İçeriğe geç

ALTÜST OLMUŞ HAYATIM

Bölüm 21 · 10 dk okuma

ALTÜST OLMUŞ HAYATIM

Bölüm 21

20. BÖLÜM

Karargaha gelen tim yıkılmıştı. Her ne kadar koşarak patlayan arabaya gitmek istelerde albaydan gelen emirle karargaha geri dönmek zorunda kalmışlardı. Tim geri çekilirken albaya herşeyi bildirdiğinde albay her ne olursa olsun teçhizatları olmadığı için dönün demişti. Bu yüzden tim patlama alanına gidememişti. Albay ise helikopter pistinde beklerken inen helikopterden çıkan timin yıkılmış halini görünce endişelenmişti.

Tim albayın emriyle hızla üstünü değiştirip harekat odasına koştu. Hakan kapıyı çaldı. İçeriden gelen 'gel' komutuyla hızla içeri girdiler ve hazır ola geçtiler.

Albay "Rahat çocuklar oturun ve ne olduğunu anlatın."

Yankı "Komutanım, Arya komutanım onlarla gitmek için aşağı inip teslim oldu. Onu bağladılar ve önde bindirdikleri araba arkada kamyonet olmak üzere yola çıktılar. Bizde o sırada yavaşça geri çekiliyorduk. Yaklaşık 500 metre ilerlediklerinde araba ve kamyonet patladı."

Yankı'nın olayı anlatmasıyla ortam sessizleşti. Albayın içi sıkıştı bir an. Vatanın bir evladı, askeri şuan şehit olmuş olabilirdi.

Hakan Arya'ya yakın olamadığı ve onu savunmadığı için çok pişmandı. Şuan bunun acısını çekiyordu.

Tim ise hemen benimsediği komutanlarını kaybetmek istemiyordu.

Öte yandan Arslan'ın içinde bir sıkıntı vardı.

Gelelim Yıldırım konağına...

Yıldırım erkekleri-Haşmet Bey de dahil- çok pişmandı. En çokta Serkan Bey ve Arel pişmandı. Canlarından kanlarından olanı savunmamışlardı. Arya'nın evden gitmesinin ve en çokta Arya'nın o hayal kırıklığıyla bakan gözlerinin vicdan azabını yaşıyorlardı.

Defne hanımın ise için de bir sıkıntı vardı. Sanki arada biri yüreğini sıkıyor gibi hissediyordu. Aytaç bir kalp cerrahı olarak annesinin arada kalbini tuttuğunu görünce endişeleniyordu. Bir sıkıntı olduğunu anlamıştı.

Küçük Deniz de sabahtan beri huzursuzdu. Halasını özlemişti. Durup dururken gözleri doluyor içinden ağlamak geliyordu. Tüm aile sabahtan beri on neşelendirmeye çalışsa da bir türlü başaramamıştı.

Sabah-Yazardan

_____________________________

Alaz ve ailesi huzurla kahvaltılarını yapıyordu.Caner bey masadan kalkarak kızının ve karısının saçlarını öptü.

"Hadi size afiyet olsun. Ben karargaha gidiyorum."

Ela hanım "Hayatım daha yeni tahinin çıkmadı mı? Hani haftaya başlayacaktın?"

Caner bey "Öyle hayatımda ben oturamam böyle. Bugün başlasam daha iyi olur."

Ela hanım "Peki canım dikkat et."

Caner beyden bir süre sonra Alaz da adliyeye gitti.

Patlama zamanı-Arya'dan

_______________________________________

Bu şerefsizlerle gitmekten her ne kadar memnun olmasamda timim için değerdi. Ayrıca zaten bu p*ştlar hiçbir şey yapamaz bana.

Bir süre ilerledikten sonra araba yavaşladı ve şoförler hariç tüm itler indi. Beni de indirdiklerinde arabalar ilerlemeye devam etti. Benide yanlarında sürüklerek ilerlemeye başladılar. Biz indikten sonra ilerleyen araç yaklaşık 500 metre sonra patladı.

Vay şerefsiz. Plana bak.

