Motoruma binip son hızla karargaha sürmeye başladım. Gölge olarak göreve çıkmayı özlemiştim şu son 3 haftada. Şimdi daha yeni görevden geldin ne bu hasret diyebilirsiniz. Ancak görevim ajanlıktı orada sadece gidip bilgileri öğreniyor albaya iletiyordum. İstediğim gibi it avlayamıyordum. Bu da benim canımı sıkıyordu tabii. Ama şimdi bu görevde bol bol it avlayıp günlerdir içimde biriktirdiğim bütün sinirimi boşaltıcam. Hayır yani iyiki bi sinir hastası olduğumu söylemedim. İnadına mı sinir ediyorlar anlamadım ki?
Karargaha geldiğimde hemen kimliğimi gösterip içeri girdim. Öncelikle odama gidip operasyon kıyafetlerimi giydim.
(kıyafet profilimde var. Merak eden bakabilir)
Hangara gidip silahlarımı, bıçaklarımı, bombalarımı ve şarjörlerimi alıp üstündeki yeleğe yerleştirdim. Koşar adımlarla toplantı odasına gittim. Kapıyı tıktıkladım. İçeriden 'gel' komudunu duyunca anında kapıyı açıp içeriye girdim.
&&&
O sırada konakta herkes tatsızca kahvaltısını yapıyordu. Kimsenin boğazından geçmediği için masadan kalkıp avludaki oturma grubuna geçtiler. Defne Hanımın içinde kötü bir his vardı. Sanki göğsüne bir öküz oturmuştu.
Defne hanım "Serkan benim içimde kötü bir his var kızımıza birşey olmaz dimi?"
Serkan Bey "Allah'ın izniyle olmaz Defne'm."
Defne hanım "İki lokma birşey yiyemeden gitti aç aç." Diyerek gözlerini doldurdu.
Arel "Annem ağlama artık. Bu onun görevi. Alışkındır o."
Şüphesiz en soğuk kanlı olan Hakan ve Areldi.
Hakan "Teyzecim biz alışkınız merak etme. Günlerce aç susuz dağlarda dolandığımız oluyor. Bu bizim görevimiz. Emin ol yemek şuanda Arya'nın düşündüğü en son şey bile değil."
Arel polis olduğu için acil görev olmasını iyi bilirdi. Yada uğruna kendini feda etmeyi. Empati kurabiliyordu. Hakan ise zaten oda askerdi. En iyi o bilirdi o konakta acil görevlere gitmeyi, aç susuz dağlar dolaşmayı.
Ayşe hanım(anane) ise Kur'an okuyordu. Torunu için. Herkes Arya için endişeliydi ama buna alışmaları gerektiğini de çok iyi biliyorlardı.
&&&
Albayla görevi detaylıca konuşmuştuk. Şimdi ise helikoptere binmiş kampın 2 km gerisindeki alana ilerliyorduk. Görevim esir tutulan askerleri kurtarmaktı. Kamp çok büyüktü. Ancak bundan daha büyük kamplarada tek başıma dalmışlığım olduğu için albay bu görevi en iyi şekilde tamamlayacağımı biliyordu.
Pilot "Komutanım alana geldik ancak iniş yapamıyorum. Atlamanız lazım."
"Tamamdır koçum."
Kapıyı açıp ip kullanmadan direkt aşağı atladım. Ben aşağı atlayınca helikopter uzaklaşmaya başladı.
2 saat sonra:
Yaklaşık 2 km yürüdükten sonra kamp görünmüştü. Etrafında çok sayıda adam olduğu için dışarıdan bir saldırı yaparsam çok zararlı çıkardım. Hem cephanem yetmezdi hem de benide esir alabilirlerdi. Esir almak... İşte plan bu. Beni esir alırlarsa hem askerlerin yerini öğrenirim. Hemde ufak zararlar dışında zarar görmeden kamptan çıkarız.
Kampa bakan bir kayanın üstüne yatıp rastgele sıkmaya başladım. Yerimi bulmaları için. Tahmin ettiğim gibi yerimi farkettiler ve arkamda adım sesleri duydum. Ensemde soğuk namlu hissedince sanki korkmuş gibi yapıp yavaşça arkama döndüm ve korkulu gözlerle onlara baktım. Tabii içimden de sinsi sinsi sırıtıyordum. Şerefsize doğru döndüğümde arkamdan kafama darbe aldım. O an gözlerim karardı.
Uyandığımda kollarımın tavana zincirle bağlandığını gördüm. Etrafta göz gezdirdiğimde ise sağ tarafta yere ve duvara zincirlenen 5 asker gördüm. Sol tarafımda da duvar vardı. Karşımdaki kapıya baktığımda kapının yanındaki masaya silahlarımızın koyulduğunu gördüm. Uyandığımı farkeden askerler bana dikkatle bakıyordu. Ancak yüzümde peçe olduğu için ve gölgelik alanda kaldığım için kadın olduğumu anlayamamışlardı.
