İçeriğe geç

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 8 · 2 dk okuma

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 8

BÖLÜM 8: Ateş Gecesi

Altan sığınağa nasıl döndüğünü hatırlamıyordu. Bilinci yerini her terk ettiğinde değirmenin soğuk taşlarını, Boran’ın sırtından sızan kara kanı ve kendi böğründeki o dipsiz yırtığı görüyordu. Sığınaktaki köylüler, ihtiyar generalin cansız bedeniyle birlikte Altan’ı içeri taşıdıklarında mağaranın tavanı feryatlarla sarsıldı. Ancak Altan o sesleri duyamayacak kadar derindeydi. Mağaranın ortasındaki taşın üzerine yatırıldığında, böğründeki yara çoktan morarmış, etrafı iltihaplı bir sıcaklıkla şişmişti. Köylülerden biri, ateşte kızdırılmış paslı bir demiri yaranın üzerine bastırdığında Altan’ın bedeni zincirinden kurtulmaya çalışan bir hayvan gibi kasıldı. Mağaranın duvarlarında yankılanan şey bir çığlık değil, bir insanın içindeki son çocukluğun can çekişen hırıltısıydı.

Sonraki üç gün, Altan için zamanın ve mekanın silindiği bir ateş gecesine dönüştü. Vücudu enfeksiyonla savaşırken, zihni kendi cehenneminde sıkışıp kalmıştı. Yüksek ateşin yarattığı sanrılarda, Elysia’nın o altın ekin tarlalarında yürüyordu. Arkasını döndüğünde Elya’yı gördü; kızın saçları yine gece karasıydı ama bu kez elleri çiçek değil, pıhtılaşmış kan kokuyordu. Elya ona doğru elini uzatıyor, "Bizi burada bırakıp nereye kaçtın?" diye fısıldıyordu. Altan ona doğru koşmak istiyor ama ayakları toprağa değil, Boran’ın açık kalmış tek gözüne basıyordu. İhtiyar general, Altan'ın tam göğsünün üzerinde durmuş, o tek gözüyle çocuğun ruhunu izliyor ve fısıldıyordu: "Artık yalnızsın."

Dördüncü günün şafağında, Altan’ın ateşi nihayet düştü. Gözlerini açtığında, sığınağın tavanındaki nemli taşları gördü. Dudakları susuzluktan yarılmış, çatlamıştı. Böğrü, kirli sargı bezlerinin altında sinsi sinsi zonkluyordu; atılan dikişler derisini geriyor, nefes almasını bile zorlaştırıyordu. Kafasını yana çevirdiğinde, sığınaktaki bir avuç insanın duvar diplerine çökmüş, çaresiz gözlerle kendisini izlediğini fark etti. Boran’ın kılıcı, yatağının hemen baş ucundaki bir kayaya dayalı duruyordu. Kılıcın üzerindeki kan temizlenmişti ama o paslı, lekeli görüntüsü hala oradaydı. Altan bir lider değildi, hiçbir zaman da olmak istememişti. Ama o insanların gözlerindeki o korkunç sessizlik, Boran'dan boşalan o devasa karanlık, şimdi bir çığ gibi Altan’ın üzerine çöküyordu. Doğrulmaya çalıştı, böğründeki yara etini koparır gibi sızladı ama dişlerini sıktı. O yara artık sadece bir iz değil, attığı her yanlış adımda ona acıyı hatırlatacak bir mühürdü.

Yazarın Notu: Arkadaşlar, Altan’ın ölümün kıyısından döndüğü, o beylik lafların ve sahte kahramanlıkların ötesinde, acının en çıplak halini yaşadığı bir bölüm oldu. Boran’ın gidişiyle sığınak tamamen sessizliğe büründü ve herkes Altan’ın gözünün içine bakıyor. Altan bu fiziki ve ruhsal yıkımın içinden nasıl çıkacak? Yorumlarda buluşalım.

Bölüm Arkası Soruları:

1- Altan’ın ateşli sanrılarında Elya ve Boran’ı görmesi, içindeki suçluluk duygusunun ne kadar derine kök saldığını gösteriyor? Bu suçluluk onu bitirecek mi, yoksa ayakta mı tutacak?

2- Böğründeki o kalıcı yara izi, Altan’ın ilerideki savaşçı kimliğini ve dövüş tarzını sizce nasıl etkileyecektir?

3- Sığınaktaki insanların umutsuzca Altan’a bakması karşısında, Altan o beylik liderlik rollerine bürünmeden bu insanları nasıl bir arada tutabilir?

Desteğiniz benim için çok önemli arkadaşlar! Eğer kurguyu beğendiyseniz, gidişatı sardıysa ve her gün gelecek yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorsanız lütfen beğeni butonuna basmayı unutmayın! Biliyorsunuz, her gün yeni bir bölümle buradayım ve bu tempoda devam edeceğiz! Yarınki bölümde görüşmek üzere, takipte kalın!

Bölüm sonu

1 yorum