İçeriğe geç

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 3 · 3 dk okuma

ALTIN BAŞAKLARIN AĞIDI

Bölüm 3

BÖLÜM 3: Kanlı Hasat

Elysia’nın yüz elli yıllık surları, o yabancı ve simsiyah çelikten devasa koç başlarının altında saniyeler içinde tuzla buz oldu. Krallığın ne yapacağını bilemeyen, paslanmış ordusu, lejyonların disiplinli ve soğuk katliamı karşısında bir ekin tarlası gibi biçilmeye başladı. Yüz elli yıllık barış, Elysia insanını pençesiz, dişsiz, tamamen savunmasız birer kuzuya çevirmişti. Generaller zırhlarını bile giyemeden yataklarında boğazlandı. Askerlerin süslü kılıçları, fatihlerin kalın kalkanlarına çarptığında bir cam gibi kırılıyordu; çünkü çelikleri bakımsızlıktan ruhunu kaybetmişti. Yaşanan şey bir savaş değildi; planlı, mekanik ve acımasız bir yok edişti.

Katliam Altan’ın köyüne ulaştığında gökyüzü, yanan evlerin alevleriyle tamamen kızıl bir renge büründü. Havaya ahşap kokusuyla birlikte yanan deri ve barut benzeri yabancı bir is kokusu karıştı. Her yerden feryatlar yükseliyordu.

Altan’ın babası, dedesinden kalma eski, tozlu kılıcı duvardan indirmeye çalışırken, kapıyı tek bir darbeyle kıran iki zırhlı yabancı asker içeri daldı. Altan, babasının tek bir profesyonel hamleyle, kanlar içinde yere yığılışını izledi. Annesi, Altan’ı korumak için arkasına iterek askerlerin önüne atıldı ama onun da göğsüne saplanan soğuk çelik son nefesini getirdi. Her şey saniyeler içinde, hiçbir çığlığa fırsat kalmadan olup bitmişti.

O an Altan’ın zihninde bir şeyler koptu. Hayatında ilk kez karşılaştığı bu ani ve organize vahşet, genç çocuğun psikolojisinde derin, geri dönülemez bir hasar bıraktı. Göğsü sanki tonlarca ağırlıkta bir kayanın altında kalmış gibi sıkıştı, ciğerleri havayı reddetti. Kulaklarında çok yüksek, insanı delirten bir çınlama sesi başladı; etraftaki çığlıklar boğuklaştı, dünya anlamını yitirdi. Korku ve şok kaslarını tamamen kilitlemişti. Bir savaşçı gibi ayağa kalkmak şöyle dursun, nefes bile alamıyor, anne ve babasının cansız bedenlerinin yanında kaskatı bir heykel gibi duruyordu. Zihni acının büyüklüğünden dolayı felç olmuştu.

Tam o sırada, evlerinin arka penceresinden içeri dalan iki yaşlı köylü, Altan'ın bu kilitlenmiş halini gördü. Onu orada bırakırlarsa öleceğini biliyorlardı. Altan en ufak bir tepki veremeden, adeta ruhunu kaybetmiş bir kukla gibi köylüler tarafından yaka paça kavrandı. Köylüler, arka bahçedeki samanlığın gölgesini kullanarak Altan'ı gizlice, sürükleye sürükleye köyün dışındaki çalılıklara ve oradan da dağ patikasına doğru kaçırmaya başladılar. Altan'ın bilinci yarı açıktı ama bedeni tamamen iradesizdi.

Sürüklenirken, başı geriye doğru düştü ve köy meydanını gördü. İşte tam o an Elya’yı fark etti. İki zırhlı asker, genç kızı parıldayan siyah saçlarından acımasızca tutarak esirlerin toplandığı yere götürüyordu. Elya çırpınıyor, tırnaklarını toprağa geçiriyor ve Altan’ın saklandığını düşündüğü eve doğru haykırıyordu: "Altan! Ne olur kurtar beni! Altan!"

Altan, köylülerin kolları arasında geriye doğru taşınırken sadece izledi. Parmakları, Elya'ya doğru uzanmak istedi ama kasları kasılmıştı, tek bir ses bile çıkaramadı. Gitgide uzaklaşıyordu. Köylüler onu karanlık ormanın derinliklerine doğru gizlice kaçırırken, Elya’nın çığlıkları fatihlerin soğuk askeri emirleri arasında yavaşça silindi. Altan gözlerini kapattı, zihninin bu devasa suçluluk ve çaresizlik yüküne katlanamayıp onu dipsiz bir karanlığın kollarına bırakmasına izin verdi.

Yazarın Notu: Yazarken nefesimin kesildiği, içimin paramparça olduğu bir bölüm oldu arkadaşlar. Altan'ın o an şoka girip kilitlenmesi ve köylüler tarafından iradesizce oradan kaçırılması, onun omuzlarına ömür boyu taşıyacağı bir vicdan azabı yükledi. "Ben oradaydım, beni kaçırdılar ama o kaldı" düşüncesi onu içeriden çürütecek. Altan'ın bu çaresizliği hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım.

Bölüm Arkası Soruları:

1- Altan'ın şoka girip kaskatı kesilmesi ve köylüler tarafından gizlice kaçırılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu iradesizlik onun üzerindeki suçluluk duygusunu nasıl etkileyecek?

2- Bir gecede hem ailesini kaybeden hem de kurtarılmak yerine zorla kaçırılan bir çocuğun akıl sağlığını koruması mümkün mu?

3- Sizce bu ağır kaçış hikayesi, Altan’ı tamamen mi bitirecek yoksa ileride onu kamçılayacak bir silaha mı dönüşecek?

Desteğiniz benim için çok önemli arkadaşlar! Eğer kurguyu beğendiyseniz, gidişatı sardıysa ve her gün gelecek yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorsanız lütfen beğeni butonuna basmayı unutmayın! Yarın, Altan’ın bu yıkımın külleri arasında bir ölüye dönüşeceği 4. Bölümle karşınızda olacağım. Takipte kalın!

Bölüm sonu

1 yorum