İçeriğe geç

Andalouse

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Andalouse

Bölüm 5

İlk Ders

Jean-Pierre sınıfa girdiğinde konuşmalar bir anda kesilmedi.

Sadece yavaşladı.

Ön sırada oturan iki öğrenci birbirlerine bakıp kısa bir şey fısıldadı. Arka tarafta konuşan üç kişiden biri sandalyesine biraz daha dik oturdu. Pencere kenarında oturan genç bir kız ise elindeki kalemi masaya bırakıp yeni öğretmenini dikkatlice süzmeye başladı.

Jean-Pierre kapının yanında birkaç saniye durdu.

Sınıfa göz gezdirdi.

Yaklaşık on beş öğrenci vardı.

Bazılarının önünde defterleri açıktı. Bazılarının masasında yalnızca kalemleri duruyordu. Bir öğrenci kitabını çoktan açmış, sayfayı bulmuştu. Başka bir öğrenci ise kitabını açmış olmasına rağmen hangi sayfada olduğunu hâlâ arıyordu.

Jean-Pierre bunu fark etti.

İlk izlenim için yeterliydi.

Masasına doğru yürüdü.

Çantasını bıraktı.

Sonra tahtaya geçti.

Kalemi eline alıp adını yazdı:

Jean-Pierre de Valois

Altına da:

FRANÇAIS

Yazmayı bitirdiğinde sınıfa döndü.

“Bonjour.”

Sınıftan farklı tonlarda cevaplar geldi.

“Bonjour hocam.”

“Bonjour.”

“Bonjur…”

Jean-Pierre sonuncu sesi çıkaran öğrenciye baktı.

Öğrenci de kendisine baktı.

Birkaç saniyelik sessizlikten sonra Jean-Pierre başını hafifçe salladı.

“Geliştireceğiz.”

Sınıftan birkaç gülüşme yükseldi.

Jean-Pierre yerine oturdu.

“Öncelikle tanışalım. Ben Jean-Pierre de Valois. Fransızca öğretmeninizim.”

Ön sıradaki genç adam hemen elini kaldırdı.

Jean-Pierre daha cümlesini tamamlamadan ona baktı.

“Buyurun.”

“Hocam siz gerçekten Fransız mısınız?”

Sınıftan birkaç kişi güldü.

Jean-Pierre birkaç saniye öğrencinin yüzüne baktı.

“Hayır.”

Sınıf sustu.

Jean-Pierre ifadesini hiç değiştirmeden devam etti:

“Fransızca öğretmeni olmak için Fransız olmamız gerektiğini bilmiyordum.”

Bir saniyelik sessizliğin ardından sınıf kahkahaya boğuldu.

Soruyu soran öğrenci de gülüyordu.

“Ben de şaka yaptım hocam.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Henüz emin değilim.”

Bu kez kahkaha daha da yükseldi.

Jean-Pierre'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

İlk birkaç saniye fena geçmemişti.

“Şimdi,” dedi, “derse başlamadan önce sizi biraz tanımak istiyorum.”

Tahtaya döndü.

Pourquoi apprenez-vous le français ?

Cümleyi yazdı.

Sonra altına Türkçesini ekledi:

Neden Fransızca öğreniyorsunuz?

“Bunu bugün cevaplayabilmeniz yeterli.”

Ön sıradaki öğrenci elini kaldırdı.

“Fransa'ya gitmek istiyorum.”

“Güzel.”

Başka biri:

“Paris'te yüksek lisans yapacağım.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Güzel.”

Pencere kenarındaki kız:

“Fransız filmlerini altyazısız izlemek istiyorum.”

“Bu da iyi bir sebep.”

Arka sıradan başka bir öğrenci elini kaldırdı.

“İş için.”

Jean-Pierre:

“Gayet anlaşılır.”

Sonra arka taraftaki kızlardan biri elini kaldırdı.

“Ben Fransızcayı çok seviyorum.”

Jean-Pierre gülümsedi.

“Neden?”

Kız birkaç saniye düşündü.

“Kulağa çok güzel geliyor.”

“Bu da geçerli.”

“Bir de romantik.”

Sınıftan birkaç kişi gülmeye başladı.

Jean-Pierre başını salladı.

“Bunu sık duyuyorum.”

Kız cesaretlenerek devam etti:

“Bence Fransızca aşk dili.”

Jean-Pierre:

“Bunu dersten sonra tekrar değerlendirebiliriz.”

“Neden hocam?”

“Çünkü birazdan fiillerle tanışacaksınız.”

Kızın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

“Fiiller romantizmi bozuyor mu?”

Jean-Pierre hiç düşünmeden cevap verdi:

“Bazen.”

Sınıf yine güldü.

Jean-Pierre tahtaya döndü.

“Şimdi gerçekten başlayabiliriz.”

Basit birkaç kelime yazdı.

“Önce telaffuz.”

Öğrenciler dikkat kesildi.

Jean-Pierre kelimeleri tek tek söyledi.

Sınıf tekrar etti.

İlk birkaç deneme birbirinden farklıydı.

Kimi doğruya oldukça yakındı.

Kimi Türkçe alışkanlığıyla okuyordu.

Bir öğrenci ise kelimenin ortasında durdu.

“Hocam…”

“Evet?”

“Ben bunu söyleyemiyorum.”

Jean-Pierre öğrencinin yanına doğru baktı.

“Bir daha dene.”

Öğrenci tekrar etti.

Yine olmadı.

Ön sıradaki öğrenci hemen araya girdi.

“Hocam ben söyleyeyim.”

Jean-Pierre ona döndü.

