Poyraz komutanımı ve kendimi hemen birkaç adım ilerimizdeki büyük kayanın arkasına attım. Sırtımız kampın girişine dönük kalıyordu. Yani bizi görmeleri düşük bir ihtimal.
Arabalar kapmın girişinde durdu ve adamlar indi.
Eğer arabalardan birini alabilirsem Poyraz komutanı kan kaybından ölmeden önce sınır karakoluna yetiştirebilirdim. Poyraz komutana baktığımda arada gözlerinin kaydığını gördüm. Benimde kollarımda ki kesikler kanamaya başlamıştı. Biraz daha burada kalırsak ikimizde kan kaybından ölürdük.
Hemen Poyraz komutanı kaldırdım ve kolunun altına girdim. Adamlar çoktan kampa girmişti ve arabaların orda kimse yoktu. Zaten kamptaki tüm itler yemek molasına girmişti. En arkada duran arabanın arka kapısını açtım ve Poyraz komutanı yatırdım. Allah'tan kilit açıktı. Yoksa birde kapının kilidini açmakla uğraşacaktım ve bu bize zaman kaybettirecekti.
Poyraz komutanın karnına bağladığım ceket az da olsa kanamayı yavaşlatıyordu ancak bu ne zamana kadar böyle dayanır bilmiyordum. Hemen sürücü koltuğuna geçtim. Alttan kontak kablosunu bulup zorla koparttım ve uçlarını birbirine sürtmeye başladım. Anahtarı bırakmadıkları için bu yöntemi kullanmak zoruna kalmıştım. Araba en sonunda çalışınca hızlı bir manevrayla geri döndüm ve son hızda süremeye başladım. 250 de gidiyordum.
Varya şuan bir kayaya çarpsan uçarsınız.
He valla Allah'a emanet gidiyoz.
Yaklaşık yarım saat sonra sınır karakolu gözükmüştü. Poyraz komutanın gözleri çoktan kapanmıştı.
"Komutanım! Komutanım dayanın hadi geldik!"
Ne kadar seslensem de gözlerini açmıyordu. Karakola yaklaşınca drift atarak durdum. Nöbetçi askerler silahlarını arabaya doğrultmuştu. Kapıyı açıp indiğimde üstümdeki kan, kollarımdaki kesikler ve dağılmış yüzüm onları baya bir şaşırtmıştı. Altımdaki pantolonu görünce asker olduğumu anlayıp hemen koşarak yanıma geldiler.
"Yüzbaşı Arya Öztürk. Yardım edin." diyerek arka kapıyı açtım.
Hızla selam verdiler. Birlikte Poyraz komutanı arabadan çıkardık. Onlar önden Poyraz komutanı taşırken bende arkalarından takip ediyordum. İyice halsizleşmiştim ve başım dönüyordu.
Albay hızlı adımlarla bahçeye geldi. Poyraz komutanla bana şaşkın bakışlar attı ama hemen kendini toparlayıp yanıma geldi. Hızlıca hazır ola geçtim.
"Yüzbaşı Arya Öztürk. Emret komutanım."
Ne kadar uğraşsamda sesimi pek güçlü çıkaramamıştım. Albay tam konuşacaktı ki gözlerim karardı ve Albayın kollarına doğru düştüm.
Yazardan
________________________________
Albay bayılan askeri son anda tutmuştu.
İki asker de hızla helikoptere bindirildi. Acilen Hakkari .......... Hastanesine iniş yapan helikopteri iki sedye ve telaşlı doktorlar karşılamıştı.
İki askeri de sedyeye alıp içeri koşmaya başladılar. Arya acil müdahale odasına alınırken Poyraz ameliyata alındı.
Gelelim Mardin'e...
Henüz bu iki askerden haberi olmayan Kemal Albayla Caner Albay hala aramalara devam ediyordu. Gün geçtikçe umutları azalmaya başlamıştı. Tim kendini suçluyordu. Onlara göre Arya'yı orada bırakmamalılardı.
Defne hanımın ise içindeki acı gün geçtikçe artıyordu. Evladı yaşıyor mu öldü mü bilmiyordu ve bu herkes gibi onu da çok yıpratıyordu. Arslan sürekli endişe halindeydi. Arya kimsenin aklından çıkmıyordu.
Tabii öte yandan Poyraz'ı merak edenler ve özleyenler de vardı.
3 Saat Sonra
______________________________
Poyraz ve Arya yoğun bakıma alınmıştı. Vücutları çok halsiz düşmüştü ve çok darbe almıştı. Bu yüzden bir süre uyutulacaklardı. Yan yana yatan iki askerinde durumu kötüydü. Çok kan kaybettikleri için kan veriliyordu.