Kollarımda iki it, arkamda 2, önümde de 2 it vardı. Ulan öğrenmiş demekki kolaylıkla kaçabileceğimi. Önlem alıyor kendince p*ç. Zeki de en önde yanında 2 itle yürüyordu. Yaklaşık 2 saat yürüdükten sonra büyük bir kampa geldik. Hava çokta kararmıştı.

Bir mağaranın önüne gelince beni yere fırlattılar ve tekme atmaya başladılar. Bir 10-15 dakika sonra Zeki

"Tamam yeter bu kadar. Yarın sabah devam ederiz. Götürün zincirleyin. Aman iyi zincirleyin ha deli bir şekilde kaçar yoksa."

"Ahaha-ağzımdaki kanı yere tükürdüm- bir Türk askerinin gücünü anlamış olman çok güzel."

2 it kollarımdan tutarak zorla kaldırdı ve mağaranın içine sürükledi. Mağaranın sağ köşesine gelince üstümde ki çelik yeleğimi ve ceketimi çıkardılar. Altımda pantolon üstümde kısa kollu asker yeşili penyemle kaldım. Kaskımı ve puşimi çoktan çıkarmışlardı zaten yolda.

Sadece bileklerimden tavana zincirlediler beni.

İt 1 "Zeki eyice zencirleyin demişti bu yetermi ki?"

İt 2 "Aman be heval Zeki abartmıştır bu karı en fazla ne yapacak sanki."

ikiside gülüp mağaradan çıktı.

"Gerizekalılar." diye mırıldandım.

Mağaranın sol köşesinde kalıplı bir adam vardı ama mağarada sadece hafif bir ay ışığı yansıması olduğu için ne o beni ne de ben onu görebiliyordum. Umursamayıp kafamı duvara yasladım ve gözlerimi yumdum.

Ertesi Gün(Şimdiki Zaman)- Arya'dan

_____________________________________

Sabah mağaraya yaklaşan sesle gözümü açtım. Mağaranın sol köşesindeki adamda benimle aynı anda gözünü açtı. Gündüz gözüyle adamı inceledim. Ulan adamı birine benzetecem sanki ama hadi hayırlısı. Oda beni çatık kaşlarla inceliyordu.

Mağaraya giren Zeki ile göz kontağını kesip ikimizde Zeki'ye döndük. Zeki yavaş yavaş bana yaklaştı ve önümde durdu. Arkasında da dün gece beni zincirleyen itle 2 tane daha it vardı.

Zeki "Vay güzelim uyanmışsın. Gel bırak şu işi güzel şeyler yapalım. Yoksa güzelliğine yazık olacak valla. Ben senin için söylüyorum."

"Ölürüm bırakmam lan." diyip ellerimle zinciri tutarak hafif kendimi yükselttim ve yüzüne tekme attım.

Tekmemle Zeki itlerinin ayağının dibine düştü. Bu hareketimle Köşedeki adamın dudağının bir kenarı kıvrıldı.

Zeki sinirle kükredi.

"Lan ben size eyice zencirleyin demedim mi lan?!"

"Abi vallaha bilemedik. Bir karı ne yapabilir ki diye düşündük."

"Karı senin babandır lan! Düzgün konuş!"

Zeki "Sus lan artık!"

Sabır çekerken adamın olduğu tarafa baktım ve her yerine doladıkları zinciri görünce gülmeye başladım. Adam da neye güldüğümü anlayınca sabır çekerek kafasını sağa sola salladı. Tabi bu sırada iki it ayaklarımı da zincirliyordu.

"Lan bu adam boğamı da bu kadar zincirlediniz. Korkak p*çler." diyerek gülmeye devam ettim.

Bu dediklerimle Zeki kulaklarına kadar kızarırken adam da sırıtmaya başladı. Gelip tokatı yapıştırdı. Kafam bir milim bile yerinden oynamayınca konuşmaya başladım.

"Gücün bu kadar mı lan. Kafam bir milim bile oynamadı."

İyice sinirlenen Zeki adamın yanına giderek konuşmaya başladı.

"Bak gomutan sana getirdiğim arkadaş nasıl güzel değil mi? Aha buda esger."

Adam bir kaşını kaldırıp beni inceledi. Sırıtarak konuşmaya başladım.