“Sen biliyorsun.”

“Evet.”

“Güzel.”

Jean-Pierre tekrar diğer öğrenciye baktı.

“Şimdi sen söyle.”

Öğrenci biraz şaşırdı.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Yanlış söylersem?”

“Düzeltirim.”

Öğrenci bir kez daha denedi.

Bu kez ses biraz daha doğru çıktı.

Jean-Pierre başını salladı.

“İşte.”

Öğrenci gülümsedi.

“Oldu mu?”

“Oldu.”

Ön sıradaki öğrenci dayanamadı.

“Hocam aslında burada—”

Jean-Pierre ona baktı.

“Bir dakika.”

Öğrenci sustu.

Jean-Pierre gülümseyerek:

“Senin Fransızca bildiğini anladık.”

Sınıftan kahkaha yükseldi.

Öğrenci de güldü.

“Tamam hocam.”

“Ders boyunca bana yardım etmek istiyorsan elbette edebilirsin.”

“Teşekkür ederim.”

“Ama önce elini kaldır.”

Öğrenci hemen elini kaldırdı.

Jean-Pierre birkaç saniye ona baktı.

“Henüz bir şey sormadım.”

Sınıf tekrar güldü.

Jean-Pierre de gülümseyerek başını iki yana salladı.

Ders ilerledikçe sınıfın ilk dakikalarındaki gerginlik tamamen kayboldu.

Jean-Pierre bir öğrencinin çok iyi olduğunu, başka bir öğrencinin ise kelimeleri bildiği hâlde konuşurken çekindiğini fark etti.

Bir başkası her şeyi yazıyor ama neredeyse hiç konuşmuyordu.

Jean-Pierre ona da söz verdi.

“Sen ne düşünüyorsun?”

Öğrenci önce şaşırdı.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Bilmiyorum hocam.”

“Deneyebilirsin.”

Öğrenci cümleyi kurmaya çalıştı.

Bir yerde durdu.

Jean-Pierre hemen tamamlamadı.

Bekledi.

Öğrenci birkaç saniye sonra kendi cümlesini tamamladı.

Jean-Pierre başını salladı.

“Güzel.”

Dersin sonunda öğrenci daha rahat görünüyordu.

Saat ilerlemişti.

Jean-Pierre tahtadaki son kelimeyi yazdı.

Sonra kalemi bıraktı.

“Bugünlük bu kadar.”

Sınıftan birkaç ses yükseldi.

“Hocam bitti mi?”

“Evet.”

“Çok hızlı geçti.”

Jean-Pierre gülümsedi.

“Bu iyi bir şey.”

Öğrenciler yavaş yavaş eşyalarını toplamaya başladı.

“Görüşürüz hocam.”

“Görüşürüz.”

Kapıya yaklaşan öğrencilerden biri dönüp:

“Au revoir hocam!”

dedi.

Jean-Pierre ona baktı.

“Bakın. İlk dersin sonunda Fransızca vedalaşmaya başladınız bile.”

Öğrenci gülümsedi.

“Au revoir!”

Jean-Pierre başını salladı.

“Au revoir.”

Sınıf boşaldı.

Jean-Pierre birkaç saniye sınıfta kaldı.

Tahtaya baktı.

İlk derste yazdığı kelimeler hâlâ oradaydı.

Sonra çantasını aldı ve sınıftan çıktı.

Koridorda birkaç öğrenci hâlâ konuşuyordu.

Tam yürümeye devam edecekken dersteki İngilizcesi oldukça iyi olan kız arkasından yetişti.

“Hocam!”

Jean-Pierre durdu.

“Buyur.”

Kız gülümseyerek:

“Fransızcada ne kadar çok İngilizce kelime var.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Evet.”

“Neden İngilizceyle bu kadar benziyor?”

Jean-Pierre cevap vermek için ağzını açtı.

“Aslında bunun sebebi—”

Koridorun diğer tarafından bir erkek sesi geldi.

“Bunun sebebi Fransızların İngilizlerin ne kadar iyi olduğunu bildiği için onlara benzeme şekli.”

Jean-Pierre'in cümlesi yarıda kaldı.

Kaşları hafifçe çatıldı.

Yavaşça sesin geldiği yöne baktı.

Normalde Anglo-Fransız savaşına girmezdi.

Tarih boyunca yeterince girilmişti zaten.

Fakat az önce biri damarına basmıştı.

Jean-Pierre sinirini gülüşünün arkasına sakladı.

“Kim söylemiş?”

Adam hiç tereddüt etmeden cevap verdi.

“Ben söylüyorum.”

Jean-Pierre'in gülümsemesi biraz daha belirginleşti.

“Siz kimsiniz?”

Tam o sırada Elif'in sesi koridorda duyuldu.

“Onur Hocam, bir bakar mısınız?”

İki erkek aynı anda Elif'e baktı.

Jean-Pierre hafifçe başını eğdi.

“Madame, siz bu beyefendiyi(!) tanıyor musunuz?”

Elif gülümsedi.

“Tabii. Sen daha öğretmenlerimizle tanışmadın.”

Jean-Pierre'e döndü.

“Jean-Pierre, bu beyefendi Onur William Karaca, İngilizce öğretmenimiz.”

Ardından Onur'a döndü.

“Onur Hocam, bu beyefendi de Jean-Pierre de Valois, Fransızca öğretmenimiz.”

İki adam birbirine baktı.

Jean-Pierre sahte bir gülümsemeyle elini uzattı.

“Heureux de vous rencontrer.”

Onur da aynı nezaketle elini uzattı.

“Me too, Jean-Pierre.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.