İçeriğe geç

ALTÜST OLMUŞ HAYATIM

Bölüm 3 · 6 dk okuma

ALTÜST OLMUŞ HAYATIM

Bölüm 3

3. BÖLÜM

Sinirle derin bir nefes verip konuştum.

"Tamam yarın saat 15:00 da orda olacağım."

"Peki iyi günler.

Telefonumu kapattığımda derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Herşey boşaymış. Saçma sapan bir hata için iki kadının hayatı değişti. Şaka gibi. Kahvemi içtikten sonra kendimi yatağıma attım.

Sabah saat 05:00 te uyandım. Alışkanlık işte. Yinede kendimi dinç hissediyordum. Öncelikle duşa girdim. Duştan çıktıktan sonra üstümü değiştirdim.

(Kıyafetlerin fotoğraflarını koymak isterdim ancak fotoğraf yüklemede sıkıntı var. Sorry...)

Üstüme deri ceketimi de aldıktan sonra kahvaltı yapmayı sevmediğim için bir bardak kahve içip çantamı hazırlamaya başladım. Evet çanta. Çünkü çok eşyam yok. Büyük bir sırt çantasının içine kıyafetlerimi ve bir silahımla birkaç tane şarjör koydum. Diğer silahımı da belime koydum. Çoğu eşyamı dün orda ayarladığım evime göndermiştim. Orda görev yapacaktım zaten o yüzden evi ayarlanmıştım. Hastanenin görev yapacağım şehirde olması benim için avantaj oldu. Motorumun anahtarını alıp aşağı indim. Ayakkabımı giyip dışarı çıktım evin kapısını kilitleyip motoruma bindim. Ankara-Mardin arası 8 saatti şuan saat 06:00 olduğuna göre saat 14:00 da orda olurdum. Yani 1 saat erken gitmiş olucaktım. Yetişirdim. Motoruma binip ara gaz verdim ve birden gaza asıldım.

Saat 14:30

Yolda benzinliğe uğradığım için yarım saat geç gelmiştim Mardin'e. Şuan hastaneyle aramda 15 dakikalık bir mesafe vardı. Ancak trafik yürümüyordu. Anahtarı çevirip cebime attım ve arabaların arasında ilerlemeye başladım. Trafiğin tıkanmasına neden olan yere geldiğimde gördüğüm şeyle sinirlerim zıpladı. Bir tane mafya kılıklı adam eli yüzü düzgün 30 lu yaşlarda adama silah çekmişti.

"Ulan savcı senin yüzünden kardeşim hapse girdi. Bunun bedelini ödeyeceksin!"

"Kardeşin 17 yaşında ki bir genç kıza tecavüz etti Mehmet Ağa!"

Duyduğum şeylerle sinirim zıpladı.

"Hop hop beyler noluyor burda!"

İkiside bana döndü. Bense onlara doğru ilerliyordum. Yanlarına geldiğimde durdum ve Mehmet denen herife baktım. 35-40 li yaşlarda duruyordu.

"Sen karışma bayan." Dedi Mehmet Ağa.

İşte bu son noktam oldu. Elindeki silaha tekme atıp düşürdüm ve bileğini tutup sırtına doğru büktüm. Dizlerinin arkasına tekme atıp diz çöktürdüm. Kulağına eğilip

"Öncelikle bayan değil KADIN! Hiçbir masuma silah çekemezsin! Heleki devletin savcısına." Diyip bileğini daha çok büktüm.

Bir çıtırtı sesi geldi. Birden böğürdü. Bileğini savurur gibi bıraktım ve doğruldum. Hemen bileğini tutmaya başladı. Az önce silah tuttuğu savcı yanıma gelip elini uzattı.

"Cumhuriyet Savcısı Arslan Yıldırım. Teşekkür ederim."

Elini tutup kısaca ismimi söyledim.

"Arya. Teşekküre gerek yok savcım."

O sırada Mehmet Ağa'yı birileri yerden kaldırıp arabaya bindirdi ve götürdü. Savcı da kendi arabasına binerken bende motoruma doğru ilerledim. Herkes bana bakıyordu. Motoruma bindiğimde trafikte açılmıştı. Saat çoktan 14:50 olmuştu. Geç kalacağım maalesef. Motoruma binip gaza yüklendim ve son hızda hastaneye geldim. Hastaneye girip direk danışmanın yanına geldim. Soğuk ve hala geçmeyen sinirim yüzünden sinirli sesle konuştum.

"Karışan bebekler için DNA testine geldim."

Konuşmamla yerinden sıçrasada hemen kendini toparlayıp cevap verdi.

"Şey 3. Kat sağdan 2. Oda."

"Sağol."

