İçeriğe geç

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 4 · 3 dk okuma

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 4

BÖLÜM 4: Küllerin Arasında Bir Ölü

Ertesi sabah Elysia Krallığı diye bir yer kalmamıştı. Şehirler yakılmış, o güzel mermer köprüler siyaha boyanmış, nehirler pıhtılaşmış kanla kaplanmıştı. Gece boyunca o yabancı lejyonlar, geride sadece planlı bir yıkım bırakarak dağların sarp patikalarından kuzeye, kendi karanlık diyarlarına doğru çekilmişlerdi. Köylülerin çalılıkların arasından sürükleyerek kaçırdığı Altan, gözlerini dağların derinliklerindeki eski, terk edilmiş maden sığınaklarında açtı.

Sığınak buz gibiydi; tıpkı hayatta kalan bir avuç insanın kalbi gibi. Altan haftalarca kimseyle tek bir kelime konuşmadı. Önüne konan bir lokma kuru ekmeği boş gözlerle çiğniyor, saatlerce sığınağın nemli duvarına bakıyordu. Ne zaman gözlerini kapatsa, babasının kanlar içindeki bedeni, annesinin son nefesi ve Elya'nın saçlarından sürüklenirken attığı o çığlık zihninin duvarlarına çarpıyordu. Yaşadığı ağır travma post-travmatik bir kilitlenmeye dönüşmüştü; elleri sürekli titriyor, en ufak bir ses irkilerek panik atak geçirmesine neden oluyordu. Kendini dünyadan tamamen soyutlamıştı çünkü yaşayan bir ölüydü.

Bir akşam, saray muhafızlarından tek gözünü o kanlı gecede kaybetmiş, zırhı parça parça olmuş ihtiyar General Boran ve beraberindeki birkaç gözcü sığınağa bitkin bir halde döndü. Yanlarında, fatihlerin artçı kollarından gizlice kaçmayı başarmış ağır yaralı bir Elysia askeri vardı. Herkes acı dolu bir umutla ateşin etrafına toplandı. Altan ise sığınağın en karanlık, en ücra köşesinde dizlerini göğsüne çekmiş, bir gölge gibi onları izliyordu.

Boran, yaralı askerin çatlamış dudaklarına su uzatırken sordu: "Halkımızdan... Kadınlarımızdan bir haber var mı? Hepsini kılıçtan mı geçirdiler?"

Asker başını iki yana salladı, gözlerinden akan yaşlar yüzündeki kuruma karıştı. Sesindeki titreme, ölümden daha beter bir gerçeğin habercisiydi. "Keşke... Keşke öldürselerdi general. Bu hiç iyi niyetli bir hayatta kalma hikayesi değil. Adamlar bir soyu kurutmaya gelmişler. Yaşlıları ve eli silah tutabilecek tüm erkekleri oracıkta katlettiler. Küçük erkek çocuklarını ağır maden ocaklarında, taş taşımak için köleleştirip ölesiye çalıştırıyorlar. Ya kadınlarımızı..." Asker hıçkırıklara boğuldu, devam etmekte zorlandı. "Kadınları ve genç kızları sırf kendi nüfuslarını çoğaltmak, doğurganlıklarından faydalanmak ve lejyonerlerine tecavüz etmek için diri diri zincirlere vurdular. Onları damızlık birer köle gibi karanlık diyarlarına sürüklüyorlar."

Sığınağa ölümcül bir sessizlik çöktü. Kadınların hayatta kalması bir kurtuluş değil, yaşayan bir cehennemdi.

Gölgenin içindeki Altan birden kaskatı kesildi. Nefesi boğazında düğümlendi, göğsüne saplanan o suçluluk bıçağı bin parçaya ayrıldı. Elya... O saf, eline çiçekten başka bir şey değmemiş Elya, şu an o canavarların ellerinde, kelimelerin bile tarif edemeyeceği bir vahşetin ortasındaydı. Ve kendisi, Demirkan’ın torunu olan o korkak çocuk, köylülerin arkasına saklanıp canını kurtarmıştı. İçindeki o ağır psikolojik çöküş, bu kara haberle birlikte dipsiz bir nefrete ve deliliğin eşiğindeki bir acıya dönüştü. Kendinden, hayatta kalmış olmaktan, aldığı nefesten tiksindi.

Boran, Altan’ın köşede titrediğini fark etti. Ağır adımlarla yaklaşıp önünde diz çöktü. "Bak, ayağa kalk çocuk!" dedi Boran, sesi acıyla kavrulmuştu. "Sen Demirkan’ın kanındansın. Bize önderlik etmelisin. Bu bitik halkın intikamı için senin o asil adına ihtiyacımız var!"

Altan hızla başını kaldırdı, Boran’ın yüzüne nefretle ve çılgınca baktı. "Bana o lanet ismi söyleme ihtiyar!" diye bağırdı, sesi acıdan yırtılarak. "Demirkan öldü! Elysia öldü! Elya ise... Elya şu an cehennemde ve ben sadece kaçan bir farenin tekiyim! Beni yalnız bırakın, burada gebermek istiyorum!"

Yazarın Notu: Yazarken kanımın donduğu bir bölüm oldu arkadaşlar. Fatihlerin bu acımasız ve sistemli soykırım politikası hikayenin tonunu tamamen karanlık bir boyuta taşıdı. Elya'nın ve diğer kadınların karşı karşıya kaldığı bu dehşet, Altan'ın omuzlarındaki vicdan azabını taşınamaz bir yük haline getirdi. Sizce Altan bu psikolojik çöküşün içinden çıkabilecek mi? Yorumlarınızı bekliyorum.

Bölüm Arkası Soruları:

1- Fatihlerin kadınları öldürmeyip bu korkunç kadere mahkum etmesi ve erkek çocukları köleleştirmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

2- Altan’ın aldığı bu kara haberden sonra kendini tamamen bir fare olarak görmesi ve intiharı düşünecek kadar çökmesi karşısında General Boran ne yapacak?

3- Sizce bu sığınaktan bir direniş kıvılcımı çıkabilir mi yoksa Elysia halkı tamamen yok olmaya mı mahkum?

Desteğiniz benim için çok önemli arkadaşlar! Eğer kurguyu beğendiyseniz, gidişatı sardıysa ve her gün gelecek yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorsanız lütfen beğeni butonuna basmayı unutmayın! Yarın, Altan'ın içindeki o karanlık intikam kıvılcımının çakacağı 5. Bölümle karşınızda olacağım. Takipte kalın!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.