'Gel' komudu verince kapıda Arel gözüktü.
"Şey Beliz'le Deniz birlikte yatmak istedi ve yataktan kovdular. Bende belki birlikte yatarız diye yanına geldim."
Belki de artık onlara bir adım atmalıydım. Ne zaman öleceğim belli değil ve içimde kalsın istemiyordum.
"Tamam olur gel."
Kabul edeceğime hiç ihtimal vermemiş olmalı ki yüzünde bariz bir şaşkınlık oluştu. Sonra kafasını onaylar biçimde sallayıp kapıyı kapattı ve yanıma geldi. Çift kişilik bir yatağım olduğu için rahatlıkla sığardık. Yanıma uzanınca ani bir cesaretle kafamı göğsüne koydum ve beline sarıldım. Her ne kadar şaşırmış olsada oda hemen bana sarıldı ve saçımı koklayarak öptü. Şuan bende kendime şaşırıyordum aslında.
Arel "sana eğer soğuk davrandıysam özür dilerim. Gözlemliyordum."
"Mesleki defarmasyon. Seni anlayabiliyorum."
"Mesleki derken mesleğimi nereden biliyorsun?"
"Bir askere bunu sorman çok saçma. Sence sizin ebenizin donuna kadar bilmesem sizinle gelir miydim?"
Güldüğünü hareketlenen göğsünden anlamıştım. Bu benimde tebessüm etmeme neden oldu.
"Haklısın. Bazen senin ne kadar güçlü ve havalı bir asker olduğunu unutuyorum."
Sonra derin bir nefes çekti içine.
"Bu kadar güçlü olman ve yıkılmaman çok güzel bir şey. Seninle gurur duyuyorum."
"Teşekkür ederim. Sinirlenip sizi kıracak birşey söylediysem bende özür dilerim."
"Bizi hiç kırmadın. Kırdıysan da haklısındır mutlaka."
Yerime iyice yerleşip gözlerimi kapattım.
Sabah saat 04:30 gibi gözlerimi açtım. Abimi uyandırmadan kalktım yataktan. Elimi yüzümü yıkayıp üstümü değiştirdim. Siyah eşofman ve siyah rahat bir askılı kısa atlet gibi sporcu sütyeni giydim. Spor yapmam lazımdı. Uzun zamandır ihmal etmiştim ve bu benim için hiç güzel değildi.
Üstümü giyindikten sonra asker kimliğimi cebime atıp ne olur ne olmaz diye silahımı belime sabitledim. Belime de siyah bir hırka bağlayıp silahımın görünmesini engelledim. Saat çoktan 05:00 olduğu için vakit kaybetmeden sessizce konaktan çıktım. Önce yavaş tempoyla koşmaya başladım ve git gide hızımı arttırdım. Yaklaşık 5 km koştuktan sonra konağa dönüyordum ki kaçan bir adam ve peşinden koşan bir polis gördüm. Şansa bak ki adam bana doğru geliyordu. Adam tam yanımdan geçecekken kolundan tutup büktüm ve sırtına sabitleyip dizine tekme atarak diz çökmesini sağladım. Polis nefes nefese yanıma geldi.
"Teşekürler." Diyerek belindeki kelepçeyi çıkardı. Adamın arkasından çekildim ve bileklerine kelepçeyi geçirdi.
"Rica ederim." Düz ve tok sesimle şaşırarak bana baktı. Beni yeni farkediyormuş gibi baştan aşağı süzdü ve gözleri karın kaslarımda takılı kaldı. Gözleri şaşkınlıkla büyüyünce sırıttım.
"Çok beğendin herhalde." Diyerek alayla konuştum.
Boğazını temizleyip gözlerini benden çekti.
"Ş-şey yani ben ilk defa karın kasları olan bir kadın gördümde ondan baktım yani yoksa başka bir anlamda değil yani yanlış anla-"
"Tamam! Yanlış anlamadım. Oldu mu? Şimdi ben gidiyorum. Hadi kolay gelsin."
Arkamı dönüp yürümeye devam ettim.
"Ulan koskoca komiser bir kadının önünde kekeleyip saçmaladı ya ben daha ne diyim."
Arkamdan homurdanmasını duyunca sırıtmaya devam ettim. Saat 07:45 olmuştu. Konağa gelince kapıyı çaldım. Genelde herkes bu saatlerde uyandığı için sıkıntı olacağını sanmıyordum.