Henüz Arya ve Poyraz'ın kimlikleri bilinmediği için kimseye haber verilmemişti. Sadece bu iki kimliği belirsiz hastanın uyanmasını bekliyordu doktorlar.
Arya yavaş yavaş kendine geliyordu. Sadece sakinleştirici verildiği için uyanması kısa sürmüştü.
Arya'dan
__________________________________________
Gözlerimin üstünde bir ağırlık vardı sanki. Kendimi zorlayıp göz kapaklarımı açtım. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Gözlerimi açınca yabancısı olduğum bir tavan karşıladı. Gözlerimi kırpıştırıp kaşlarımı çattım. Bir an aklıma dank etti.
Lan ben hastanedeyim ya?!
Aklıma Poyraz komutanımın gelmesiyle panikle hızla doğrulmaya çalıştım. Sadece çalıştım. Çünkü bir anda hareket edince canım acımıştı. İnleyerek küfür ettim.
"Ah...sik*yim!"
Geri uzanıp etrafa baktım. Kafamı yana çevirince Poyraz komutanı gördüm ve rahatladım. Çok şükür ikimizi de ölmeden yetiştirmiştim hastaneye. Şimdi önemli olan albaya bir şekilde haber vermem gerektiği. Yatağın yanındaki acil durum hemşire butonuna bastım. Birkaç dakika sonunda odaya hızla hemşire girdi.
"Ah sonunda uyanmışsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Hemen doktorunuzu çağırayım."
"Ben iyiyim ancak birine telefon etmeliyim. Telefonunuzu kullanabilir miyim?"
"Tabi kullanabilirsin. Sen ararken bende doktorunu çağırayım."
Telefonu bana verdi. Ben Kemal albayın numarasını yazarken tam odadan çıkacaktı ki seslenerek durdurdum.
"Birde tam olarak neredeyiz?"
"Hakkari ............... Hastanesindeyiz."
"Teşekkürler."
Hemşire odadan çıkınca hemen albayı aradım.
"Alo buyurun."
Sert ve tok sesiyle konuşan albayı duymamla derin bir nefes verip konuşmaya başladım.
"Komutanım...benim Arya."
"Arya?! Neredesin? Günlerdir seni arıyoruz!"
"Komutanım Hakkari .................. Hastanesindeyim. Yanımda bir tanede Binbaşı var."
"Binbaşı mı? Her neyse hemen geliyorum. Geldiğimde her şeyi ayrıntılı bir şekilde anlatacaksın."
"Emredersiniz komutanım!"
Telefonu kapattığımda az önce ki hemşire yanında bir doktorla geri dönmüştü. Telefonu hemşireye uzatıp teşekkür ettim. Doktor boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Arya hanım kapıdaki askerlerden anladığım üzere askersiniz?"
"Evet" dedim keskin sesimle.
Büyük ihtimalle işkence nedenini anlamak için sormuştu.
"Karnınızda ki yanıkları sardık. Zamanla biraz olsun izler gidecektir ancak tamamen gitmez. Tabi isterseniz estetik cerrahına başvurabilirsiniz. Kollarınızda ki kesiklerden derin olanları diktik diğerlerini sardık. Sırtınıza ve boynunuza da pansuman yaptık. Ayrıca geldiğinizde biraz kan kaybettiğiniz için kan verdik. Kendinizi bir süre zorlamazsanız iyi olur. Eğer ağrınız olursa bize söylemeniz yeterli. Hemen ağrı kesici yaparız."
"Tamam teşekkür ederim. Peki komutanım iyi mi? Neden hala uyanmadı?"
"Beyefendi sizden daha çok kan kaybetmişti. Ayrıca karnında ki bıçak yaraları için ameliyata aldık. Şuanda narkoz etkisi nedeniyle uyuyor. Ancak yarım saate uyanır. İki bıçak darbesi de karın boşluğuna gelmiş. Organlarda hasar yok. Kollarında ki yanıklarını sardık. Şuan da durumu iyi uyanmasını bekliyoruz. İkinizde ilk geldiğinizde çok darbe aldığınız için iç kanamadan şüphelenmiştik ama ikinizde iyisiniz merak etmeyin. Tam zamanında gelmişsiniz yoksa kan kaybından ikinizde ölebilirdiniz. Bir şey olursa yatağınızın yanında ki düğmeye basmanız yeterli. Hemen geliriz. Geçmiş olsun."
Doktor ve hemşire çıkınca derin bir nefes verdim. Ne çok konuştu ya.
Kafamı Poyraz komutana çevirdim. Hala uyuyordu. Durumunun iyi olduğunu duyunca rahatlamıştım. Onu yetiştirebildiğim için mutluydum.
