İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 7

Ateşin çemberi

Salonun ortasındaki devasa avizelerin ışığı siyah elbisemin üzerindeki gümüş işlemelerde kırılırken, etraftaki uğultunun tamamen kesildiğini hissettim. Herkes, özellikle de beni yırtık pırtık bir elbiseyle ağlarken görmeyi bekleyen Victoria, adeta taş kesilmişti.

Lara koluma hafifçe dokunup kulağıma doğru eğildi. Sesi kıkırdar gibiydi. "Şu an onun yüz ifadesini çerçeveletip odama asmak istiyorum, Elya. Kadın resmen kahrından ölecek. Hadi, şimdi ona asıl darbeyi vurma zamanı."

Victoria’nın yanından geçerken başımı hafifçe kaldırıp ona doğrudan baktım. Yüzümdeki o sakin, umursamaz ifade onun çıldırması için yetip de artıyordu bile. Yanındaki o iki sinsi kız, ne yapacaklarını bilemez halde bir Victoria’ya bir bana bakıyorlardı. Victoria’nın ellerinin titrediğini, kadehini öyle sıkı kavradığını gördüm ki neredeyse cam parmaklarının arasında tuzla buz olacaktı.

"Bu... Bu nasıl olur?" diye fısıldadı kızlardan biri, Victoria'nın arkasından. "O elbiseyi mahvettiğimize emindik."

Lara, sesini onların duyabileceği kadar yükselterek bana döndü. "Elya tatlım, siyah sana o kadar çok yakışmış ki... Bazı ucuz renklerin aksine, gerçek asaleti temsil ediyor. Sanırım bu gece herkes gözlerini senden alamayacak."

Bu laf doğrudan Victoria’nın giydiği o iddialı kırmızı elbiseye bir göndermeydi. Victoria’nın yanağındaki bir kasın öfkeyle seğirdiğini gördüm. Tam üzerimize doğru yürüyüp bir rezalet çıkarmaya yeltenecekti ki, Lara beni hafifçe yönlendirerek salonun daha sakin, loş köşelerinden birine doğru çekti.

"Harikaydın!" dedi Lara neyle. "Ama şimdi asıl konumuza gelelim." Gözleriyle salonun diğer ucunda, yüksek bir platformun önünde duran Karan’ı işaret etti. Karan, siyah takım elbisesinin içinde o kadar görkemli ve tekinsiz duruyordu ki, etrafındaki kurtlar ona yaklaşmaya cesaret bile edemiyordu. "Ona yaklaşmalısın, Elya. Aramızdaki o bağ her neyse, onun sana tamamen çekilmesini sağla. Victoria’nın bunu görmesi onu tamamen bitirecektir."

"Lara, bu çok tehlikeli," diye fısıldadım, kalbimin göğüs kafesimi dövdüğünü hissederken. "Sınıftaki o kokuyu hissetmedin mi? Eğer çok yaklaşırsam, ikimiz de kontrolü kaybedebiliriz. O bir Alfa. İçindeki kurt benim kokumu aldığında ne yapacağını kestiremiyorum."

"Ben sana yardım edeceğim," dedi Lara güven veren bir gülümsemeyle. "Merak etme, sadece birkaç adım at. İçindeki o kimyanın onu nasıl delirttiğini kendin gör."

Lara’nın hafifçe sırtımdan itmesiyle birlikte, salondaki kalabalığın arasından sıyrılarak Karan’ın olduğu tarafa doğru yürümeye başladım. Attığım her adımda, o tanıdık ve deli edici koku havayı sarmaya başladı. Yağmurlu çam ormanı ve yanan odun... Bu koku, damarlarımdaki kanı saniyeler içinde kaynatmaya yetti.

Karan, o ağır ve otoriter bakışlarını kalabalıktan çekip doğrudan bana yönelttiğinde adımlarım neredeyse durma noktasına geldi. Gözlerindeki o yoğun, karanlık parıltı... İçindeki kurdun uyanışını, o sarsılmaz iradesinin nasıl unufak olduğunu uzaktan bile görebiliyordum. Onun kokusu beni kendine çekerken, benim tenimden yayılan o tekinsiz gece esintisi ve yabani çiçek kokusu da salondaki diğer tüm kokuları bastırarak doğrudan ona doğru akıyordu.

Karan, sanki görünmez bir zincirle çekiliyormuş gibi, platformdan inip bana doğru yürümeye başladım. Adımları hızlı ve kararlıydı. Salondaki diğer kurtlar, Alfanın bu ani hareketlenmesiyle ne olduğunu anlamak için yollarını açtılar.

Salonun loş, devasa taş sütunlarından birinin arkasındaki gölgelik alana doğru adımlarım istemsizce kaydı. Burası kalabalığın gözünden biraz uzaktı ama aramızdaki o çekim alanı için mükemmel bir sığınaktı.