Asansörü pek sevmediğim için merdivenlere yöneldim. Odanın önüne geldiğimde kapıyı tıklattım ve içeri girdim. İçeri girdiğimde doktor önlüğü ile masada oturan bir doktor, masanın önünde karşılıklı iki tane üçlü koltuk ve koltukta oturan aileler vardı. Soldaki üçlü koltukta baba demeye bin şahit adam yanında sözde ablam, onun yanında da anne sıfatını haketmeyen annem, koltuğun yanında da ayakta şerefsiz abim vardı. Sağdaki üçlü koltukta benim gibi kızıl saçlı ancak kahverengi gözlü 45 yaşlarında bir kadın vardı. Onun yanında siyah saçlı benim gibi mavi gözlü 45-50 yaşlarında bir adam oturuyordu. Sima olarakta ona benziyordum sanırım. Onunda yanında sarışın kumral arası saçlarıyla mavi gözlü tahminen 15-16 yaşlarında bir çocuk oturuyordu. Koltuğun yanında ise yanında üvey annem olan kadının tıpa tıp aynısı olan süslü püslü bir kız ayakta bekliyordu. Farkettim de onlara çok benziyorum. Bu da demek oluyor ki onların çocuğuyum. Böyle bir hatayı aklım almıyor. Kadın dolu gözlerle bana bakıyordu. Ancak dolu gözlerine inat dim dik duruyordu. Kocası ise buruk dikkatli bakmadığın sürece farkedemeyeceğin bir tebessümle bana bakıyordu. Bir yandan da karısının elini tutuyordu. Yanlarındaki sarışın küçük çocuk ise gözlerinde korku vardı. Korku mu? Kaşlarım çatıldı. Birşey mi olmuştu ki? Bunu sonra düşünmeye karar verip doktora döndüm. Kapının yanındaki duvara yaslanıp kollarımı göğsümde kavuşturdum.

Gözlerimden ateş çıktığına yemin edebilirdim. Az önceki olayın siniri hala üzerimdeydi zaten bir de bu saçma hata iyice sinirlerimi zıplatmıştı. Derin derin nefesler alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Doktor sonunda konuşmaya karar vermiş olmalı ki ağzını açtı.

"Hepiniz geldiğinize göre kanları alalım. Eğer gerçekten bebekler karıştıysa şimdiden hastanemiz adına üzgünüm."

Sert bir sesle kendimi dizginlemeye çalışarak konuştum.

"Eğer öyle birşey olduysa bu hastaneyi dava edip başınıza yıkarım."

Doktor yutkunup hemşireye işaret verdi. Gidip sedyeye oturdum. Gelip kanımı aldı. Küçük pamuk verince hafifçe kanı silip çöpe attım. Daha sonra o kız geçti. Hemşire tam iğneyi yaklaştırdığında ciyak ciyak bağırmaya başladı. Yüzümü buruşturdum. O çocukta aynı anda yüzünü buruşturmuştu. Göz göze gelince hemen eski düz halini aldı yüzlerimiz.

Hayır yani iğne den korkuyorsan tamam yaşa korkunu ama bu kadar da abartma be. Kız zaten bana çok itici geliyordu. Ayrıca çok ama çok açık giyinmişti. Tamam bende açık giyinmeyi seviyorum ama açık giyinmenin de bir adabı edebi var dimi yani. Neyse kendi tercihi birşey diyemem.

(Linç yemeden önce belirtmek isterim ki iğne korkusuyla dalga geçmiyorum burda sadece iğne fobisi olsa dahi sırf ilgi çekmek için bu fobiyi kullanıp abartmasına saçma diyorum. Ayrıca açık giyinmekle de bir sorunum yok bunu da eleştirmiyorum. Bende açık giyinmeyi seviyorum ancak açık giyinmenin de bir ölçüsü ve adabı var diye düşünüyorum. Sadece bu düşüncemi belli etmek istedim burda da.)

Üvey babam olacak o piç Murat kızının yanına gidip elini tuttu.

"Şştt sakin ol kızım. Ben burdayım."

Bakışlarımı yere indirip alayla güldüm içimden. Ulan bana bir kere bile kızım demedi. Korktuğumda hiç elimi tutmadı ki genelde korku sebeplerimde o oluyordu. Gelçi artık bunları aşmıştım. Eskisi kadar umursamıyorum. Eskiden beni neden sevmiyorlar diye oturur gece gündüz düşünürdüm ama bir sonuca varamazdım.

Bakışlarımı diğer çifte çevirdiğim de adam sanki gözlerimden ne düşündüğümü anlamak ister gibi bakıyordu gözlerime. Kadınsa özlemle inceliyordu beni.

Babalardan da kan alındıktan sonra doktor sonuçların 1 saat sonra çıkacağını söyleyerek odadan çıktı.

DNA testinin en az 1 haftada çıktığını duymuştum. 1 saatte çıkması tuhaf.

Kimseye bakmadan dışarı çıktım. Bahçede bir banka oturduktan sonra etrafta gözlerimi dolaştırırken düşünmeye başladım. Büyük ihtimalle onların kızıyım. Peki ne yapacağım. Beni tanımak isteyecekler bunu gözlerinden anlıyorum. Belki bizimle yaşa diyecekler ama benim bunlara bir cevabım var mı? Orası meçhul.

1 saat sonra tekrar odaya çıktım. Odaya girdiğimde herkesin burda olduğunu gördüm. Üvey babam ve karısı o kızı ortalarına oturtmuş onunla ilgilenirken üvey abim ve ablamsa arada onlara katılıyordu. Öz annem olduğunu düşündüğüm kadın ise onları dolu gözlerle izliyordu. Kocası da ona destek olmaya çalışıyordu. Küçük çocuk ise kafasını yere eğmiş birşeyler düşünüyordu. Benim odaya girmemle bütün gözler bana döndü. Hemen arkamdan ise doktor girdi. Gözlerini üzerimizde gezdirdikten sonra zarfı açıp kağıdı okumaya başladı.

"Arya Çelik ile Serkan Öztürk arasında %99,9 ihtimalle kan bağı bulunmaktadır. Sude Öztürk ile Murat Çelik arasında da %99,9 ihtimalle kan bağı bulunmaktadır. Tekrardan hastanemiz adına özür dilerim..."

Bölüm sonu

5 yorum