İyi Okumalar🌸❤️
Elim Karan’ın sıcak, güçlü avucunun içinde erirken salondaki tüm fısıltılar bir anda bıçak gibi kesildi. Zaman durmuş, avizelerin gümüşi ışıkları mermer zeminde donup kalmış gibiydi. Sürünün konsey üyeleri, yüksek platformdaki büyükler ve en önemlisi öfkesinden gözleri dönen Victoria... Hepsi şaşkınlığın ve şokun pençesindeydi. Sürünün varisi, acımasızlığı ve mesafesiyle tanınan geleceğin devasa Alfası, ilk dansını tüm sürünün gözü önünde Elya'ya teklif etmişti.
Lara arkamda nefesini tutmuş, gözlerindeki o gurur dolu aşk ve tatlı endişeyle bizi izliyordu.
Karan, parmaklarını benim parmaklarımın arasına yavaşça kenetledi. Dokunuşu o kadar derin, o kadar şefkatli ama bir o kadar da tutku doluydu ki, vücudumdan geçen o sıcak elektrik akımı dizlerimin bağını çözecek gibi oldu. Bizi birbirimize çeken o ilahi ivmeyle beni pistin ortasına doğru çekti.
Mermer pistin tam merkezinde durduğumuzda, Karan diğer elini yavaşça belime yerleştirdi. Sıcak avucu, elbisemin kumaşı üzerinden bile belimi yakıp kavurmaya yetti. Bedenim istemsizce ona doğru kaydı, aramızdaki mesafe neredeyse tamamen eridi. Sol elimi onun geniş, sert omzuna koyduğumda, kumaşın altındaki kasların benim dokunuşumla nasıl kasıldığını hissettim.
Derin, büyüleyici ve tutkulu bir keman melodisi salonda yükselmeye başladı.
Karan beni müziğin ritmiyle yavaşça döndürmeye başladığında, etrafımızdaki her şey bulanıklaştı. Ne salon, ne meraklı gözler, ne de o tehditkar konsey kalmıştı. Sadece o ve ben vardık. Zifiri karanlık gözleri doğrudan benim mor gözlerime kilitlenmişti; bakışlarında öyle derin bir aşk, öyle muhtaç bir tutku vardı ki, nefes almakta zorlandım.
"Bütün sürü bize bakıyor, Karan..." diye fısıldadım. Sesim, aramızdaki bu devasa duygunun ağırlığıyla titremişti. "Herkes benim senin Luna'n olduğunu anlayacak."
Karan, beni kendisine biraz daha çekerek aramızdaki o son milimetrelik boşluğu da kapattı. Göğsü göğsüme değiyordu; kalbinin deli gibi, tıpkı benimki gibi amansızca çarptığını hissettim. Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı, sıcak nefesi doğrudan dudaklarıma çarptı.
"Bırak anlasınlar," dedi, sesi o kadar boğuk, o kadar aşık ve derindi ki ruhum titredi. "Sütunun arkasında tenine dokunduğum andan beri zihnimdeki tek şey bu andı, Elya. Ben gururumu da, Alfalığımı da senin bir tek bakışına feda etmeye hazırım. Bu koku, bu kalp çarpıntısı... Bu sadece bir çekim değil. Ben sana aitim."
Gözlerim doldu. İçimdeki o derin aşk dalgası, mantığımın koyduğu tüm engelleri tek tek yıktı. İkimiz de kontrolü kaybetmemek için direniyorduk ama ruhlarımız çoktan birbirine sarılmıştı bile. Karan’ın bedeninden yükselen o keskin yağmurlu orman ve yanan odun kokusu, benim tenimdeki tekinsiz gece esintisi ve tatlı yabani çiçek kokusuyla öyle güzel birleşti ki, bu büyüleyici koku tüm salonu bir aşk kozası gibi sardı.
Pistin kenarında duran Victoria’nın yüzü kireç gibi bembeyaz olmuştu. Elinde tuttuğu kristal kadehi öyle bir hırsla sıktı ki, cam parmaklarının arasında çatlarken çıkan ses müzikle karıştı. Bir Alfa ile bir dişinin dans ederken yaydığı bu özel, aşık aura... Bu, sözsüz bir ilan-ı aşktı; ruh eşlerinin birbirine mühürlenişiydi.
