ama benimde vazgeçmeye niyetim yoktu. “Dediğim gibi bana güvenip nedenini söylediğin zaman sa” sözümü kesmişti. “Peki ya sana hiç güvenmezsem Gürsoy?” durdum.Sadece ona baktım. Bu ilk yediğim hakaret değildi. “Bu senin sorunun Karnes.Beni ilgilendirmez.Ben söyleyeceğimi söyledim.” Ayağa kalktım. “Kabul etmiyorsan işime gelir” arkamı döndüm tam kapıyı açacakken, “Kabul.” Dediğini duydum.Geri döndüm ve sandalyeyi çekip karşısına oturdum. “Örgüt kuralları nedir?”Kalktı.Odadan çıktı.Ve bir süre sonra elinde kalın bir dosyayla geri döndü. Karşıma oturduğunda dosyayı bana uzattı. “Bunlar.” Dosyayı elime aldığımda, Ağırlığı gözümü korkutmuştu.İçini açtım ve okumaya başladım. Kural 19: Kendi başına plan kurup uygulamak yasak.Örgütü riske sokar. Kural 55: Kendin karar veremezsin. Kural 98: Kendi kafana göre örgütten ayrılamazsın. Kuralları okumayı bitirdiğimde şaşkındım.Tam yüz kural vardı.Şaşkın bakışlarım ona döndü. “Sen gerçekten manyaksın.” Güldü bu söylediğime.Kahkaha atarken konuştu. “Ben manyak değilim sen anlamadın” gülmesi son bulduğunda konuştu. “Ayrıca, örgütümdeki üyelerin bana hakaret etmelerini sevmem.” Somurttum. “Ya ne diyeceğim? Gerçekten manyaksın.” “Bu örgütün üyesi olacağına göre artık kibar konuşmalısın” dosyayı önüne çekti.Bir sayfayı açıp önüme uzattı. “İmzala ve unutma geri dönüş yok.” Önüme kalem bıraktığında hiç düşünmeden alıp imzaladım.Dosyayı tekrar kendi önüne bıraktığında konuştu “Şimdi örgütte yapman gerekenleri konuşalım” tam bunu söylediğinde kapı çaldı ve içeri elinde tabakla bir adam girdi.Yanımıza doğru ilerledi ve içi şekerlerle dolu bir tabağı önümüze bıraktı.Odadan geri çıktığında Karnes konuşmaya devam etti. “Örgütte yapman gerekenler basit.Biz göreve çıktığımızda sana ihtiyacımız olduğunda bizimle geleceksin.” “Silah kullanmayı biliyor musun?” olumsuz anlamda başımı salladım. “Öğretiriz.” “Karnes.Benim bir mesleğim var.Onu da yapmaya devam edeceğim.” “Saatleri ayarlarız.” Şekerlerden birine uzandığımda konuştu. “Paketi açık olan varsa onlardan yeme.Düşmanımız çok.İçine bir şey katmış olabilirler.” Göz devirdim.Ve inadına tüm şekerleri eşeleyip paketi açık bir tanesini elime aldım. “Normal şeker.” Şekeri ağzıma attım ve yemeye başladım.Tadı gayet güzeldi.aynı zamanda çikolatasının tadı damağımdan gitmeyecek kadar güzeldi. Karnes konuşmaya devam etti. “Örgütte operasyonlara giden birkaç kişi var.Biri kardeşim, diğeri arkadaşım.Kısacası ana üyeler üç kişi diğerleri seni alan adamlar gibi” Karnesin sesi yavaş yavaş azalmaya başladı ve sonunda tamamen sessizleşti.Bir şeyler söylemeye devam etti ama duyamadım.Tek bir ses bile yoktu. Başım dönmeye başladığında, midemde bulanmıştı.Elim karnıma gitti.O bunu fark etmişti. Dudaklarını okumaya çalıştım. Gürsoy iyi misin? Başımı olumlu anlamda sallasamda iyi değildim.Başım daha çok döndü, midem daha çok bulandı. Duyma duyumu tamamen kaybetmiştim.Aynı zamanda gözlerimde yavaş yavaş bulanıklaştı.Tam olarak anlamasam da ağzımdan Karnes çıkmıştı.Daha fazla dayanamamıştım.

Sandalye geriye doğru giderken, bedenimde geriye doğru gitti.Sırtım sert zemine çarptığında, bir şeyler duymaya çalıştım ama yapamadım.Bulanık bir görüşle Karnesin başımda olduğunu gördüm ama daha fazla dayanamadım ve bilincimin ellerimden gittiğini hissettim.

