İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 10 · 4 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 10

Mührün Sıcaklığı

İyi Okumalar 🌸❤️

Dans pistindeki o büyüleyici an sona erdiğinde, salondaki ağır ve boğucu sessizlik yerini fısıltılara bırakmıştı. Karan, herkesin şok dolu bakışları altında elimi bir saniye bile bırakmadan beni salondan dışarıya, koridorun en loş ve kuytu köşesine doğru yönlendirdi. Victoria’nın arkamızdan nefretle bağıran sesini ve konseyin uğultusunu duyabiliyordum ama Karan’ın adımları o kadar hızlı ve kararlıydı ki, kimsenin bizi durdurmaya gücü yetmezdi.

Büyük, ceviz ağacından yapılmış ağır bir kapıyı açıp beni içeriye çekti ve kapıyı arkamızdan sertçe kapattı. Burası, sadece Alfalara ait olan, mum ışıklarıyla aydınlatılmış gizli bir çalışma odasıydı.

Kapının kilitlenme sesi odada yankılandığı an, sınıfta ve salonda ikimizi de deli eden o fenotipik koku kimyası adeta bir bomba gibi patladı. Odanın kapalı atmosferinde, Karan'ın vücudundan yayılan o keskin, nemli çam ormanı ve yanan odun kokusu doğrudan ciğerlerime doldu. Benim tenimden yükselen o tekinsiz gece esintisi ve tatlı yabani çiçek kokusu da havaya karıştığında, aramızdaki o çekim alanı artık kontrol edilemez bir boyuta ulaştı.

Karan, arkasını dönüp bana doğru bir adım attığında gözlerindeki o zifiri karanlığı gördüm. İçindeki kurt tamamen uyanmıştı; bakışlarında sarsılmaz bir arzu, vahşi bir sahiplenme dürtüsü vardı.

"Karan..." diye fısıldayabildim sadece. Sesim, damarlarımda kaynayan o yakıcı sıcaklığın etkisiyle tamamen kısıktı.

Hiçbir şey söylemedi. Aradaki tüm mesafeyi saniyeler içinde eriterek beni kapıya doğru yasladı. İki güçlü eli, başımın hemen iki yanından kapıya dayandı. Devasa, sıcak gövdesiyle beni tamamen kendi dünyasına hapsettiğinde nefesim kesildi. Aramızda tek bir milimetre bile kalmamıştı. Göğsü, hızla inip kalkan göğsüme sertçe baskı yapıyordu. Kalbinin amansızca, tıpkı benimki gibi deli gibi çarptığını hissedebiliyordum.

"Sana benden uzak durmanı, bu kokuyu benden gizlemeni söylemiştim Elya," diye fısıldadı. Sesi o kadar derinden, o kadar boğuk bir hırıltıyla geliyordu ki tüm bedenim titredi. "Ama sen o siyah elbiseyle o salona girdiğinde... Benim tüm irademi unufak ettin."

Başını yavaşça eğdi. Sıcak, nemli nefesi önce dudaklarıma, ardından çeneme ve en nihayetinde boynumun o en hassas, şah damarımın attığı noktaya çarptı. O an ensemdeki küçük tüyler ürperdi, tenim alev aldı. Karan, burnunu boynuma sürterek o yoğun kokumu derin bir nefesle içine çekti. Dudakları tenime değecek kadar yakındı, her kıpırdanışında tenimi yakıp kavuruyordu.

"Karan, yapma... Kendimizi tutmalıyız," diye mırıldandım ama ellerim benden bağımsız olarak onun geniş, sert omuzlarına tutunmuştu bile. Modern dünyadan gelen mantığım "dur" diyordu ama bu bedenin içindeki kurdun biyolojisi, karşısındaki üstün güce tamamen teslim olmak için can atıyordu. Bir kurt adamın, bir Alfanın ten teması sandığımdan çok daha yakıcıydı.

Karan, benim bu kısık sesli direnişime derinden gelen, vahşi bir hırıltıyla karşılık verdi. Elini yavaşça kapıdan çekti ve siyah elbisemin açıkta bıraktığı çıplak sırtıma yerleştirdi. Sıcak avucu tenime ilk kez bu kadar geniş bir yüzeyle değdiğinde, vücudumdan geçen o elektrik akımıyla inlememek için dişlerimi sıktım. Parmak uçlarını sırtımın oyuntusundan yukarıya, kürek kemiklerime doğru yavaşça tırmandırdı. Dokunduğu her yer saniyeler içinde lav gibi yanıyordu.

Diğer eliyle çenemi kavrayıp başımı hafifçe yukarı kaldırdı. Mor gözlerim, onun o vahşi arzuyla yanan zifiri karanlık gözlerine kilitlendi.

"Kendimi tutamıyorum Elya," diye mırıldandı, bakışları tamamen dudaklarıma kayarken. "İçimdeki kurt da, ruhum da sadece seni istiyor. Bu bağ bizi delirtmeden önce... Sana ait olmak istiyorum."

Dudakları, nihayet o yasak temasla dudaklarıma kapandı.

Bu sıradan bir öpücük değildi; bu, iki ruhun, iki bedenin birbirini tamamen mühürleme arzusuyla yanıp tutuştuğu amansız bir savaştı. Karan, beni kapıya daha da sertçe bastırırken, öpüşü gitgide daha derin, daha tutkulu ve daha vahşi bir hal aldı. Dudaklarındaki o sıcaklık, içimdeki tüm mantık sınırlarını saniyeler içinde yıktı. Dilinin her bir dokunuşu zihnimdeki her şeyi siliyor, beni tamamen onun rüzgarına mahkum ediyordu.

Karan’ın sırtımdaki eli, elbisemin kumaşını hırsla kavrayarak beni kendisine daha da çok çekti. Bacaklarımın arasındaki o tatlı, sızım sızım sızlayan o sıcak dalgası tüm vücudumu ele geçirmişti. Kalçalarımız birbirine mühürlenmiş gibiydi; onun vücudundaki o sertliği, bana olan o muazzam arzusunu her hücremle hissedebiliyordum.

Öpücüklerin arasında boynuma doğru indi. Dudakları boynumu, köprücük kemiklerimi sertçe, neredeyse canımı yakacak bir tutkuyla öpüp koklarken, elleri elbisemin bacak yırtmacından içeri sızdı. Sıcak, nasırlı parmakları çıplak uyluğuma değdiği an göğsümden kısık, titrek bir iç çekiş döküldü. Eli tenimin üzerinde yukarı doğru tırmandıkça, içimdeki o ilkel dişi kurt tamamen teslimiyet çığlıkları atıyordu.

"Sen benimsin..." diye fısıldadı Karan boynuma doğru, sesi nefes nefeseydi. "Sadece benim Luna'msın..."

Bu tehlikeli, acımasız dünyada geleceğimi biliyordum, ölümcül kaderimi biliyordum. Ama Karan’ın o sıcak, arzu dolu kollarının arasında, tenimin onun teniyle birleştiği bu odada, o kaderi kendi ellerimle yakıp kül etmeye hazırdım. Biz bu gece sadece birbirimizin kokusunda değil, birbirimizin arzusunda kayboluyorduk.

Bölüm sonu

13 yorum