O sırada içeriye bir tane şerefsiz girdi. Yüzünü görünce daha önce toplantı odasında albayın gösterdiği masanın yeni üyesi Haşim olduğunu gördüm. Yani beni tanımıyordu. Tüm masa üyeleri bilirdi beni. Korkarlardı da. Demekki yeni üyeyle tanışma zamanı bugüne kısmetmiş.
Haşim bana doğru yaklaştı. Peçemi açınca kadın olduğumu gördü ve piç sırıtışı atmaya başladı.
"Ula güzel karıymışsın heee. Seninle çok güzel şeyler yapabiliriz."
"Çek o ellerini üzerimden kırmayayım şerefsiz!"
Bağırmıyordum ama öyle bir tonlama yapmıştım ki bağırmışım gibi etki bırakıyordu. Kadın olduğumu ve Türk olduğumu anlayan askerler yerinde kıpırdanmaya başladı.
Askerlerden biri "Kadını rahat bırak piç!"
Haşim "Aa aa aa lütfen ama. Daha birşey yapmadım ki. Neyse şimdi kimsin sen? Güzel güzel dökül yoksa güzelliğine yazık olacak."
Alayla konuştum.
"Allah Allah ne olacakmış güzelliğime en fazla ne yapabilirsin ki?"
Askerler ve Haşim bu dediğime şaşırmıştı. Büyük ihtimalle ne olur bana birşey yapma diye yalvararak döküleceğimi sanıyorlardı.
Haşim "Bak karı! Benim sabrımı zorlama dökül!"
"Öncelikle karı değil kadın şerefsiz. O ağzına sıçmayayım! Diğerine gelirsek de dökülmüyorum lan! Dökülmüyorum!."
Haşim "Bunu sen istedin." Diyerek bir tokat attı. Ancak beklediği gibi kafam yana falan düşmedi. Hala dim dik duruyordum.
Ulan boşuna türk askeri değiliz işte.
Haşim "Vaay dayanıklısın demekki? Çok eğleneceğiz desene."
Tahminimce yanağım kızarmıştı. Ama acımıyordu. Bunlar bizim için sinek ısırığı.
Askerlerden ikincisi "Lan bırak kadını! Ne yapacaksan bize yapsana lan! Gücün kadına mı yetiyor!" Diye bağırdı.
Diğer askerler de buna benzer şeyler söylüyordu. Ulan helal olsun lan! Aslanlarım benim be! Dur ya çok gaza geldim neyse.
Haşim "Ben burda bu karıya işkence edecem sizde kuduracaksınız orda." Diyerek güldü.
Sırıtmaya başladım.
Haşim "Ne sırıtıyon lan!"
Sinirleri bozuldu tabi. Ağlamıyorum ya. Acı çekmemden zevk alacaktı piç. Ben bunu yermiyim? Sen zevk alma diye gıkımı çıkarmam burda. Zaten alışkınım.
Askerler de durmuş bana bakıyordu. Bu kadar dayanıklı ve soğukkanlı olmamı beklemiyorlardı. Hele sırıtmamı hiç. Herhalde deli zannediyorlar beni. İçimden kahkaha atmaya başladım bu düşünceyle. Ama dışardan sadece sırıtıyordum.
"Elin ne kadar hafifmiş ya?"
Diğer askerler bunu dememle gülmeye başladı. Haşim ise sinirden kıpkırmızı olmuştu. İyice zevk almaya başladım bu işten haa.
Sinirlendiği için sert bir yumruk attı. Kafam sağa düştü ama hemen toparladım. Dudağım patlamıştı. Ulan daha yeni yaralarım iyileşiyordu be ne istiyonuz yüzümden.
"Ulan daha yeni yaralarım iyileşiyordu be. Ne istiyonuz yüzümden anlamıyorum ki?"
Normalde konuşmayan benim görevlerde çenem açılıyordu.
"Tüh güzelliğim bozuldu ne yapacam şimdi?"
Askerler gülmeye başlayınca bende gülmeye başladım. İyice sinirlenmişti. 3-4 yumruk daha attı. Ağzımdaki kanı yüzüne tükürdüm. Bu onu iyice sinirlenmiş olmalı ki önce bakışları karardı ama sonra sırıtmaya başladı. Tek kaşımı sorgularcasına kaldırdım.
Evet evet tek kaş kaldırabilmek çok yüce bir özellik.
Haşim "Demek elim hafif ha? O zaman başka birşey deneyelim."
Diyerek kapının arkasında asılı olan demiri aldı. Hayır yaaa...

