İçeriğe geç

Andalouse

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Andalouse

Bölüm 4

İş Görüşmesi

Jean-Pierre İstanbul Anka Akademisi'nden içeri girdi. Biraz gergindi.

Üzerinde koyu renk, klasik kesimli bir ceket ve açık mavi gömlek vardı. İnce çerçeveli gözlüğünün ardından etrafını dikkatlice süzdü.

Burası Paris'teki okullardan farklıydı.

Koridorlarda öğrencilerin sesleri duyuluyor, duvarlarda çeşitli kursların afişleri asılı duruyor, açık kapılardan farklı sınıfların hareketliliği görülüyordu.

Jean-Pierre derin bir nefes aldı.

Baran, burada kendisini birinin karşılayacağını söylemişti ama—

“Bonjour, Jean-Pierre!”

Jean-Pierre, kulaklarını kapatma ihtiyacı hissetse de bunu yapmadı.

Sadece gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı.

Sonra sesin geldiği yöne döndü.

Karşısında renkli bir eşarp takmış, üzerinde turkuaz tonlarında bir ceket bulunan genç bir kadın duruyordu. Yüzündeki sıcak gülümseme, Jean-Pierre'in birkaç dakika önceki gergin ifadesinin tam tersiydi.

“Madame, herkesin içinde bağırmayın lütfen.”

Jean-Pierre'in sesi sakindi. Hatta oldukça nazikti.

Elif şaşkınlıkla ona baktı.

“Ben bağırmıyorum ki…”

Jean-Pierre bu konuda tartışmaya girmeyecekti.

Kadının yüzündeki şaşkın ifade birkaç saniye daha devam etti. Ardından Elif hiçbir şey olmamış gibi yeniden konuştu.

“J m’appable Elif…”

Jean-Pierre'in meslek hastalığı tuttu.

Hiç düşünmeden düzeltti:

“Je m’appelle.”

Elif başını ona doğru çevirdi.

“Je m’appelle olmalı, madame.”

Elif birkaç saniye ona baktı.

Sonra dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.

“Mesleki deformasyon, değil mi?”

Jean-Pierre utangaç bir şekilde gülümsedi.

“Biraz.”

Elif başını salladı.

“Anladım. Daha ilk dakikadan belli oldu.”

Jean-Pierre ne demek istediğini tam anlayamasa da üzerinde durmadı.

Elif elini hafifçe kaldırarak koridoru işaret etti.

“Hadi, seni müdürün yanına götüreyim.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Tabii.”

Elif önden yürümeye başladı.

Jean-Pierre birkaç adım gerisinden onu takip etti.

Koridor boyunca ilerlerken etrafa göz gezdirdi. Açık kapılardan sınıflar görünüyordu. Bir yerde öğrenciler konuşuyor, başka bir sınıftan kahkahalar yükseliyordu.

Elif'in renkli eşarbının uçları yürüdükçe hafifçe hareket ediyordu. Jean-Pierre ise ellerini ceketinin iki yanında tutarak sessizce onu takip ediyordu.

Yeni bir ülke.

Yeni bir şehir.

Yeni bir iş.

Ve henüz tanımadığı insanlar.

Bütün bunların ortasında karşılaştığı ilk kişi ise kendisini daha ilk dakikadan Fransızca düzeltmeye zorlayan, renkli eşarplı bir kadındı.

Elif bir kapının önünde durdu.

“Buradan sonrası müdürün odası.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Teşekkür ederim.”

Elif kapıya iki kez tıklattı.

İçeriden sakin bir ses geldi.

“Buyurun.”

Elif kapıyı açtı.

“Müdür Bey, Jean-Pierre de Valois geldi.”

Müdür masasındaki belgelerden başını kaldırdı.

“Hoş geldiniz. Buyurun, oturun.”

Jean-Pierre içeri girip sandalyeye geçti.

Elif kapının yanında birkaç saniye durdu.

“Ben çıkayım.”

Müdür başını salladı.

“Teşekkürler Elif.”

Elif kapıyı kapatıp çıktı.

Müdür önündeki dosyaya baktı.

“Jean-Pierre de Valois…”

“Evet.”

“Paris'te Fransızca öğretmenliği yapmışsınız.”

“Evet.”

“Altı yıl.”

“Yaklaşık altı yıl.”

Müdür CV'yi biraz daha inceledi.

“Lisansınız Fransız Dili ve Edebiyatı. Ardından öğretmenlik üzerine formasyon eğitimi almışsınız.”

“Doğru.”

“Ve hem lise öğrencileriyle hem de yetişkinlerle çalışmışsınız.”

“Evet.”

Müdür başını kaldırdı.

“Bizim de şu anda özellikle yetişkin grupları için Fransızca öğretmenine ihtiyacımız var.”

Jean-Pierre dikkatle dinliyordu.

“Kaç öğrenci?”

“Gruplara göre değişiyor. Başlangıç seviyesinde daha kalabalık sınıflarımız var. İleri seviyelerde ise daha küçük gruplarla çalışıyoruz.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Anladım.”

Müdür dosyayı kapatmadı.

“Peki neden İstanbul?”

Jean-Pierre birkaç saniye düşündü.

“Burada yaşamak istiyorum.”

“Uzun süreli mi?”

“Evet.”

“Yani geçici olarak gelmediniz.”

“Hayır.”

Müdür kısa bir not aldı.

“Bu bizim için önemli. Öğretmen değişikliğinin öğrencileri zorlamasını istemiyoruz.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Anlıyorum.”

Müdür sandalyesine yaslandı.

“Size birkaç soru sormak istiyorum.”

“Elbette.”

