Karan’ın gölgelerin arasından salona doğru uzaklaşan heybetli siluetini izlerken, göğsümün ortasında adını koyamadığım devasa bir yangın büyüyordu. Bu sadece basit bir fiziksel çekim ya da kokuların birbiriyle savaşı değildi. Bu, ruhlarımızın yüzyıllardır birbirini arayıp nihayet bulması gibi derin, ilahi ve karşı konulamaz bir aşktı. Ensemde ve sırtımda bıraktığı o sıcak dokunuşun izi, tenimden doğrudan kalbime akıyor; beni ona, onu da bana kenetliyordu.
Sütunun arkasından adeta bir hayalet gibi süzülüp çıktığımda, Lara hemen yanımda bitti. Kolumu sıkıca kavrayıp beni biraz daha gözden uzak bir kenara çekti. Gözlerinde kocaman bir endişe ve şaşkınlık vardı.
"Elya! İyi misin?" diye fısıldadı Lara, ellerimin titrediğini görünce onları kenetleyerek. "Sütunun arkasında neler oldu öyle? Karan’ın yüzündeki o ifade... Seni herkesin içinde dansa mı davet etti o?"
Derin bir nefes alarak göğsümdeki o tatlı ama yakıcı fırtınayı dindirmeye çalıştım. "Evet..." dedim, sesim aşkın ve heyecanın ağırlığıyla kısılarak. "Benimle dans edeceğini söyledi. Tüm sürünün önünde..."
Lara’nın gözleri dehşetle açıldı. Etrafta dans pistine doğru ilerleyen kurt adamları ve yüksek platformda duran Alfa ailesini kontrol etti. Sonra sesini iyice alçaltarak kulağıma doğru eğildi.
"Elya, bu... bu çok tehlikeli," dedi Lara, kaygılı bir tonla. "Düşünsene; sürüdeki herkes bir Alfanın ilk dansı kime teklif ettiğinin ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Eğer o pistte onunla dans edersen, sürü senin onun Luna'sı olduğunu anlayacak! Sürünün büyükleri, konsey ve en önemlisi Victoria'nın ailesi bunu asla kabullenmez. Seni bir gecede hedef tahtasına koyarlar! Sürü henüz senin onun gerçek eşi olduğunu bilmemeli, aranızdaki bu bağı korumak zorundasınız."
Lara'nın söylediği her bir kelime mantğımın duvarlarına çarpıyordu. Haklıydı. Bu acımasız dünyada henüz kendimi koruyacak kadar güçlü değildim. Eğer sürü benim onun Luna'sı olduğumu anlarsa, Victoria ve düşmanlar beni yok etmek için saniyeler bile beklemezdi. Kendimizi tutmak, aramızdaki bu ilahi tutkuyu kontrol altında tutmak zorundaydık.
Ama ruh eşi olmak tam olarak böyle bir şeydi işte; mantığın bittiği yerde kalbin devralmasıydı.
"Biliyorum Lara," dedim, gözlerim salonda yalnız duran Karan’a kayarken. Kalbim sanki onun kalbinin ritmiyle aynı anda atıyordu. "Sürü benim onun Luna'sı olduğumu düşünecek, biliyorum. Kendimizi dizginlememiz, bu kontrolü kaybetmememiz gerekiyor, farkındayım... Ama ona hayır diyemiyorum. O bana baktığında, ruhumun onun ruhuna nasıl çekildiğini hissediyorum. Bu sadece koku değil Lara... Bu içimdeki, damarlarımdaki aşk. Kontrolü kaybetmekten korkuyorum ama ondan uzak kalmak canımı daha çok yakıyor."
Lara, gözlerimdeki o derin, aşık ve bir o kadar da çaresiz parıltıyı görünce bir an duraksadı. "Sen... Sen ona gerçekten kalbini kaptırmışsın," dedi kısık bir sesle.
"Biz birbirimizin kaderiyiz," diye fısıldadım, elbisemin kumaşını sıkıca kavrayarak. "Kendimi tutmaya, o sınırları korumaya çalışıyorum ama onun o sıcak dokunuşu, gözlerindeki o muhtaç bakış... İkimiz de aramızdaki bu ateşi bastırmak için savaşıyoruz ama birbirimize çekilmeden edemiyoruz. Bu gece o riski alacağım. Ne olursa olsun o elini tutacağım."
Lara pes edercesine ama dostça gülümsedi. "O zaman kalbinin sesini dinle, Luna'm."
Tam o sırada salondaki davul sesleri derin ve ritmik bir hal aldı. Işıklar salonun ortasındaki geniş mermer pistin üzerinde toplandı. Geleneksel ilk dans için alan açılıyordu.
Salondaki tüm fısıltılar kesildiğinde, Karan salonun ortasına doğru ilerledi. Siyah takım elbisesinin içinde, bir heykeltıraşın elinden çıkmışçasına kusursuz ve heybetli duruyordu. Victoria, yüzünde sahte bir tebessümle onun kendisine doğru yürümesini bekliyordu.
Ancak Karan, bakışlarını bir saniye bile tereddüt etmeden doğrudan benim olduğum köşeye çevirdi. Zifiri karanlık gözlerinde; az önce sütunun arkasında bana dokunurken hissettiği o derin aşk, korumacı tutku ve kendini tutmakta zorlanan o vahşi arzunun izleri vardı. O da benim gibi kontrolünü kaybetmemek için dişlerini sıkıyor ama ruhunun sesine engel olamıyordu.
Karan, sürünün şaşkın bakışları arasında bana doğru yürüdü ve tam önümde durdu. Tek elini avucu yukarı bakacak şekilde bana doğru uzattı.
"Bu dansı bana lütfeder misin, Elya?" diye sordu. Sesi tüm salonda ilahi bir yemin gibi yankılandı.
Victoria’nın yüzündeki tebessüm anında dondu. Sürü şoktaydı.
Gözlerimi Karan’ın gözlerine diktim. İkimiz de aramızdaki bu büyük hissin, bu sınırda yürüyen aşkın farkındaydık. Kendimizi tutmamız gereken yerde, kaderimize teslim oluyorduk. Tereddüt etmeden elimi onun sıcak, iri elinin üzerine koydum. Parmakları parmaklarıma kenetlendiği an, aramızdaki o görünmez aşk bağı tüm salonu bir koza gibi sarmaladı.
