"Lan şimdi belli oldu niye o kadar zincirlediğiniz. Ee tabi Türk askeriyle baş etmek zordur Zekiiii. Anaaa umarım rütbeli değilsindir ya boğa demiş gibi oldum az önce ama."

Zeki "Siz gonuşup gaynaşın ben malzemeleri alıp geliyom."

Zeki ve itler mağaradan çıkınca asker bana dönüp sert ve tok sesiyle konuştu.

"Binbaşı Poyraz."

Derince yutkundum.

"Hass... Yüzbaşı Arya. Komutanım ben boğa demek istememiştim ya öyle. Yanlış anlaşılma olmasın yanii..."

Sırıtıp "Olmaz yüzbaşım merak etme." dedi.

Zeki ve iki it elinde işkence malzemeleriyle yanıma geldi.

"Yüzüme çok çalışmayın ha. Dönünce anamın yanına gidecem daha."

Zeki "Buradan çıkabileceğini mi sanıyorsun gomutan? Çok beklersin."

"Pişt Zeki bir yaklaşsana lan bir şey dicem."

Zeki "Noldu kız öpecen mi?"

Kafasını yaklaştırdığında kafa attım. Bir çıtırdı sesi geldi valla kesin kırdım. Yere yapışan Zeki'ye tükürdüm.

"He öpecem gerizekalı ya."

Zeki burnu nu tutarak ayağa kalktı. Dikenli tasma gibi birşeyi yanındaki ite verip bağırdı.

"Takın lan şunu!"

iki tane it zorla takmaya çalışırken sinirle konuştum.

"Köpek miyim lan ben! Bu tasmayı kendi itlerine taksana p*ç!"

"Sus lan artık!"

Zorla dikenli tasmayı takınca geri Zeki'nin yanına gittiler. Zeki burnuna bez bağlamıştı.

"Aramıza soktuğunuz hainlerin isimlerini ver."

"Seni burnunda mendilinle hiç ciddiye alamıyorum am*na koyim." diyerek kahkaha attım.

Poyraz komutan bizi köşesinde film izler gibi izliyordu.

"Ulan! Senin için az konuşur diyorlardı. Hiç öyle değilsin."

"Normalde pek konuşmam zaten de şöyle esir düşünce bir çenem açılıyo biliyon mu?"

Zeki o sırda elindeki demiri ateşte ısıtıyordu. Bunu gören Poyraz komutan müdahale.

"Lan bırak kızı gel bana yap ne yapacaksan!"

"Ayıp oluyo komutanım. Bizde askeriz şurda. Sıkıntı yok zaten bunun eli de hafif."

Poyraz komutan "Ya sabır..." diye mırıldandı.

"Anaa lan şu geberttiğim Recep senin abin miydi?"

Zeki "Onu sen mi öldürdün lan!"

"Hee. Şerefsiz köyden kız toplayıp tecavüz ediyordu. Bende bileklerini kesip ç*künden tavana astım. Valla tavanda sallanarak şelale gibi kan akıtıyordu."

Kahkaha atmaya başladım. Benle birlikte Poyraz komutanımda kahkaha atmaya başladı. Ulan adam gülünce ayrı bir karizma oluyor haa.

Zeki sinirle elinde ısıtılmış demiri karnıma bastırdı. Kısık sesle inledim ama canımın acıdığını belli etmemeye başladım. Dişlerimi sıkıyordum.

Poyraz "Lan! Şerefsiz."

Zeki "Vurun şuna azıcık."

İki it Poyraz komutanıma vururken Zeki de tekrar demiri vücuduma bastırdı. Poyraz komutanı döven iki it dövmeyi bırakınca o tarafa baktım. Lan adamın yüzü dağılmış. Birde karnı kanamaya başladı. Demek ki önceden yaptıkları bir yara vardı. Acaba ne zamandır burda. Poyraz komutan ağzında ki kanı tükürüp bizi izlemeye başladı.

Zeki "Bir sürü şey bildiğini biliyorum. Şimdi hepsini bana anlatacaksın."

