İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 11 · 3 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 11

Sınırların Ötesinde

Karan’ın dudakları boynumdaki şah damarımın üzerinde amansızca dolaşırken, sıcak eli bacak yırtmacımdan yukarıya, çıplak tenime doğru tırmanmaya devam ediyordu. Nasırlaşmış parmaklarının tenimde bıraktığı o yakıcı iz, vücudumdaki tüm biyolojik savunma mekanizmalarını felç etmişti. Göğsüm hızla inip kalkıyor, dudaklarımdan dökülen kısık ve titrek iniltiler odanın mum ışığıyla aydınlanmış loş havasına karışıyordu.

"Karan..." diye mırıldandım, parmaklarımı onun siyah ceketinin kumaşına hırsla geçirerek. "Bu... çok fazla."

"Daha hiçbir şey başlamadı, Luna'm," diye fısıldadı Karan. Sesi o kadar boğuk ve arzulu bir hırıltıyla çıkmıştı ki ruhumun sarsıldığını hissettim. Başını tekrar yukarı kaldırdı, zifiri karanlık gözleri doğrudan mor gözlerime kilitlendi.

Tam o saniyede, tenlerimiz arasındaki o yoğun temas ve damarlarımızda kaynayan o muazzam arzu, bedenimin içindeki o zamana kadar hiç hissetmediğim kadim bir gücü tetikledi.

Zihnimin derinliklerinde gümüş bir ışık patladı. Aynadaki yansımamı düşündüm; mor gözlerimin etrafında gümüş renkli, parlak damarların belirmeye başladığını ve o an odadaki tüm büyü dalgalanmasını çıplak tenimle hissettiğimi fark ettim. Kitapta ezik ve kurda bile dönüşemeyen o kızın bedeninde, şu an Alfanın dokunuşuyla uyanan kadim bir Ay Kurdu gücü canlanıyordu! Karan gözlerimin içindeki o gümüşi parıltıyı gördüğünde bir anlığına duraksadı, bakışlarında saf bir hayranlık ve derin bir şok belirdi. Aramızdaki o fenotipik koku kimyası, bu güç uyanışıyla birlikte adeta odadaki havayı titretecek kadar yoğunlaştı.

Ancak kader, bu tehlikeli dünyada bize saniyeler bile acımıyordu.

KÜT! KÜT! KÜT!

Ceviz ağacından yapılmış ağır kapı, dışarıdan gelen sert darbelerle hırsla sarsıldı. O büyülü ve tutku dolu atmosfer, bir cam gibi tuzla buz oldu.

"Karan! İçeride olduğunu biliyorum, o pis kokuyu buraya kadar alabiliyorum!" Victoria’nın öfkeden deliye dönmüş sesi kapının arkasından koridorda yankılandı. Hemen ardından daha ağır, otoriter bir ses devreye girdi: "Karan, kapıyı aç. Konsey ve Alfa senin bu rezaletine daha fazla göz yummayacak!"

Gelen kişi Victoria’nın babası, yani konseyin en güçlü üyesi Lord Marcus’tu.

Karan’ın çenesi sertçe kasıldı, gözlerindeki o arzu dolu bakış saniyeler içinde vahşi bir Alfa öfkesine dönüştü. Beni korumak ister gibi devasa gövdesiyle tamamen önümü kapattı, elini yavaşça belimden çekip saçlarımı düzeltti. Nefes nefeseydik. Dudaklarımız hala birbirimizin sıcaklığıyla yanıyordu ama dışarıdaki tehlike gerçekti.

"Sakin ol," diye fısıldadı Karan, baş parmağıyla yanağımı nazikçe okşayarak. Sesi o kadar kararlıydı ki, içimdeki korku saniyeler içinde yok oldu. "Kimsenin sana dokunmasına izin vermeyeceğim. Sen benim gerçek eşimsin. Arkamda dur ve sadece izle."

Karan derin bir nefes alıp üstünü başını düzeltti. Ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü ve büyülü kilidi tek bir el hareketiyle çözerek kapıyı hızla iki yana açtı.

Kapının açılmasıyla birlikte içeriye Victoria, Lord Marcus ve arkalarındaki iki konsey muhafızı doluştu. Victoria’nın gözleri doğrudan benim üzerime, darmadağın olmuş saçlarıma, kızarmış dudaklarıma ve siyah elbisemin yırtmacına kaydı. Kıskançlıktan ve nefretten yüzü kireç gibi bembeyaz olmuştu.

"Bu ne cüret Karan!" diye bağırdı Lord Marcus, gür sesiyle odayı işleterek. "Sürünün varisi olarak ilk dansını bu kurda bile dönüşemeyen, zayıf kıza verdin! Şimdi de burada, konseyin gözü önünde onunla gizli odalara mı saklanıyorsun? Sürü yasalarına göre senin eşin Victoria olmalı!"

Karan, Lord Marcus’un üzerine doğru bir adım attı. Vücudundan yayılan o devasa, baskıcı Alfa aurası odadaki mumların alevlerini titretecek kadar güçlüydü. Muhafızlar istemsizce bir adım geri çekildi.

"Sürü yasaları," dedi Karan, sesi ölümcül bir soğuklukla fısıldar gibiydi. "Gerçek eş bağının üzerinde değildir, Marcus. Kokuyu almıyor musun? Yoksa yaşlılığın duyularını mı kör etti?"

Victoria öne atılarak beni işaret etti. "O bir büyücü, Karan! Seni büyüledi! O ezik Elya’nın bu kadar güçlü bir koku yayması imkansız! Onun bu akademide yeri yok, sürgüne gönderilmeli!"

Victoria bana doğru bir adım atıp elini kaldırdığı an, içimdeki o yeni uyanan gümüş güç tekrar damarlarımda parladı. Karan’ın arkasından öne doğru çıktım. Başımı dikleştirdim, mor gözlerimi Victoria’nın gözlerine diktim. Artık o korkak figüran değildim; kaderi kendi ellerimle yazıyordum.

"Bana dokunmaya cüret bile etme, Victoria," dedim. Sesimdeki o yeni, kadim otorite tüm odada yankılandı. Lord Marcus bile gözlerimin içindeki o gümüşi parıltıyı görünce dehşetle donakaldı.

Oyun şimdi gerçekten başlıyordu.

Bölüm sonu

12 yorum