Birden kapı açıldı ve Hakkari sınır karakolunda ki albay geldi. Hemen kendimi zorlayarak ayağa kalkıp selam verdim. Kalkarken canım çok acımıştı ama şu son 4 günde gördüğüm işkencenin yanında bu bir hiçti.
Albay bu halde hazır ola geçmeme şaşırmıştı ama hemen kendini toparladı ve düz ifadesine geri döndü. Hemen tekmil verdim.
"Yüzbaşı Arya Öztürk! Mardin. emret Komutanım!"
"Rahat kızım. Yat sen yaralısın."
"Emredersiniz komutanım!"
Yatağa yavaşça uzandım. Albay da yatağın yanındaki koltuğa oturdu.
"Neler olduğunu anlat bakalım asker!"
"Komutanım ben timimle göreve çıkmıştım............................... Beni mağaraya getirdiklerinde Poyraz komutanımda orada esirdi. Daha çok bana işkence yaptılar ancak Poyraz komutanımın da hayati yaraları vardı. Yaklaşık 4-5 gündür orada işkence görüm. Gördük. Tabi Poyraz komutanım benden kaç gün önce oraya düştü bilmiyorum. En sonunda kaçacak fırsatı bulunca bir şekilde kurtuldum ve Poyraz komutanımı da kurtardım. Oradaki itlerden birinin arabasını gizlice alıp sınır karakoluna geldim."
"Anladım asker. Aferin. Kendini ve komutanını oradan kurtardın. Kendi tugayına haber verdin mi?"
"Verdim komutanım. Kemal Albay birazdan burada olur."
Albay biraz daha yanımda durduktan sonra karakola gitti. Bende öylece tavana bakıp düşünüyordum. Birden Poyraz komutanımın kıpırdanmasıyla ona döndüm. Hafif gözlerini kırpıştırmaya başlamıştı. Uyanmaya başladı demek ki.
Poyraz komutan gözlerini açınca bir süre tavana baktı. Sonra odada gözlerini gezdirdi. Gözleri bende durunca rahatladığını anladım.
Boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Arya? Neredeyiz?"
"Hastanedeyiz komutanım. Yetiştirdim sizi. İyi misiniz?"
"İyiyim. Aferin senin sayende kurtulduk oradan."
"Önemli değil komutanım elbet kurtulacaktık oradan."
O sırada kapı hızla açıldı. Kemal Albayı görmemle hızla ayağa kalktım. Serum kolumdan çıkmıştı. Ayrıca sırtım ve karnım sızlamıştı. Hafif inlesemde hazır ola geçip selam verdim.
"Yüzbaşı Arya Öztürk! Mardin. Emret komutanım!"
Poyraz komutanım birden ayağa fırlamama şaşırmıştı. Çünkü albayı tanımıyordu. Albaysa halimi görünce kısa bir şoka uğradı. Beni böyle bulmayı beklemiyordu herhalde. En azında bu kadar kötü bir halde.
"Rahat kızım. Noldu sana bu halin ne?"
"Uzun hikaye komutanım."
"Bu delikanlı telefonda bahsettiğin binbaşı mı?"
Poyraz komutanımın jetonu yeni düşmüş olmalı ki acele bir şekilde yataktan kalkmaya çalıştı. Albay hemen durdurdu onu.
"Yat binbaşı ağır hasarın var. Ayrıca Mardin'e döndüğümüzde konuşucaz Arya. Öldüğünü bile düşünmüştük. Ailene haber vermeliyiz."
"Olmaz komutanım. Şuan haber vermeyelim. Mardin'e döndüğümüzde yanlarına giderim. Boşuna telaş yapıp buraya gelmeye çalışmasınlar."
Albay başta itiraz edecek gibi olsada vazgeçip kabullenerek başını salladı. Poyraz komutanıma döndü.
"Senden haberleri var mı ailenin? Ayrıca kendi tugayına haber gitti mi?"
"Ben normalde özel görevdeydim. 8 gün önce görevimin bittiği haber geldi ancak tam dönecekken esir düştüm. Zaten tayinim çıkmıştı Mardin'e. Direkt Mardin'e gidecektim. Büyük ihtimalle esir düştüğümden haberleri yok komutanım."
"Anladım evlat. Ben şimdi gidip doktorla konuşucam. Mardin'e ne zaman gidebiliriz diye."
3 Gün Sonra
_____________________________
Kemal Albay 2 gün önce Mardin'e dönmüştü. Doktor bizim en az 3 gün burada kalmamız gerektiğini asla bundan taviz veremeyeceğini söylemişti. Albayda işleri olduğu için dönmek zorunda kalmıştı.