“Başlangıç seviyesinde bir öğrenciniz var. Fransızca hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor. İlk dersinizde ne yaparsınız?”

Jean-Pierre birkaç saniye düşündü.

“Öncelikle öğrencinin dili öğrenme amacını anlamaya çalışırım.”

“Sonra?”

“Dersi öğrencinin seviyesine göre yapılandırırım. İlk derste çok fazla bilgi vermek yerine, öğrencinin Fransızcayla güvenli bir şekilde temas kurmasını isterim.”

“Nasıl?”

“Basit ifadeler, telaffuz, günlük iletişim. Öğrencinin ilk dersten sonra birkaç cümleyi gerçekten kullanabilmesi önemli.”

Müdür başını salladı.

“Peki gramer?”

“Gerekli. Ama başlangıçta grameri öğrencinin önüne bir duvar gibi koymam.”

Müdür hafifçe gülümsedi.

“Güzel.”

Dosyadaki bir sayfaya baktı.

“Peki ileri seviyedeki bir öğrenci?”

“Orada yaklaşım değişir.”

“Nasıl?”

“Artık yalnızca doğru cümle kurmasını istemem. Dili daha doğal kullanmasını, bağlamı anlamasını ve kendisini ifade etmesini isterim.”

“Edebiyat kullanır mısınız?”

“Seviyesine uygunsa.”

“Mesela?”

Jean-Pierre'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“Camus, Hugo, Maupassant... Ama öğrencinin seviyesini görmeden bir metin seçmem.”

Müdür başını salladı.

“Yani kitabı öğrenciye değil, öğrenciyi kitaba göre seçmiyorsunuz.”

“Tam olarak.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Müdür yeniden CV'ye baktı.

“Türkçeniz de oldukça iyi.”

“Henüz istediğim kadar iyi değil.”

“Yine de öğrencilerle iletişim kurabilecek seviyedesiniz.”

“Evet.”

Müdür dosyayı kapattı.

“Peki sizce iyi bir öğretmeni iyi bir öğretmen yapan şey nedir?”

Jean-Pierre birkaç saniye düşündü.

“Öğrencinin bilmediği şeyi bilmek kadar, öğrencinin neden öğrenemediğini anlayabilmek.”

Müdür ona baktı.

Jean-Pierre devam etti.

“Bazen öğrenci çalışmıyor gibi görünür. Oysa sorun motivasyon değil, yöntemin yanlış olmasıdır. Öğretmenin bunu fark etmesi gerekir.”

Müdür başını salladı.

“Anladım.”

Masadaki dosyayı kapattı.

“Bizim için uygun görünüyorsunuz.”

Jean-Pierre sessizce bekledi.

Müdür devam etti.

“Ama CV ne kadar iyi olursa olsun, sizi sınıfta görmeden kesin karar vermek istemem.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Bence de doğru olan bu.”

“Önümüzdeki hafta iki deneme dersimiz var. Bir başlangıç grubu, bir de orta seviye grup.”

“Katılabilirim.”

“İlk derste sizi gözlemleyeceğiz. Sonrasında öğrencilerden de geri bildirim alacağız.”

Jean-Pierre hafifçe gülümsedi.

“Memnuniyetle.”

Müdür elini uzattı.

“Öyleyse şimdilik anlaşalım. Deneme derslerinden sonra nihai kararımızı veririz.”

Jean-Pierre elini sıktı.

“Teşekkür ederim.”

“Ben teşekkür ederim. Zaman ayırdığınız için.”

Jean-Pierre ayağa kalktı.

“Görüşmek üzere.”

“Görüşmek üzere.”

Jean-Pierre kapıya yöneldi.

Elini kapının koluna uzatıp kapıyı açtı.

Koridora çıktığında Elif'in hâlâ onu beklediğini gördü.

Elif hemen ona döndü.

“Ne oldu?”

Jean-Pierre ona baktı.

“Deneme dersine gireceğim.”

Elif'in yüzü aydınlandı.

“Demek seni beğendiler.”

Jean-Pierre hafifçe omuz silkti.

“Şimdilik.”

Elif başını salladı.

“İyi. O zaman seni sınıfa götüreyim.”

Jean-Pierre onun peşinden yürümeye başladı.

Birkaç adım sonra merakla sordu:

“Siz danışman mısınız, madame?”

Elif durup ona döndü.

Gülümsedi.

“Ben sana kendimi tam tanıtmadım, değil mi?”

Jean-Pierre başını salladı.

Elif elini göğsüne götürdü.

“Ben Elif Karaduman, İstanbul Anka Akademisi'nin ebru öğretmeniyim.”

“Memnun oldum, madame Elif.”

Elif gülümsedi.

“Bizde hanım derler. Daha ileride teyze derler. Yaş takıntısı varsa abla derler. Yaşıtsan ve samimiysen adını söylersin.”

Jean-Pierre dikkatle dinledi.

Elif göz kırptı.

“Ve hayır, bunları Fransa'da Türkçe öğreten kurslarda bulamazsın.”

Jean-Pierre'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“Bunu tahmin edebiliyorum.”

Sınıfın kapısına geldiklerinde Elif saatine baktı.

“Birazdan dersim başlayacak. Sınıfın içeride.”

Elif elini yumruk yapıp havaya kaldırdı.

“Bone çans, Jean-Pierre!”

Jean-Pierre bir an öylece kaldı.

Elif yanından adeta uçarak geçti.

Jean-Pierre sınıfa girmeden önce arkasından baktı.

Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Sanki birkaç dakika içinde yaşadığı her şeyi zihninde yeniden değerlendiriyordu.

En sonunda, çaresizce kendi kendine mırıldandı:

“Bonne chance, Jean-Pierre.”

Ve sınıfa girdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.