Karan beni yavaşça kendi etrafımda döndürüp tekrar göğsüne doğru çektiğinde, sırtım onun sert, sıcak göğsüne yaslandı. Başını kulağımın arkasına doğru eğdi. Dudakları boynumun o en hassas noktasına değecek kadar yakın bir mesafede durdu.
"Hissediyor musun?" diye mırıldandı Karan, nefesi tenimi yakarken. "Ruhumun senin ruhunla nasıl nefes aldığını hissediyor musun, Luna'm? Bizi kimse ayıramaz."
"Karan..." dedim gözlerimi kapatarak. Onun kolları arasında olmak, bu tehlikeli dünyadaki en güvenli limanımdı. "İçimdeki bu aşk... Seni kaybetme korkumu bile bastırıyor."
"Beni asla kaybetmeyeceksin," dedi kararlılıkla. Beni tekrar önüne alıp gözlerimin en derinlerine baktı. Yüzündeki o sert Alfa ifadesi gitmiş, yerini sadece bana ait olan o tutkulu adam almıştı.
Dansın son notaları salonda yankılanıp bittiğinde müzik durdu ama biz duramadık. Karan elimi bırakmadı. Tüm sürünün, konseyin ve Victoria’nın gözü önünde, elimi yavaşça yukarı kaldırıp avucumun tam ortasına, kalbinin attığı yere denk gelen o hassas noktaya derin, tutkulu bir öpücük kondurdu. Gözleri gözlerimden bir an bile ayrılmadı.
Bu sadece bir dans değildi. Bu, kaderin bize sunduğu o ilahi aşkın tüm dünyaya ilanıydı.
Müziğin temposu yavaşlayıp yerini daha derin, ağır keman seslerine bıraktıkça aramızdaki çekim alanı da genişliyordu. Karan’ın parmakları belimde hafifçe baskısını artırdı; her bir adımı sanki tüm dünyaya bir gözdağı verir gibi kararlıydı. Beni kendi etrafımda nazikçe bir kez daha döndürdükten sonra, elini sırtımın açıkta kalan teninde gezdirdi. Parmak uçlarının dokunduğu her yer alev alıyor, ruh eşi olmanın getirdiği o tarifsiz sıcaklık kalbime hücum ediyordu.
"Gözlerini benden ayırma," diye fısıldadı Karan, alnını hafifçe alnıma yaslayarak. Soluklarımız birbirine karışıyordu. "Sadece bana bak Elya. Bu salondaki kimse, hiçbir kural ya da hiçbir engel aramızdaki bu bağı yıkamaz. Bu gece tüm sürüye, kalbimin gerçek sahibinin kim olduğunu gösterdin."
"Sana bakarken başka hiçbir şeyi göremiyorum ki..." diye mırıldandım. Gerçekten de etraftaki o şaşkın gözler, Victoria’nın nefreti ya da konseyin uğultusu yok olmuştu. Sadece Karan’ın gözlerindeki o sonsuz gece ve kalbinin ritmi vardı.
Dansın son notaları salonda yankılanıp bittiğinde müzik durdu ama ikimiz de bir süre hareket edemedik. Karan elimi bırakmadı; bakışları mor gözlerime kenetlenmiş haldeydi. Tüm sürünün, konseyin ve kıskançlıktan deliye dönen Victoria’nın gözü önünde, tuttuğu elimi yavaşça yukarı kaldırdı. Avucumun içini göğsüne, tam kalbinin attığı yere koydu.
Arkasından, elimi yavaşça dudaklarına götürdü ve avucumun tam ortasına derin, tutkulu ve korumacı bir öpücük kondurdu. Dudaklarının sıcaklığı elimden tüm vücuduma bir sevgi dalgası gibi yayıldı.
"Bu kalp de, bu ruh da sadece sana ait," diye mırıldandı gözlerimin içine bakarak.
Bu sadece bir dans değildi. Bu, kaderin bize sunduğu o ilahi aşkın tüm dünyaya ilanıydı. Ve ben bu aşka, ne pahasına olursa olsun sonuna kadar tutunmaya hazırdım.












