İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 12 · 3 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 12

Kadim Miras

Bana dokunmaya cüret bile etme, Victoria."

Sesim odanın taş duvarlarında yankılanırken, havada ani bir statik elektrik dalgası yayıldı. Victoria’nın havada asılı kalan eli, sanki görünmez bir duvara çarpmış gibi titredi ve geri çekilmek zorunda kaldı. Gözlerimin içindeki o parıldayan gümüş damarlar ve mor irislerimin yaydığı tekinsiz ışık, odadaki herkesin nefesini kesmişti. Kurda bile dönüşemeyen o "ezik figüran" gitmiş, yerine odayı buz kestiren kadim bir güç gelmişti.

Lord Marcus, kızının şok içinde geri adım atışını izlerken zifiri karanlık gözlerini kısmıştı. "Bu... Bu imkansız," diye mırıldandı, sesi ilk defa otoritesini kaybetmiş gibi pürüzlüydü. "O safkan bir kurt değil. Soyunda büyü de yok. Bu aura... Bu gümüş ışık nereden geliyor?"

Karan, benim o dik ve sarsılmaz duruşumu gördüğünde yüzünde gururlu ama bir o kadar da tehlikeli bir tebessüm belirdi. Adımını bana doğru atıp devasa gövdesiyle tekrar yanımda bitti. Sıcak eli, elbisemin kumaşı üzerinden belimi sertçe kavradı. Dokunuşu hala tenimi yakacak kadar arzulu ve sahipleniciydi. Bizi salondan bu odaya getiren o yoğun koku kimyası, öfke ve güçle birleşerek odadaki havayı solunmaz hale getirmişti.

"Şimdi gördün mü, Marcus?" dedi Karan. Sesi, Alfalık otoritesinin en üst perdesinden, derinden gelen vahşi bir hırıltıyla odada uğuldadı. "Karşında duran kız, senin o uydurma yasalarının çok ötesinde bir güce sahip. O sıradan bir dişi değil. O, bu sürünün gerçek Luna'sı. Kadim Ay Kurdu'nun soyu onun damarlarında uyanıyor."

Victoria, kıskançlıktan ve uğradığı bu aşağılanmadan dolayı deliye dönmüş gibi babasının kolunu sarstı. "Baba! Bir şey yap! Kör oldun mu? Karan’ı tamamen büyülemiş! Bakışlarındaki o rezil, darmadağın hali görmüyor musun? Az önce bu odada ne yaptıklarını çok iyi biliyorum. O pis kokusuyla tüm akademiyi kirletiyor!"

Victoria'nın "az önce ne yaptıklarını biliyorum" deyişiyle birlikte, Karan’ın boynumdaki o yakıcı dudakları ve bacağımdaki nasırlı parmaklarının izi tekrar tenimde alev aldı. Gözlerim istemsizce Karan’ın kızarmış dudaklarına kaydı. O da bana baktı; zifiri gözlerinde dışarıdaki düşmanları unutturacak kadar yoğun, saf bir cinsel çekim ve arzu parıltısı hala canlıydı. Bakışlarımız havada çarpıştığında içimdeki o sıcaklığın aşağıya doğru sızım sızım aktığını hissettim.

"Yeter!" diye kükredi Lord Marcus. Muhafızlara dönerek eliyle beni işaret etti. "Bu kızın yaydığı güç sürü için bir tehdittir. Gerçek bağ olup olmadığı konsey mahkemesinde kanıtlanana kadar Elya, akademinin altındaki zindanlara kapatılacak!"

Muhafızlar ellerindeki gümüş zincirlerle bana doğru bir adım attığında, Karan belimdeki elini çekti ve bir adım öne çıktı. Vücudundan yayılan o karanlık, ezici Alfa aurası muhafızları anında diz çökmeye zorladı.

"Ona tek bir adım daha atarsanız," dedi Karan, sesi ölümcül bir sessizlikle fısıldar gibiydi. "Konsey üyesi olmanız umrumda olmaz Marcus. Bu odayı hiçbirinizin canlı terk etmesine izin vermem."

Odadaki gerilim tam bir patlama noktasına gelmişti. Tam o sırada koridorun sonundan, tüm akademide yankılanan ve acil bir durumu haber veren o devasa boru sesi yükseldi. Sürünün sınırlarına bir saldırı vardı.

Marcus, dişlerini sıkarak Karan’a baktı. "Bu hesap burada bitmedi, Karan. Sınır güvenliğini sağladıktan sonra, bu kızı kendi ellerimle o zindana tıkacağım." Victoria’yı da kolundan tutarak öfkeyle odadan dışarı çekti. Muhafızlar da arkalarından hızla uzaklaştı.

Kapı kapandığı an odada yine sadece ikimiz kalmıştık. Ama bu sefer tehlike kapıdaydı. Karan, hızla arkasını döndü ve beni tekrar kapıya doğru yasladı. İki eliyle yüzümü kavradığında nefesi dudaklarıma çarptı.

"Gitmeliyim," dedi nefes nefese, gözlerinde hem savaşın hem de bana olan o dinmeyen arzusunun ateşi vardı. "Sınırı korumam lazım. Ama seni burada yalnız bırakamam. Marcus seni rahat bırakmayacak."

"Karan..." dedim, ellerimi göğsüne koyarak. "Ben artık o zayıf kız değilim. Bu gücü hissettin. Kendimi koruyabilirim."

Karan, gitmeden önce daha fazla dayanamadı. Dudakları, bu sefer ayrılığın getirdiği o vahşi ve possessif tutkuyla dudaklarıma kapandı. Beni kapıya öyle bir hırsla bastırdı ki, aramızdaki o tensel sıcaklık tüm vücudumu bir kez daha felç etti. Öpüşü gitgide daha derin, daha ıslak ve daha amansız bir hal alırken, bir eli elbisemin yırtmacından içeri sızıp kalçalarımı sertçe kavradı.

"Beni bekle, Luna'm," diye fısıldadı dudaklarımın üzerinden. "Geri döndüğümde, bu yarım kalan anı tamamen bitireceğiz. Kimse seni benden alamayacak."

Bölüm sonu

12 yorum