Konağın yardımcısı kapıyı açınca içeriye girdim. Ananem ve dayılarım avluda ki oturma grubunda oturuyordu. Bende onların yanına ilerledim. Arslan dayıma baktığımda belime dikkatle baktığını gördüm. Silahımın üstünde hırka vardı ve baya belimin altına doğru koymuştum. Mesleki eğitimi olmayan anlayamazdı yani. Arslan dayım da savcı olduğuna göre anlaması normal yani.
Ananem "Nereden geliyorsun böyle sabah sabah kızım?"
"Koşuya çıkmıştım anane ordan geliyorum."
Arslan dayım "Maşallah maşallah aynı ben. Benim gibi sağlıklı yaşam uğruna spor yapıyor ve fit."
Ona tebessüm edip ayağa kalktım. Duş almak amacıyla odama gitmek için merdivenlere yöneldim. Merdivenlerden çıkarken küçük salondan sesler geldiğini duydum. Yavaşça salona girdim.
"Günaydın."
Tüm abi ve kuzen tayfası buradaydı.
""Günaydın."" Deyip tekrar önlerine döndüler. Ardından ani bir hızla tekrar kafalarını kaldırıp üstüme baktılar.
Ares ve Ata aynı anda "Oha karın kası var!" Diye bağırdı.
Abi ve kuzen tayfasının kaşları git gide çatılmaya başladı.
Arel abim "Abicim sen dışardan mı geliyorsun?"
"Evet abi."
Azad abim "Bu halde?"
"Aynen abi."
Fatih abim "Bu kılıkla dışardaydın yani?"
"Aynısından abi."
Kaan "Yani böyle-"
"Ay yeter! Evet bu kılıkla her sabah yaptığım gibi koşuya çıktım ve neredeyse Urfa'nın yarısını turladım. Beni her sabah bu tip kıyafetle de görebilirsiniz. Şimdi ben gidiyorum ve duş alıyorum siz ne yaparsanız yapın."
Salondan çıktım. Arkamdan hala konuşmalarını duyuyordum.
Ata "Abi cidden karın kası var lan!"
Kaan "Benim bile yok ya!"
Duyduklarımla sırıttım ve merdivenleri çıktım. Odamın önüne gelince hızla kapıyı açıp kendimi banyoya attım ve kapımı kilitledim. Sıcak bir duş aldıktan sonra üstümü giyindim.
Asker kimliğimi ve motorumun anahtarını cebime koydum. Silahımı da belime koyduktan sonra aşağı indim. Aşağı indiğimde herkes yavaş yavaş masaya gidiyordu. Bende yanlarına gittim. Birden belimdeki silahı gören Beliz, Simge ve annem çığlık attı. Erkekler hemen telaşla yanımıza geldi. Durumu anlayan ben belimdeki silahı alıp havaya kaldırdım.
"Bakın ben bir Türk askeriyim! Aha bu da -silahı işaret ettim - üstünde türk bayrağı olan ve bana zimmetli olan silah."
Emniyetini açtım. Kadınlar korkuyla bir adım geriye gitti. Emniyetini tekrar kapattım.
"Emniyeti de kapalı ki açık olsa bile bu silahtan çıkan bir kurşunla yaralanmazsınız. Ben buradayken de size zarar gelmez!"
Ardından gidip sofraya oturdum. Dedem ve babam gururla bana bakıp sofraya oturdu. Ardından da diğerleri oturdu. Dedemin 'afiyet olsun' demesiyle yemeye başladık. O sırada telefonum çaldı. Albayın aradığını gördüğümde saygıdan ötürü anında ayağa kalktım. Bu ani hareketimden ötürü meraklı bakışlar beni buldu. Daha fazla bekletmeden hemen telefonu açtım.
"Yüzbaşı Arya Öztürk! Mardin. Emret komutanım!"
"Acil görev var. Gölge olarak tek çıkacaksın. Hemen gel."
"Emredersiniz komutanım."
Telefonu kapatınca bizimkilere döndüm.
"Acil görev var ben gidiyorum. Ne zaman dönerim belli değil hakkınızı helal edin."
Annemin ve ananemin sesi titrese de karşılık vermişlerdi.
""Helal olsun!""


