Karan’ın odadaki o nemli orman ve yanan odun kokusu, dudaklarıma bıraktığı o son amansız, ıslak öpücüğün sıcaklığıyla birlikte havada asılı kalmıştı. Gitmeden hemen önce kalçalarımı sıkan o nasırlı ellerinin bıraktığı yakıcı iz, hala elbisemin altından tenimi kavuruyordu. Sınır borularının sesi dışarıda yankılanırken, koskoca Alfa varisinin bile gitmeden önce benden kopamaması, o possessif ve vahşi tutkusu içimdeki dişi kurdu tamamen uyandırmıştı.
Ama şimdi yalnızdım ve Marcus ile Victoria'nın bunu bir fırsat bileceğini çok iyi biliyordum.
Odanın kapısı hızla açıldığında içeriye Lara daldı. Mavi gözleri korku ve endişeyle irileşmişti. "Elya! Karan sınıra gitti, tüm güçlü kurtları da yanına aldı!" dedi nefes nefese. "Salonda Victoria ve babasının muhafızları fısıldaşıyorlardı. Seni yalnız yakalayıp o zindanlara atmak için plan yapıyorlar. Hemen buradan kaçmalıyız!"
"Kaçmayacağız, Lara," dedim, elbisemin yırtmacını düzelterek ve saçlarımı geriye doğru savurarak. Gözlerimin içindeki o gümüş parıltı hala sönmemişti. "Bu dünyada ezilerek kaçma sırası orijinal Elya ile bitti. Bırak gelsinler."
Daha lafımı bitirmeme kalmadan, odanın ceviz kapısı bu kez büyüyle değil, kaba bir güçle ardına kadar açıldı. İçeriye Victoria ve arkasındaki dört iri yarı konsey muhafızı girdi. Lord Marcus sınıra gitmişti ama arkasında kızına en acımasız adamlarını bırakmıştı.
Victoria’nın yüzünde iğrenç, zafer kazanmış bir gülümseme vardı. "Bakın burada kim varmış," dedi kibirle adımlayarak. "Karan seni burada bir fahişe gibi bırakıp savaşa gitti, Elya. Şimdi seni o gümüş zincirlerle zindana tıktığımda bakalım o iğrenç kokunla kimi büyüleyeceksin?"
Muhafızlar bana doğru hamle yaptığında, damarlarımdaki o kadim Ay Kurdu gücü bir volkan gibi patladı. Vücudumdan yayılan o tekinsiz gece esintisi ve yabani çiçek kokusu, bir anda odayı donduracak bir güce ulaştı. İlkel bir içgüdüyle öne atıldım. İlk muhafız gümüş zinciri bana doğru fırlattığında, hızla yana kaçtım. Hareketlerim o kadar hızlı ve kıvraklaşmıştı ki, ben bile şaşırıyordum. Muhafızın omzunu kavradığım gibi, içimdeki o yeni uyanan muazzam güçle onu taş duvara doğru fırlattım. Adam acı içinde yere yığıldı.
"Ne duruyorsunuz, öldürün şu sürtüğü!" diye yırtındı Victoria, gözleri çılgın dönmüş gibi.
Kalan üç muhafız üzerime aynı anda çullandı. Biri arkamdan gelip beni kollarımdan yakaladı. Gümüş zincirler tenime değdiği an canım yandı, derim saniyeler içinde lav gibi alev aldı. "Elya!" diye çığlık attı Lara ve masanın üzerindeki ağır şamdanı alıp bir muhafızın kafasına indirdi.
O acıyla ve zincirin getirdiği öfkeyle içimdeki kurt vahşice kükredi. Gözlerimin tamamen gümüş rengine döndüğünü odadaki aynadan görebiliyordum. Beni tutan muhafızı sertçe geriye doğru itip, bacak yırtmacımın verdiği esneklikle diğer muhafızın göğsüne sert bir tekme attım.
Ama gümüş zincirlerin yaydığı o büyü enerjimi emiyordu. Dizlerimin üzerine çöktüğümde nefes nefeseydim. Victoria yavaşça bana doğru yürüdü, elindeki gümüş hançeri çeneme doğru uzatıp başımı yukarı kaldırdı. "Bitti, Elya. Buraya kadarmış. Karan döndüğünde sadece senin o çürümüş cesedini bulacak," dedi ve hançeri boynuma, az önce Karan’ın dudaklarının değdiği o hassas noktaya doğru bastırdı. Tenimden ince bir kan sızdı.
Tam o saniyede, binanın devasa pencereleri büyük bir patlamayla içeri doğru tuzla buz oldu.
Cam kırıklarının arasından odaya dolan o deli edici, nemli orman ve yanan odun kokusu... Karan’ın Alfalık kükremesi tüm akademiyi temelinden sarstı. Sınıra gitmemişti. Bu kurguyu ve Victoria’nın hainliğini bildiği için geri dönmüştü.
Karan, devasa siyah bir kurt formunda pencereden içeri daldı, saniyeler içinde insan formuna dönüşürken üzerindeki ceket yırtılmış, o geniş ve kaslı göğsü tamamen çıplak kalmıştı. Gözleri tamamen zifiri karanlığa gömülmüştü. Muhafızların ikisini tek bir el hareketiyle boğazlarından yakalayıp duvara çaktı; kemik kırılma sesleri odada yankılandı.
Victoria korkuyla geriye doğru fırladı. "Karan... Sen... Sen sınıra gitmiştin!"
Karan, Victoria’ya bakmadı bile. Hızla dizlerimin üzerine çöktü, beni kolları arasına alıp gümüş zincirleri çıplak elleriyle, etinin yanmasını umursamadan hırsla söküp attı. Beni göğsüne öyle bir bastırdı ki, çıplak ve sıcak göğsü elbisemin dekoltesine değdiğinde ikimizden de eş zamanlı, hırıldayan bir nefes döküldü. Boynumdaki kanı gördüğü an Karan'ın içindeki kurt tamamen delirdi.
Eğildi ve boynumdaki o küçük kan sızıntısını dudaklarıyla, diliyle yavaşça, possessesif bir tutkuyla yaladı. O ıslak ve sıcak temas, acımı saniyeler içinde unuttururken bacaklarımın arasındaki o yoğun sızıyı tekrar başlattı.
"Sana dokunmaya cüret ettiler..." diye fısıldadı Karan, sesi vahşi bir hayvanın iniltisi gibi boğuk ve titrekti. Bakışları Victoria’ya döndü. "Marcus’un da, senin de bu dünyadaki cehenneminiz bu gece başlıyor, Victoria."









