İçeriğe geç

Altın Mahzen

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Altın Mahzen

Bölüm 3

Fısıltı

Yağmur gece boyunca dinmemişti.

Damla sesleri sarayın yüksek pencerelerine vuruyor, rüzgâr taş duvarların arasından geçerken ince bir uğultu çıkarıyordu.

Olivia yine uyuyamamıştı.

Yatağının kenarında oturuyor, odasının köşesindeki aynaya bakmamaya çalışıyordu.

Dün gece gördüğü kanatlı kadın hâlâ zihnindeydi.

"Bu gerçek olamaz..."

Kendi sesini duymak bile onu rahatlatmıyordu.

Tam gözlerini kapattığı sırada...

Sarayın eski saat kulesinden üç kez çan sesi yükseldi.

Dong...

Dong...

Dong...

Olivia irkilerek başını kaldırdı.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti.

Bu saatte çan çalmazdı.

Bir şey yanlıştı.

Sonra...

İlk fısıltı duyuldu.

"Olivia..."

Ses o kadar yakındı ki biri kulağına eğilmiş gibiydi.

Olivia hızla arkasına döndü.

Kimse yoktu.

Kapı kapalıydı.

Pencereler kilitliydi.

Kalbi hızla çarpıyordu.

Bir dakika geçti.

İkinci kez...

"Olivia..."

Bu kez ses odanın diğer ucundan geldi.

Şöminenin alevi küçüldü.

Mumlar titremeye başladı.

Odadaki hava buz gibi olmuştu.

Olivia yorganını omuzlarına çekti.

Konuşmaya cesaret edemedi.

Sonra...

Üçüncü kez...

Kadın sesi ilk kez adını değil, başka bir cümle söyledi.

"Beni hatırlamıyorsun..."

Odanın içindeki bütün mumlar aynı anda söndü.

Karanlık...

Tam bir karanlık.

Olivia çığlık atacakken şömine yeniden alev aldı.

Her şey normale dönmüştü.

Sanki hiçbir şey yaşanmamıştı.

...

Sabah olduğunda Olivia'nın gözlerinin altında mor halkalar oluşmuştu.

Kraliçe Solans bunu fark etti.

"Gece yine mi uyuyamadın?"

Olivia sessizce başını salladı.

Morgan gazetelere göz gezdirirken konuştu.

"Yarın kuzey kasabasından misafirler gelecek."

Olivia cevap vermedi.

Annesi kızının tabağına bile dokunmadığını görünce endişelendi.

"Bir şey seni korkutuyor."

Olivia ilk kez doğruca annesinin gözlerine baktı.

"Anne..."

"Sarayda bizden başka biri mi var?"

Salondaki sessizlik bir anda ağırlaştı.

Morgan'ın elindeki fincan havada asılı kalmış gibi durdu.

Kraliçe Solans birkaç saniye boyunca konuşamadı.

Sonunda zorla gülümsedi.

"Hayır."

Ama gözleri...

Bambaşka bir şey söylüyordu.

...

Öğleden sonra Olivia sarayın batı kanadına gitti.

Burası neredeyse hiç kullanılmıyordu.

Uzun taş koridorlarda yürürken duvardaki bütün portrelerin gözlerinin kendisini izlediğini hissetti.

Durdu.

Bir tabloya yaklaştı.

Yaşlı bir kraliçenin portresiydi.

Kadının gözleri tam karşıya bakıyordu.

Olivia birkaç adım sağa geçti.

Gözler...

Onunla birlikte hareket etti.

Prenses nefesini tuttu.

Yavaşça geri çekildi.

Tam dönecekken arkasındaki başka bir tablonun yere düştüğünü duydu.

Büyük bir gürültüyle parçalanmıştı.

Koşarak yanına gitti.

Çerçevenin içinde resim yoktu.

Yerinde yalnızca eski, sararmış bir kâğıt vardı.

Üzerine tek satır yazılmıştı.

"Uyandığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."

Olivia gözlerini kırptı.

Yazı kayboldu.

Kâğıt tamamen boştu.

...

Akşam...

Gökyüzü kapkaraydı.

Yağmur durmuştu.

Sarayın üzerinde tek bir yıldız bile görünmüyordu.

Olivia pencerenin önünde dururken aşağıdaki avluda bir hareket fark etti.

Beyaz bir siluet...

Avlunun tam ortasında duruyordu.

Uzun kanatları vardı.

Başını saraya doğru kaldırmıştı.

Ay ışığı olmadığı hâlde parlıyordu.

Olivia gözlerini ovuşturdu.

Siluet hâlâ oradaydı.

Tam muhafızlara seslenecekti ki...

Kadın yavaşça başını eğdi.

Sonra...

Bir anda yok oldu.

Hiç yürümeden.

Hiç iz bırakmadan.

Sanki karanlığın içinde erimişti.

Olivia derin bir nefes aldı.

Artık bunun yalnızca rüya olmadığını biliyordu.

Birileri...

Ya da bir şey...

Onu izliyordu.

Ve her geçen gece...

Biraz daha yaklaşıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.