İçeriğe geç

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 7 · 3 dk okuma

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 7

BÖLÜM 7: Kopan Bağlar

Gece, vadideki eski değirmenin yıkıntıları arasında pusuya yatmış bir yılan gibi sessizdi. Altan, çalıların arkasında diz çökmüş, nefesini tutmaya çalışıyordu ama göğsü bir körük gibi inip kalkıyordu. Az ilerde, fatihlerin keşif kolundan üç asker ateşin etrafında oturuyordu. Üzerlerindeki simsiyah çelik zırhlar ateşte parıldıyor, aralarındaki o yabancı, kaba dille gülüşüyorlardı. Boran, Altan’ın hemen arkasında belirdi, elini çocuğun omzuna koyup hafifçe bastırdı. "İlk hamle senindir," diye fısıldadı ihtiyar. "Tereddüt edersen ölürsün."

Altan, çalılıklardan fırladığında içindeki tüm korkunun bir çığlığa dönüşeceğini sandı ama boğazından tek bir ses bile çıkmadı. En arkadaki askere doğru hamle yaptı. Paslı kılıç, askerin zırhının açıkta kalan boyun kısmına büyük bir şans eseri ve acemice saplandı. Adam boğuk bir hırıltıyla yere yığılırken, diğer iki barbar kılıçlarını çekip saniyeler içinde ayağa kalktı. Altan ne olduğunu anlamadan, devasa bir çelik darbesiyle geriye doğru savruldu. Barbarlardan biri o kadar hızlı ve profesyonelce saldırdı ki, Altan’ın hamleleri havada paralandı. İkinci bir darbe, Altan’ın sol böğrünü boydan boya yardı. Sıcak kan, yırtılan kıyafetlerinden dışarı fışkırdı. Altan, acının büyüklüğüyle sarsılıp dizlerinin üzerine çöktü, görüşü bulanıklaştı. Ölüm, o kanlı gecedeki gibi yine çok yakındı.

Tam o sırada General Boran, bir dağ aslanı gibi araya girdi. Tek gözü öfkeyle parlayan ihtiyar, Altan’ın üzerine yürüyen askerin göğsüne kendi kılıcını sapladı. Ancak arkadaki son barbar, Boran’ın bu hamlesini bekliyordu. Ağır fatih kılıcı, Boran’ın korumasız kalan sırtına, tam göğüs kafesinin arkasına saplandı. Çeliğin etten geçiş sesi gecenin sessizliğinde yankılandı. Boran acıyla inledi ama durmadı; son bir gayretle arkasına dönüp kılıcını barbarın boğazına geçirdi. İkisi de aynı anda, ağır çelik zırhların gürültüsüyle yere yığıldılar.

Değirmenin içi bir anda ölümcül bir sessizliğe büründü. Üç barbar da cansızdı ama galibiyetin kokusu pıhtılaşmış kan gibi ağırdı. Altan, böğründeki derin yarayı iki eliyle bastırarak Boran’a doğru sürüklendi. Toprakta bıraktığı iz tamamen kendi kanıydı. İhtiyar generalin yanına ulaştığında, Boran’ın ağzından siyah bir kan sızıyordu. Tek gözü gökyüzündeki sönük yıldızlara dikilmişti. Altan, titreyen eliyle onun zırhını kavradı. "Boran... Kalk... Yalvarırım kalk," diye fısıldadı. Sesi yine o korumasız çocuk gibi kırık döküktü. Boran, Altan’ın elini son bir kez, zayıfça sıktı. "Ben... görevimi yaptım çocuk..." dedi zorlukla, nefesi hırıldayarak. "Artık... yalnızsın. Onları... kurtar." İhtiyarın eli toprağa düştü. Altan, vadi ortasında, böğründeki ölümcül yaranın sızısıyla ve akıl hocasının cansız bedeniyle yapayalnız kaldı. İçindeki o son güvenli bağ da kopmuştu.

Yazarın Notu: Arkadaşlar, yüreğimizi dağlayan bir bölüm oldu. Altan ilk galibiyetini aldı almasına ama bunun bedeli çok ama çok ağır oldu. General Boran’ı kaybettik ve Altan şu an dağın başında, böğründe ölümcül bir yarayla tek başına. Artık onu ayağa kaldıracak, ona ne yapacağını söyleyecek hiç kimse yok. Bu trajik galibiyet Altan’ı nereye sürükleyecek? Yorumlarda buluşalım.

Bölüm Arkası Soruları:

1- General Boran’ın ölümü, Altan’ın sığınaktaki diğer insanlar üzerindeki liderlik konumunu nasıl etkileyecek? Akıl hocası olmadan bu yükü kaldırabilir mi?

2- Altan’ın aldığı bu ölümcül yara ve yaşadığı kayıp, onun fatihlere karşı olan nefretini daha da karanlık bir boyuta taşır mı?

3- Sığınaktaki çaresiz insanlar, Boran’ın ölüm haberini ve Altan’ın yaralı halini gördüklerinde tamamen pes mi edecekler, yoksa bu bir intikam ateşine mi dönüşecek?

Desteğiniz benim için çok önemli arkadaşlar! Eğer kurguyu beğendiyseniz, gidişatı sardıysa ve her gün gelecek yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorsanız lütfen beğeni butonuna basmayı unutmayın! Biliyorsunuz, her gün yeni bir bölümle buradayım ve bu tempoda devam edeceğiz! Yarınki bölümde görüşmek üzere, takipte kalın!

Bölüm sonu

1 yorum