O gece Olivia uyumamaya karar vermişti.
Mumlarını söndürmedi.
Şöminesine odun attı.
Eline eski bir kitap aldı ve gözlerini kapıya dikti.
Saatler geçti.
Saray sessizdi.
Öyle sessizdi ki şöminedeki odunların çıtırtısı bile kulaklarını rahatsız ediyordu.
Gece yarısını birkaç dakika geçe...
Rüzgâr durdu.
Yağmur kesildi.
Ve bütün sesler yok oldu.
Olivia yavaşça ayağa kalktı.
Pencereye yürüdü.
Gökyüzünde tek bir yıldız bile görünmüyordu.
Tam perdeyi kapatacağı sırada camın üzerine bir el izi belirdi.
İç tarafta değil...
Dış tarafta.
Dördüncü kattaki odasının penceresinde...
Dışarıdan bırakılmış bir el izi...
Olivia'nın nefesi kesildi.
Camın diğer tarafında kimse yoktu.
Yavaşça geri çekildi.
Tam o anda ikinci bir el izi oluştu.
Sonra üçüncüsü...
Ardından onlarcası...
Sanki görünmez insanlar pencereye dokunuyordu.
Olivia çığlık atacakken bütün izler aynı anda kayboldu.
Cam yine tertemizdi.
Ertesi sabah...
Hizmetçiler saray bahçesinde büyük bir telaş içindeydi.
Olivia merakla aşağı indi.
Bahçenin ortasında yüzlerce beyaz tüy vardı.
Rüzgâr esmesine rağmen hiçbir tüy yerinden kıpırdamıyordu.
Bahçıvanlardan biri fısıldadı.
"Hayatımda böyle bir şey görmedim."
Başka biri cevap verdi.
"Bunlar hiçbir kuşa ait olamaz..."
Olivia eğilip tüylerden birini aldı.
Dokunduğu anda parmaklarının ucunda hafif bir sıcaklık hissetti.
Sonra...
Kulaklarının dibinde aynı kadın sesi duyuldu.
"Yaklaşıyorsun..."
Olivia irkilerek döndü.
Arkasında yalnızca bahçıvanlar vardı.
Kimse konuşmuyordu.
Öğleden sonra Kral Morgan, Olivia'yı çalışma odasına çağırdı.
Oda eski haritalar ve kitaplarla doluydu.
Morgan uzun süre kızına baktı.
"Son günlerde seni endişeli görüyorum."
Olivia derin bir nefes aldı.
"Baba..."
"Ben delirmiyorum, değil mi?"
Morgan'ın yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
Sonra sakinleşti.
"Hayır."
"Ama bazen korku insana olmayan şeyleri gösterir."
Olivia başını eğdi.
"Bunlar korku değil."
"Birisi benimle konuşuyor."
Morgan'ın eli istemsizce masanın kenarını sıktı.
İlk kez...
Korkmuş görünüyordu.
Gece...
Olivia odasına döndüğünde kapısının aralık olduğunu fark etti.
Sabah çıkarken kilitlemişti.
Yavaşça içeri girdi.
Hiçbir eşya yer değiştirmemişti.
Ama yatağının üzerinde katlanmış beyaz bir tüy duruyordu.
Bu kez öncekilerden çok daha büyüktü.
Neredeyse kolu kadar...
Olivia tüyü eline aldı.
Birden odanın içi aydınlandı.
Gözlerini kısmak zorunda kaldı.
Işık yalnızca birkaç saniye sürdü.
Işık kaybolduğunda...
Karşısındaki aynada biri duruyordu.
Kanatlı kadın.
Kirli beyaz kısa saçları omuzlarına değmiyordu.
Uzun siyah ve beyaz elbisesi yere kadar uzanıyordu.
Dev kanatları odanın yarısını kaplayacak kadar büyüktü.
Bu kez yüzü daha net görünüyordu.
Ne öfkeliydi...
Ne de gülümsüyordu.
Yalnızca Olivia'ya bakıyordu.
İkisi de konuşmadı.
Dakikalar geçmiş gibi hissettiren birkaç saniyenin ardından kadın yavaşça sağ elini kaldırdı.
İşaret parmağıyla aynanın yüzeyine tek bir kelime yazdı.
UYAN.
Son harfi tamamladığı anda aynanın yüzeyi siyaha döndü.
Kadın...
Kanatlar...
Ve yazı...
Bir anda yok oldu.
Olivia aynaya dokundu.
Cam buz gibiydi.
Tam elini çekecekken...
Aynanın içinden çok hafif bir kalp atışı sesi duydu.
Güm...
Güm...
Güm...
Olivia hızla geri çekildi.
O gece ilk kez ağladı.
Çünkü artık bundan emindi.
Bu...
Bir kâbus değildi.
Ve her kimse...
Artık yalnızca onu izlemiyordu.
Onunla iletişim kurmaya çalışıyordu.