Boynumda ki dikenli tasma artık acıtmaya başlamıştı ama umursamadım. Boynumdan hafif hafif kan süzülmeye başlamıştı. Tüm vücudumun morardığını hissediyorum. Tüh lan tipim nasıl dağılmıştır şimdi.

"Yo konuşmayacağım istediğini yap oğlum biz bunlarla yılmayız lan."

Zeki "Emin misin?"

"Eminim."

Eline bıçak aldı. Bıçağı ateşte ısıtıp kollarıma kesikler atmaya başladı.

Kendimi sıkıyordum. Sırf inleyipte bu itleri mutlu etmemek için.

İtin biri kolonya getirdi ve kolumda ki kesiklere dökmeye başladı. Daha fazla dayanamayıp kısık kısık inledim iki üç kere.

Poyraz komutan sinirle bizi izliyor zincirleri çekiştiriyordu.

Zeki tam itleriyle birlikte mağaradan çıkacaktı ki seslenip durdurdum.

"ulan bari şu tasmayı çıkarın nasıl uyuyacam bunla!"

Zeki'nin işaretiyle itin biri tasmayı çıkardı ve mağaradan çıktılar.

Kafamı arkamda ki duvara yasladım ve yorgunlukla gözlerimi kapattım. Ardından Poyraz komutanımın endişeli sesini duydum.

"Arya! Arya iyi misin! Gözlerini aç Arya!"

Yavaşça gözlerimi açınca derin bir nefes aldı ve zincirleri çekiştirmeyi bıraktı.

"Merak etmeyin komutanım iyiyim. Bir Türk askeri bu kadar kolay yıkılmaz."

"Çok şükür. Merak etme bir şekilde çıkıcaz elbet buradan. Bizimkiler de gelicek eminim."

"Bizimkilerin gelebileceğini sanmıyorum komutanım. Bildiğim kadarıyla bu kampın koordinatları henüz elimizde bulunmuyor. Ayrıca bizimkiler beni büyük ihtimalle ölü zannediyordur. Şerefsizler fena plan yapmışlar. Kendimiz çıkmalıyız."

3 Gün Sonra-Yazardan

______________________________

3 gündür Poyraz'da Arya'da işkence görüyordu. Tabi Arya bir tık daha çok işkence görüyordu ama dayanıyordu. Çünkü Arya Özel olarak ağır bir eğitim görmüştü ve Gölge olarak görevlere çıktığında ve özel görevlerinde çok fazla işkence görmüştü. Bu yüzden kolay kolay yıkılmıyordu Arya. Poyraz ise ilk defa bu kadar güçlü bir kadın görüyordu. Zeki'nin neden kafasını bu kadar ona taktığını bilmiyordu ama Arya'nın önemli biri olduğu anlamıştı.

Poyraz Arya gelmeden 1 hafta önce esir düşmüştü. Poyraz normalde 1 yıldır gizli görevdeydi. Ancak ifşa olmak zorunda kalmıştı. Görev yeri Hakkari'ydi. Hakkari deki karargah 1 hafta boyunca Poyraz'dan haber alamayınca aramaya başlamışlardı. Ancak Arya'nın da dediği gibi bu kampın koordinatları henüz istihbaratçıların eline geçmemişti. O yüzden bulamıyorlardı.

Karargahta ise Kemal Albay ve Caner Albay iki koldan Arya'yı arıyordu. İkiside endişeliydi. Bir yandan Arya'nın şehit olmuş olma ihtimali vardı. Çoktan Arya'nın ailesine ve dayısına haber verilmişti.

Defne hanım kızından haber alınamadığını ve şehit olmuş olma ihtimalini duyunca kalp spazmı geçirmişti. 1 gündür hastanede kalıyordu. Konak ahalisi yıkılmıştı. Çocuklar kötü etkilenmişti.

Arslan ise duyduğunda mahvolmuştu. Arya'ya çok düşkündü. Adliyeden izin almıştı. Sık sık bir haber var mı diye sormaya karargaha geliyordu. Alaz'da onu yanlız bırakmıyordu.

Alaz'ın içinde çözemediği bir sıkıntı vardı. Kendini çok kötü hissediyordu. Arya'nın çoktan şehit olmuş olma ihtimalini düşünmek bile istemiyordu.