_________________________________________________

Gözlerimi zar zor aralamayı başarmıştım.Etrafıma baktığımda, bir bahçedeydim.Nerede olduğumu bilmiyordum.Etrafımda yavaşça döndüm.Gözlerim bir salıncakta durdu.Uçurumun biraz önünde, iki ağaca bağlı bir salıncak vardı.Salıncakta oturan bir kadın vardı.Arkası dönük olduğu için yüzünü göremedim.Uzun kahve saçları vardı,üzerine beyaz askılı bir elbise giymişti sırtı açıktı.Yavaş yavaş sallandı.Ama o yavaşça sallanırken, arkasına bir adam geçti.Üzerinde takım elbisesi vardı.Onunda yüzünü görememiştim.Kadının arkasında durdu ve onu ittirdi.Kadın daha hızlı sallanmaya başladığında,saçları rüzgarla savruldu.Adam onu daha hızlı salladı. Kadının hızı her geri geldiğinde arttı.Ve sonunda hızla birlikte salıncaktan düşüp, uçurumdan aşağı sürüklendi.Koştum.Tüm gücümle koştum adamın yanından geçtim ve uçurumun aşağısına baktım.Kadın arkası dönük bir şekilde düşerken konuştu. “Gelme,sen gelme.” Tamamen gözden kaybolduğunda,Uçurumdan yukarı doğru su dolmaya başladı.Su taşıp gökyüzüne doğru sıçradığında üzerime döküldü.Ama benim üzerime bakınca gördüğüm su değil kandı.Arkamdaki adama baktığımda, adam benden biraz uzakta, uçurum aykın durdu.Elindeki kanlı bıçağı, taşan suyun içine attı.Su bıçağı yutarken,kulaklarımı bir bebeğin ağlama sesi doldurdu.Adamın kucağındaki bebeği gördüm.Ama adam, kucağındaki bebeği de uçurumdan aşağı attı.Bebek ağlama sesi artarken su azaldı ve tamamen bitti.Uçurumun ucunda,tam yanımda iki mezar belirdi.Birinde isim yazmıyordu.Diğeri ise küçük ve boştu.Adam ağaçlara yaklaştı ve ikisini de acımadan kesti.Kendini uçurumdan aşağı bıraktığında zeminin salladığını hissetmiştim.Geriye doğru düşerken etraf karardı ve karanlıkta kayboldum…

___________________________________________________________

Kulağıma yavaş yavaş sesler gelmeye başladı ve geldikçe de arttı.Siren sesini seçti kulaklarım. Neredeydim? Bu siren sesi nereden geliyordu.Gözlerimi aralayıp bakmak istedim ama yapamadım. Gözlerimi açamıyordum. “Hastanın nabzı düşüyor!” dediğini duydum bir kadının.Bir süre sonra nefessiz kaldığımda anladım söylediğini.Bana neler oluyordu? Nefesim gittikçe azalırken, bilincimin gitmeye başladığını hissettim.Derin nefesler aldım ama sonunda tamamen nefessiz kaldığımı hissettim. Boğuluyordum hatta belki de ölüyordum.Nefes almayı bıraktım.Bilincim tamamen kapanmıştı.

___________________________________________________

Bir saat önce…

Arız Gürsoya örgütle ilgili bilgiler verirken, elinin karnına gittiğini gördü.Gürsoyun bakışları belirsizdi.Arız konuşmaya devam etti.Gürsoya seslendiğinde Gürsoy başını sallamıştı.Arız bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.Gürsoy iyi değildi.Bir süre onu inceledi Arız.Ama Gürsoy, sandalyeyle birlikte geriye doğru düşmüştü.Arız yerinden kalkıp hızla onun yanına ilerledi.Şifreyi almadan onu kaybedemezdi.Ellerini yanaklarına koyup vurdu.Ama Gürsoy hareket etmedi.Nefes almaya çalıştığını gördü Arız. Ne yapmalıydı? Suni teneffüs yapması gerektiğini bilse de yapamıyordu Arız.Bunu yapmayı istemiyordu.Bir süre, sadece kısa bir süre düşündü Arız.Yüzünü Gürsoyun yüzüne yaklaştırdı.Gürsoyun burnunu kapadı

