Askerler "Ulan bırak kadını! Bize yap ne yapacaksan! Bırak lan onu!" Diyerek bağırıyordu.
Bense annemlere ne diyeceğimi düşünüyordum.
"Ben zaten şansıma tüküreyim. Annemlere ne diyecem ya?"
Haşim "Buradan çıkarsan düşünürsün onuda." Diyerek kahkaha attı.
Askerler bana 'şuan boku yemişsin ama sen hala annene ne diyeceğini mi düşünüyorsun?' bakışı atıyorlardı. Ama ne yapayım yani benim yapım bu aga.
Demirin ucunu iyice ısıtınca sol koluma bastı. Yüz kaslarım gerildi ve dişlerimi sıkmaya başladım. Demiri bir dk filan orda tutmuştu. Dişlerim sıkmaktan kırılacaktı. Demiri çekince derin derin ve sert bir şekilde nefes almaya başladım. Askerler nasıl bu kadar dayandığımı sorgularcasına bakıyordu bana. Haşim demiri kenara bıraktıktan sonra depodan çıktı.
Sağ elimi yumruk yapmış derin derin ve sert nefesler almaya devam ediyordum. Kendimi çok sıkmıştım ki hala da sıkıyordum.
Askerlerden biri "iyi misin? Nasıl dayandın o kadar?"
"Görevimiz bu çünkü."
Kendimi sıkarak ve zorla konuşmuştum. Bana merakla bakınca cevap vermeyip kendimi zincirler den tutarak yukarı çektim. Zinciri tavana bağlayan çivileri çıkarmaya başladım. Çivileri çıkarınca zincirler tavandan düştü ve kendimi yere attım. Zincirleri tutup silahların olduğu masaya ilerleyip susturuculu tabancamı aldım. Bileğimdeki zincir birleşme yerine sıktım ve zincirlerden kurtuldum. Aynı silahla askerlerin de zincirlerine sıktım ve zincirlerden kurtardım. Herkes silahına yönelince bende peçemi koluma bağladım ve yeleğimi giyip silahlarımı, bıçaklarımı, bombalarımı ve şarjörlerimi tekrar toplayıp yeleğime koydum. Askerler o kadar malzemenin benim olmasına şaşırmış olmalı ki bana şüpheyle bakıyorlardı. Off birde bunlara açıklama yapmak lazım.
"Bende askerim. Sizi kurtarmam için gönderdiler."
"Şey peki rütben ne komutanım mı diyelim?"
"En rütbeliniz kim?"
Bir asker öne çıkıp "Üsteğmen Hasan Bayraklı."
"Yüzbaşı Arya Öztürk. Memnun oldum." Dememle hazır ola geçtiler.
"Rahat aslanlarım hadi bir an önce şuradan çıkalım."
Kısık sesle ""emredersiniz komutanım. "" dediler.
Telsizle helikopteri istedim.
"Siz doğu yönünde ilerlemeye başlayın. Ben size yetişeceğim."
""Emredersiniz komutanım.""
Onlar kamptan çıkınca bende gizlice etrafa uzaktan kumandalı bombaları yerleştiriyordum. Karşıma çıkan tek tük adamları susturuculu tabancayla vuruyordum. Bombaları yerleştirdikten sonra koşar adımlarla doğu yönünde ilerlemeye başladım. Biraz ilerideki askerlere yetişince kumandadan patlattım. Askerler yerinden sıçrayarak arkasına dönünce sırıttım.
Hasan "Valla helal olsun komutanım. Hayran kaldık size."
"Eyvallah beyler."
Diğer asker "komutanım kolunuz iyi mi?"
"Ben iyiyim asıl siz iyi misiniz?"
Kolum hala çok acıyordu ama katlanabileceğim kadardı. Kolumu oynatınca daha çok acıyordu. Onun dışında pek sıkıntı yoktu.
Başka bir asker "Biz iyiyiz komutanım ufak hasarlar aldık sadece onlarda bizim için sinek ısırığı."