Bu 3 gün boyunca Poyraz komutanımla az çok sohbet etmiştik. Şuanda ise Poyraz komutanımın kolunun altına girmiş yürümesine yardım ediyordum. Hastanenin çatısında bizi bekleyen helikoptere binip Mardin'e gidecektik. Aslında Poyraz komutanım kendi yürüyebiliyordu hafif zorlansa da. Ancak ben yinede yardım etmek istemiştim.
Şu 3 günde ağrılarım biraz azalmıştı. Artık daha iyi hissediyordum. Tabi tuvalet aynasında kendimi görünce bir şok yaşamadım değil.
Flashback
_________________________________
Poyraz komutana tuvalete gideceğimi söyleyerek yataktan kalkmıştım. Odanın içindeki küçük tuvalete girip işimi hallettim. Ellerimi yıkarken kafamı kaldırdım ve o anda yüzümün halini gördüm.
"Oha lan! Bu tipim ne?!"
Kaşıma, dudağımın kenarına ve burnumun üstüne yapıştırılmış bant vardı. Sağ yanağım ve sol elmacık kemiğim morarmıştı. Anlımın sağ üst köşesinde de bir bant yapıştırılıydı. Kafa ata ata kafamı yardım herhalde.
Kısa bir şoktan sonra tuvaletten çıktım...
____________________________________________
Poyraz komutanımında benden bir farkı yoktu. Onun da dudağının kenarında ve kaşında bant yapıştırılıydı. Sağ elmacık kemiği ise morarmıştı.
Helikoptere bindik. Pilot asker halimizi görünce biraz şaşırsada kendini toparlayıp önüne döndü. Helikopter havalanınca gözlerimi kapatıp kafamı geriye yasladım. Poyraz komutanımda aynı şeyi yapmıştı. Şimdi farkettimde ne çok benziyoz olm biz. Her neyse şuan hiç bunu düşünmek istemiyorum.
Mardin tugayına iniş yaptığımızda helikopterden indik. Tam bahçede ilerlerken birden koşuşturma sesleri duydum. Kafamı kaldırıp baktığımda benim timin hızla üstüme koştuğunu gördüm.
"Bismillah."
Poyraz komutan gülmemek için kendini zor tutuyordu. Tim koşarak gelip bana sarıldı. Bende kollarım yettiğince onlara sarıldım. Poyraz komutanım kenarda tebessümle bizi izlyordu.
"Komutanım yaşıyorsunuz!" Kemal.
""Çok şükür!""
Hepsi aynı ağızdan konuşunca kendimi gülmemek için tuttum.
"Yemin ediyorum lokma dağıtıcam bu ne ya!" En küçüğümüz olan Aras'ın bunu demesiyle hepsi kahkaha attı. Bende tebessüm ettim.
Nedense Hakan burada değildi. Timle birkaç dakika özlem giderdik. Ardından vedalaştık. Poyraz komutanımla birlikte tugayın kapısına çıktık. Bizi gören 1-2 dk şaşkınlıkla bakıyordu. Poyraz komutanıma dönüp konuşmaya başladım.
"Komutanım gelin sizi bırakayım arabam burada."
"Gerek yok ben taksiyle giderim."
"Olmaz öyle komutanım. Bu halde taksiye binmeyin. Yaralısınız zaten. Lütfen itiraz kabul edemem."
Yenilmişlikle kafasını sallayıp kabul etti. Motorumu yanıma almamıştım. Arabamın yanına geldik. Ben sürücü koltuğuna oturdum. Poyraz komutanımda hemen yanımda ki yolcu koltuğuna oturdu. Bana yaşadığı konağı tarif edince daha önce önünden geçtiğimi anımsadım. Hızlı manevrayla otoparktan çıktım. Trafikte arabaları sollayarak hızlı bir şekilde sürüyordum. Araba sürmeyi özlemiştim. Poyraz komutanım yan tarafta emniyet kemerini takmış dikkatle yola bakıyordu.
"İyi kullanıyorsun."
"Saolun komutanım."
Hızlı bir şekilde Poyraz komutanımın konağına geldik. Bana teşekkür etti ve arabadan indi. Ben de o inince gaza basıp hızla eve sürmeye başladım. Özlemiştim annemi, kardeşlerimi-Ata da dahil- ve yiğenlerimi.
Konağın önüne gelince arabayı park ettim ve indim. Korumalar şaşkınca bana baksada umursamayarak kapıya yöneldim.
Kapının önüne gelince kapıyı çaldım. Albay dayımın da burada olduğunu söylemişti. Dayımı çok ama çok özlemiştim. Onun bende yeri ayrıydı. Önce kapı açıldı. Daha sonra ise bir çığlık sesi geldi. İşim çok zordu. Hele bu tipimle daha zor...









