İçeriğe geç

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 6 · 2 dk okuma

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 6

BÖLÜM 6: Nasır ve Çelik

Kılıcı eline almak, onu kaldırıp savurabilmek anlamına gelmiyordu. Ertesi sabah, gün daha dağların ardında kızıllığını bile göstermemişken, General Boran Altan'ı sığınağın arkasındaki kayalık boşluğa sürükledi. Altan’ın göz altları mosmordu, gece yine kabuslarla bölünmüştü. İhtiyar general, çocuğun eline o ağır, paslı çeliği tekrar tutuşturdu. Altan’ın zayıf kolları daha ilk dakikadan titremeye başladı. Boran, elindeki kalın meşe dalını sertçe Altan’ın omzuna indirdi. Acı sıcaktı, Altan’ın nefesini kesti.

"Kılıcı düşürme!" diye gürledi Boran. Sesi bir komutandan çok, hayatta kalmaya çalışan bir hayvanın hırıltısı gibiydi. "Deden Demirkan bu kılıçla ordular yardı çünkü o acıyı hissetmiyordu. Sen ise her darbede ağlıyorsun. Ağlamak seni kurtarmaz, Altan. Ağlamak Elya’yı o zincirlerden söküp almaz."

Altan hiçbir şey söylemedi. Dişlerini o kadar sert sıktı ki, ağzına sızıntı halinde metalik bir kan tadı geldi. Kılıcı tekrar kaldırdı, Boran’ın savurduğu meşe dalına doğru hamle yaptı ama dengesini kaybedip sertçe kayaların üzerine kapaklandı. Avuç içleri keskin taşlarla yarıldı, taze kan paslı kabzanın üzerine sızdı. Boran durmadı, acımadı. Altan düştükçe onu kalkmaya zorladı, kollarındaki bağlar kopma noktasına gelene kadar onu çalıştırdı. Günler bu amansız, sessiz işkenceyle geçti. Altan’ın o kuşları yontan, zarif, pürüzsüz elleri önce su topladı, patladı, kanadı ve yavaş yavaş simsiyah, sert nasırlarla kaplandı. Ruhundaki o yumuşaklık da elleriyle birlikte sertleşiyordu. Artık ağlamıyordu; gözlerindeki yaşlar kurumuş, yerini sönmeyen, içten içe kavuran sinsi bir kor parçasına bırakmıştı.

Bir gece yarısı, sığınağın girişindeki gözcülerden biri nefes nefese içeri daldı. "Barbarların bir keşif kolu..." dedi fısıldayarak. "Aşağıdaki vadide, eski değirmenin orada kamp kurmuşlar. Sadece üç kişiler. Muhtemelen sığınak arıyorlar."

Boran’ın gözü karanlıkta parladı. Altan’a döndü. Altan köşede, ellerindeki nasırları temiz bir bezle sarmaya çalışıyordu. Boran kılıcı onun önüne fırlattı. "Eğitim bitti çocuk," dedi fısıltıyla. "Gerçek çeliğin tadına bakma vakti. Eğer o üç adam burayı bulursa, buradaki herkes ölür. Git ve ne öğrendiysen onu yap." Altan kılıca baktı, sonra Boran'ın tek gözündeki o karanlık kararlılığa. Kalbi hızla çarpmaya başladı ama bu sefer korkudan değil, göğsünü sıkıştıran o karanlık sabırsızlıktandı. Kılıcı kavradı, sığınaktan çıkıp gecenin buz gibi soğuğuna, ilk avına doğru süzüldü.

Yazarın Notu: Arkadaşlar, Altan’ın o naif ellerinin nasır tuttuğu, tamamen acıyla yoğrulduğu bir bölüm oldu. Boran’ın ona karşı bu kadar acımasız olması ilk başta ağır gelebilir ama o fatihlerin karşısına bu yumuşaklıkla çıksaydı ilk saniyede canından olurdu. Altan ilk kez gerçek bir düşmanla yüzleşecek. Sizce o kılıcı gerçekten birinin göğsüne saplayabilecek mi? Yorumlarda buluşalım.

Bölüm Arkası Soruları:

1- General Boran’ın Altan’a karşı bu kadar sert ve tavizsiz bir eğitim uygulaması sizce doğru bir yöntem mi, yoksa Altan’ın içindeki merhameti tamamen yok mu ediyor?

2- Altan’ın ellerinin nasır tutması ve artık ağlamayı bırakması, karakterin psikolojik olarak nasıl bir faza geçtiğini gösteriyor?

3- Sizce Altan, vadiye indiğinde o üç barbar karşısında donup kalacak mı, yoksa içindeki o birikmiş öfke ilk kez dışarı mı fırlayacak?

Desteğiniz benim için çok önemli arkadaşlar! Eğer kurguyu beğendiyseniz, gidişatı sardıysa ve her gün gelecek yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorsanız lütfen beğeni butonuna basmayı unutmayın! Biliyorsunuz, her gün yeni bir bölümle buradayım ve bu tempoda devam edeceğiz! Yarınki bölümde görüşmek üzere, takipte kalın!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.