Arya'dan

___________________________

3 gündür işkence görüyorduk Poyraz komutanımla. Durumumuz pek iyi değildi ancak ikimizde dayanıyorduk.

Poyraz komutanımın karnında iki tane bıçak yarası vardı. Ağzı yüzü dağılmış durumdaydı. Kollarına sıcak demir basılmıştı. Sol elindeki serçe parmağı kırıktı.

Bende ise karnımda sıcak demir basılmıştı. Kollarımda ve yanağımda kesikler vardı. Birçok kez kesiklerime kolonya ve tuz dökmüşlerdi. Ağzım yüzüm dağılmıştı. sol elimdeki serçe parmağımın ve yüzük parmağımın tırnağını sökmüşlerdi. Bunu yaptıklarında önce acıyla inlemiş sonra da 'Tüh ya manikür pedikür yaptıracak tırnağım kalmadı' diye dalga geçmiştim. Benim bu tavırlarım Zeki'yi çok sinirlendiriyordu. Poyraz komutanım da artık kendini salmış benimle gülüyordu.

Mağaraya Zeki ve üç tane it girdi. İkisi zincirlerimi çözüp bir sandalyeye oturtup bileklerimi arkadan bağladılar ve çıktılar. Kalan it kamerayı ayarlarken Zeki yanıma geldi. O sırada ayaklarımı bağlamayan itlere içimden güldüm ve ayaklarım üstünde sıçrayarak kendimi sandalyeyle birlikte arkaya attım. Sandalye kırılınca hızlıca iplerden kurtulup ayağa kalktım. Ayağa kalkarken sandalyenin kırılan bacağını aldım ve daha ne olduğunu anlamalarına izin vermeden Zeki'nin ensesine geçirdim. Zeki bayılınca elimdeki kırık bacağı hızla kameranın ordaki itin kafasına fırlattım ve itin afallamasından faydalanıp koşarak göğsüne tekme atıp yere düşmesine sebep oldum. Hemen karnının üstüne oturup boynunu tutup hızla çevirerek kırdım ve ayağa kalktım.

Poyraz komutanımın yanına giderken bana gururla baktığını gördün ve hafif tebessüm ettim. Çoktan eski ketum halime dönmüştüm artık. Poyraz komutanımın zincirlerini azıcık uğraşlarla çözdüm. Hareket ettikçe canım çok acıyordu ancak kendimi sıkıp dayanıyordum. En azından burdan çıkana kadar dayanmalıydım. Hemen çıkardıkları ceketimi gidip yerden aldıktan sonra Poyraz komutanımın karnına sıkıca bağladım kan akışını durdurmak için. Hızlı olmalıydım. Her an kan kaybından bayılabilirdi. Ondan önce çıkmalıydık. Poyraz komutanımın kolunun altına girdim. Yavaş yavaş mağaranın çıkışına ilerlerken çıkmadan tabancamı aldım. Umarım kullanmama gerek kalmaz çünkü susturucu yok. Eğer yakalanırsak çıkamayız.

Elimdeki silahı doğrulttum ve temkinli adımlarla etrafın kontrol ederek yavaş yavaş kolumdaki komutanımla ilerlemeye başladım.

Kimseye yakalanmadan neredeyse kampın çıkışına ulaşmıştık. Tam ilerleyecekken arkamda birinin varlığını hissettim ve komutanımın kolundan çıkıp hızla arkamı dönerek bize silahını doğrultacak olan itin silahına tekme attım. Takla atarak arkasına geçtim ve kolumu boğazına sardım. İti boğarak öldürünce tekrar komutanımın kolunun altına girdim. Yavaş yavaş kan kaybından gözlerinin kaydığını farkettim. Kamptan biraz uzaklaşınca araziye göz attım. Tahminimce yaklaşık 2 saatte sınır karakoluna varabilirdik.

Uzaktan 3 tane arabanın geldiğini farkettim. Siktir hepsi terörist. O sırada Poyraz komutan sendeledi. Daha çok bana yaslanmasını sağladım. Tam anlamıyla sıçmıştım...

Bölüm sonu

19 yorum