ve dudaklarını onunkiyle birleştirdi.Kendi nefesini ona verirken bunu yaptığına pişman olmaya başlasa da artık çok geçti.Telefonunu çıkarıp ambulansı aradı.Yaklaşık yirmi dakika sonra, ambulans sirenlerini duyduğunda, Gürsoyu kucakladığı gibi hızlı adımlarla odadan çıktı.Asansörle vakit kaybetmeden merdivenlerden hızlı adımlarla çıktı.üst kata çıktığında hızlı adımlarla malikaneden dışarı çıktı ve ambulansa doğru ilerledi.Kadınlar Gürsoyu yavaşça sedyeye yerleştirdi ve ambulansa bindirip kapıları kapadılar.Ambulans gitmeye başladığında,kendi arabasına doğru koşar adımlarla ilerledi.Arabasına binmeden önce; “Burada kalın.Henüz işiniz yok” dedi ve arabayı çalıştırdı.Ambulansı takip ederken, hala içten içe yaptığından pişmanlık duyuyordu.Ama bunu düşünmenin sırası değildi.Hastaneye vardığında, kadınlar Gürsoyu sedyeyle ambulanstan indirdi ve hastaneye doğru ilerlediler.Arız yavaş adımlarla arkalarından ilerledi.Gürsoyla birlikte asansöre bindiklerinde, Arız merdivenlere yönelmişti.Gördüğü kadarıyla 4.kata çıkmışlardı.4.kata vardığında resepsiyon adamın yanına doğru ilerledi. “Az önce buraya Gürsoy soyadında birisini getirdiler.Nereye gittiler?” resepsiyon bilgisayardan baktı ve “22 numaralı odada.” Arız ilerlemeye başladı.Bir süre sonra odayı bulduğunda kapıyı açıp içeri girdi. “Beyefendi, izinsiz giremezsiniz.Şuan hastayla ilgileniyorum.” Doktoru umursamadı Arız. “Hasta iyi mi?” diye sordu.Doktor kadın onu süzdü. “Siz hastanın yakını mısınız?” durdu Arız.Bir süre düşündü. “Evet hastanın yakınıyım.” “Neyi oluyorsunuz?” Arız içinden sövmüştü. Örgütümün üyesi dedi içinden.Örgütümün üyesi oluyor kadın! “Kuzeniyim.” dedi. Doktor kadın başıyla onayladı ve Arıza kapıyı işaret etti.Arız dışarı çıktığında, oturdu ve bekledi.Yaklaşık 1 saat sonra, doktor kadın odadan çıkmış, Arıza doğru ilerlemişti. “Hastanın şimdilik iyi ama durumu kötü.Kendisi zaman zaman nefes alamıyor.Nefes almakta ciddi bir sorun yaşıyor.Kalbi zaman zaman duruyor.Kabuslar bile tetikleyebilir.Hastayı birkaç hafta burada tutacağız belki de birkaç ay.” Arız konuşmadı.Sadece doktora baktı.Ne yapacaktı? “Kendisi birkaç madde almış.Bu sorunların temel sebebi o maddeler.” Arız başını sallamakla yetindi. “Hastanın Refakatçiye ihtiyacı var.Refakatçisi siz mi olacaksınız?” “Olurum.Refakatçisi ben olurum.” Dedi Arız.Doktor başını olumlu anlamda salladı ve uzaklaştı. Arız kapıyı açtı ve içeri girdi.Gözleri Gürsoyun üzerinde durdu.Üzerinde hasta önlüğü vardı.Yüzü soluktu.Yüzünde Solunum maskesi vardı.Koluna serum takılıydı.Oysa bir kaç saat önce oldukça iyiydi.Arız koltuğa ilerledi ve oturdu.Başını geriye doğru yasladı ve düşündü. O suni teneffüsü hiç yapmamalıydın dedi kendine içinden. Oysa bilmiyordu, o yaptığı suni teneffüs çoğu şeyi değiştirmişti…

_____________________________________________

Gözlerim yavaşça aralandığında artık bulanık görmüyordum.Yüzüme ve koluma bir şey takılıydı. Ne olduğunu anlamadım ama umursamadım.Kulağımı kaplatış sesleri doldurduğunda duyduğumu anladım.Duyuyor ve görüyordum.Bakışlarım sağ yanıma döndüğünde, Karnesi gördüm.Tekli koltukta oturuyordu.Gözlerimiz buluştuğunda bakışlarımı çekmedim.O da çekmemişti.Bir süre o bana, ben ona bakmıştım.İlk gözlerini kaçıran ben oldum.Başımı önüme çevirdim ve etrafı inceledim.O an anladım.Hastane odasındaydım.Nefessiz kaldığım anı hatırladığımda nefes almaya çalıştım.Nefes alabiliyordum.Bir süre etrafı inceledim.Başım yine sağ yanıma döndüğünde, tekrar

ona baktım.O bana bakmıyordu.O an geçirdim içimden, Kimsen yok Saye.Yalnızsın.Yalnız olduğun için başında bekleyen bile düşmanın. Önüme döndüğümde o an anladım.Bazen başında bekleyen ne aile ne de yuva olur.Düşman olur ve onların seni düşünmediği kadar düşünür seni.tekrar ona baktım. Ne baban ne annen.Düşmanın Saye başında bekleyen düşmanın. Önüme döndüm.Gözlerim kapanırken, uyku beni kendine çekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.