İçten bir şekilde gülümsedim.
"Tamamdır koçum."
Çoktan gece olmuştu. Ulan ben herhalde uzun süre baygın kaldım. Neyse yarın sabaha ordayız inşallah.
Sabaha karşı 05:48
Helikopterin ineceği yere gelmiş çoktan helikoptere binmiştik. Bir süre sonra karargaha geldik. Helikopterden ilk ben indim. Albay bizi pistte bekliyordu. İner inmez hazır ola geçtim. Benim ardımdan inen askerler de hemen yanımda hazır ola geçince tekmil verdim.
"Yüzbaşı Arya Öztürk! Mardin. Görev başarılı komutanım!"
"Rahat! Aferin yüzbaşı. Git revirde koluna baktır ve yüzüne pansuman yaptır. Pazartesi burda ol."
"Emredersiniz komutanım!"
"Sizde revire gidin pansuman yaptırın!"
""Emredersiniz komutanım!""
Askerlerle birlikte revire geldik. Koluma pansuman yapıp sardılar. Birde krem verdiler. Ardından kaşıma, burnuma ve dudağıma pansuman yaptılar. Elmacık kemiğime de krem sürünce revirden çıktım. Odama gelip anahtarla kapıyı açtım ve içeri girdim. Ardımdan kapıyı kitleyip odadaki
banyoya girip kolumu ıslatmadan duş aldım. Banyodan çıkıp üstümü giyindim.Pantolon ve beyaz t-shirt giymiştim.
Şerefsiz demiri dirseğimin biraz üstüne bastırmıştı. Yani üstümdeki penyem kısa kollu olduğu için sargı gözüküyordu. Üstüme deri ceket aldım. Saçlarımı tarayıp serbest bıraktım. Ten rengim hafif solmuştu açlıktan ve uykusuzluktan. Sağ elmacık kemiğim morarmış, sol kaşım patlamış, dudağımın da sağ kenarı patlamıştı. Birde burnum güzel darbe aldığı için baya kanamış ve kızarmıştı. Kaşımda ve dudağımda küçük yuvarlak bir bant, burnumun üstünde ince dikdörtgen bir bant vardı. Kolumda sargılıydı.
Motorumun anahtarını ve asker kimliğimi cebime atıp silahımı belime taktım ve kapının kilidini açıp odadan çıktım. Ardımdan kapıyı tekrar kilitledim ve anahtarı cebime attım. Yavaş ve sakin adımlarla karargahtan çıkıp otoparka yürüdüm. Kolum biraz sızlıyor ve acıyordu ancak dayanılabilir bir acıydı. Motoruma binip gaza yüklendim. Şuan tek isteğim konağa gidip uyumak. Zaten Haşim'i elimden kaçırdım diye sinirliydim.
Evet Haşim'i elimden kaçırdım. Ben bombaları dizerken Haşim'i arabayla kamptan çıkarken gördüm. Maalesef engelleyemedim çünkü görevim bu değildi. Benim görevim askerleri kurtarmaktı. Eğer Haşim'e müdahale etseydim hem yerimi belli eder yakalanırdım hemde görev amacından sapardım. O yüzden herhangi bir müdahale de bulunmadım ve kıl payı gebermekten kurtuldu. Konağın önüne gelince drift atarak durdum ve motorumu park ettim. Kapıyı çaldığımda annem açtı ve beni görmesiyle çığlık atması bir oldu. Herkes hızla avluya doldu. Beni gören şok geçiriyordu. Kim yüzü gözü dağılmış birini görünce şaşırmaz ki? Tek soğukkanlı olanlar Arel abim, Hakan ve dayımdı. Dayım hemen yanıma geldi.
"Yeğenim iyi misin? Ne oldu sana?"
"Görev ya boşverin. Bazı şerefsizlerle bizzat görüştümde."