Sütunun arkasına geçtiğim an, arkamdaki o yoğun sıcaklığı hissettim. Karan, aramızda tek bir santimetre bile bırakmak istemez gibi aniden önümde belirdi. Sırtım taş sütuna yaslanırken, Karan tek elini başımın hemen yanına, sütunun üzerine koyarak beni tamamen kendi dünyasına hapsetti.

"Elya..." dedi. Sesi o kadar boğuk, o kadar derinden gelen bir hırıltıyla karışmıştı ki, tüm bedenim titredi. "Bu gece... Beni delirtmek için mi o elbiseyi giydin?"

Aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, nefesi doğrudan dudaklarıma çarpıyordu. Onun teninden yayılan o yoğun sıcaklık, elbisemin dekoltesinden içeri sızarak tüm vücudumu ele geçiriyordu. Gözleri, mor gözlerime kilitlenmişti ama hemen ardından dudaklarıma kaydı.

"Karan..." diye fısıldayabildim sadece. Sesim, hissettiğim o yoğun arzunun ve kimyanın etkisiyle tamamen kısıktı. "Bizi görebilirler..."

"Umrumda değil," diye fısıldadı Karan, yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırarak. Diğer elini yavaşça belime doğru indirdi. Parmakları, siyah elbisemin kumaşı üzerinden bile tenimi yakacak kadar sıcaktı. Dokunuşuyla birlikte vücudumdan geçen o elektrik akımı, içimdeki tüm mantık sınırlarını tamamen yok etti. "Sınıftan beri bu koku kafamın içinde dönüp duruyor. Teninin bu sıcaklığı... Bu çekim... Sen bana ne yapıyorsun?"

Karan, burnunu hafifçe boynumun kenarına, saçlarımın arasına doğru yaklaştırdı. Derin bir nefes alarak kokumu içine çektiğinde, göğsünün göğsüme baskı yapacak kadar hızla kalkıp indiğini hissettim. Elini yavaşça belimden yukarıya, sırt dekoltemin açıkta bıraktığı çıplak tenime doğru kaydırdı. Sıcak parmakları tenime ilk kez doğrudan değdiğinde, ikimizden de eş zamanlı kısık bir nefes dökülde.

Tam o sırada Victoria’nın öfkeli ayak sesleri mermer zeminde yankılandı. "Karan! Neredesin?" Victoria’nın sesi şimdi hemen sütunun diğer tarafındaydı. Sadece birkaç adım daha atsa, bizi o karanlık gölgenin içinde, neredeyse tek bir beden olmuş halde bulacaktı.

Karan, gözlerini mor gözlerimden bir saniye bile ayırmadı. Sırtımdaki sıcak eli, beni korumak ister gibi hafifçe baskısını artırdı. Devasa gövdesiyle beni tamamen gölgede bırakarak, sütunun daha da karanlık, dışarıdan görünmesi imkansız olan o dar girintisine doğru çekti.

"Sessiz ol," diye fısıldadı Karan.

Victoria sütunun tam köşesinde durdu. Kokulardaki o ani değişimi hissettiğine emindim. "Karan? Orada olduğunu biliyorum... Bu koku da ne böyle?" diye seslendi öfkeyle.

Karan derin bir nefes aldı. Boynumdaki dudakları hafifçe hareket etti, tenime değecek kadar yakın bir fısıltıyla, "Git buradan, Victoria," dedi. Alfalık sesindeki o kesin emir, Victoria'nın zihninde yankılandı.

Victoria dışarıda bir anlığına duraksadı. "Pekala..." diye mırıldandı nefretle ve adımları yavaşça uzaklaştı.

Tehlikenin geçmesiyle Karan beni hemen bırakmadı. Baş parmağıyla çenemi hafifçe yukarı kaldırdı. Aramızdaki o son sınır da erimek üzereydi. Dokunuşuyla birlikte içimde uyanan o ilkel kurt, bu adama tamamen teslim olmak için can atıyordu. Tam dudakları dudaklarıma dokunacak, o yasak temas nihayet gerçekleşecekti ki, salonun ortasından yükselen müzik sesi aniden değişti. Geleneksel dansın başladığını haber veren davul sesleri salonda yankılandı.

Karan yavaşça geri çekildi ama gözlerindeki o koyu, sahiplenici bakış hala üzerimdeydi.

"Bu dansı benimle edeceksin, Elya," dedi Karan, sesinde en ufak bir itiraz payı bırakmayarak. "Ve bu gece tüm sürünün önünde kim olduğunu herkese göstereceğiz."

Arkasını dönüp gölgelerin arasından salona doğru yürürken, arkasında bıraktığı o kokuyla beni bir kez daha kendi rüzgarına mahkum etmişti. Sütunun arkasından çıkıp derin bir nefes aldığımda, Lara’nın uzaktan beni izlediğini ve göz kırptığını gördüm. Oyun yeni başlıyordu ve bu sefer kuralları ben yazıyordum.

Bölüm sonu

26 yorum