Bu dediğime Hakan gülmüştü. Beni en iyi anlayan oydu bir asker olarak.
Annem gelip elmacık kemiğime dokundu yavaşça. Çoktan ağlamaya başlamıştı. Hemen boynuma sarıldı. Bende karşılık verdim. Kolum acıyordu ama önemli değildi. Alışkındım ben dayanırdım. Merdivenlerde koşma sesi duydum. Asya ve Ares beni görünce yerlerinde dondular. Sanırım yüzümü bu halde görmeyi beklemiyorlardı. İkisininde gözünden bir damla yaş süzüldü.
Annemden ayrılıp onlara döndüm.
"Hadi amaa. Yapmayın böyle. Alışmalısınız. Habire görevlere giderim. Yaralanırım. İyileşirim ve yine göreve giderim. Benim mesleğim, görevim bu."
iki kolumu da açtım. İkiside hızla bana koşup sarıldı. Kolum cidden acıyordu yanlız. Kimseye belli etmemeye çalıştım. Ancak yüz kaslarım gerilince mesleki defarmasyon olarak dayım canımın acıdığını anlamıştı. Çocukları benden ayırdı ve hafifçe bana sarıldı bende kafamı boynuna gömüp sıkıca sarıldım ona. Var ya dayım olmasaydı kesin yürürdüm aga. Dayısına hayran, aşık bir kızım ben. Kokusu bile rahatlatıcıydı. Beni en iyi anlayan da oydu. Canım dayım ya.
Kulağıma fısıldayarak "Nerenden yaralandın?" Diye sordu.
Bende fısıldayarak "Çokta önemli birşey değil. Kolumdan yaralandım." Diye cevap verdim.
Geri çekildi ve yüksek sesle "Arya yeni görevden geldi. Azıcık dinlensin sonra hasret giderirsiniz." Dedi ve belimden tutup merdivenlere yöneldi. Birlikte benim odama çıkınca niye çıktığımızı anladım. İçeri girince kapıyı kilitledim. Dayım da odamdaki banyodan ilk yardım çantasını aldı. İkimiz de yatağa oturunca deri ceketimi çıkarıp kenara koydum. Kolumdaki sargıyı yumuşak hareketlerle çıkarmaya başladı. Sargıyı yavaş hareketlerde çevirince kolumu gördü ve gözünden bir damla yaş düştü. Elini sargıdan çektim ve hızla ona sarıldım. Omzum minik minik ıslanıyordu. Dayımı ilk defa ağlarken görüyordum. Canımı acıtmaktan korkarcasına yavaş ve titrekçe bana sarıldı.
"Şştt ben iyiyim. Canım acımıyor merak etme. Hem ben alışkınım. Bundan daha kötüleri de oldu. Bu benim görevim unuttun mu?" Diye fısıldayarak konuştum.
"A-ama canın çok acımıştır. A-acıdı da ben hissettim, anladım." Diye titrekçe fısıldayarak konuştu.
Ama ben seni yerim ya. Sesi bile titriyor. Beni bu kadar sevmesi çok mutlu ediyordu. Geri çekilip derin bir nefes aldı ve kolumu kendi önüne çekti. Yavaşça yumuşak hareketlerle pansuman yapıp krem sürdü ve geri sardı. Kapının kilidini açtım. Yatağa geri dönüp kalkmak üzere olan dayımın elinden ilk yardım çantasını aldım ve komodine koydum. Bir elimle dayımın elini tuttum. Diğer elimle de yorganı kaldırdım ve içine girdim. Dayımı da yanıma çektim.
"Hadi gel birlikte uyuyalım. Çok yorgunum hem ben."
Gülümseyip "Tamam bitanem" dedi ve iyice yanıma uzandı. Yaralı kolumu beline sarıp kafamı göğsüne koydum. Oda bana sıkıca sarıldı ve saçımı koklayarak öptü. Gözlerim yavaşça kapanmaya başladı. Çok yorgundum.

