Lara, bahçedeki çardağın gölgesinde söylediklerimi sindirmeye çalışırken gözlerindeki o şok yavaş yavaş yerini büyük bir öfkeye bıraktı. Ellerimi öyle sıkı tutuyordu ki, bu acımasız dünyada güvenebileceğim tek insanın o olduğunu bir kez daha hissettim.
"Yani..." dedi Lara, sesi titreyerek. "O sürtük Victoria ve kızları bu akşam odamıza sızıp senin elbiseni mi parçalayacak? Buna izin mi vereceğiz? Elya, neden gidip onları engellemiyoruz ya da akademinin şifacılarına, müdürüne şikayet etmiyoruz?"
Başımı yavaşça iki yana salladım. Dudaklarımın kenarında sinsi, hafif bir tebessüm belirdi. "Hayır, Lara. Onları engellemeyeceğiz. Bırak ne istiyorsa yapsın. Victoria gibi kibirli birini yenmenin en iyi yolu, ona kazandığını hissettirmektir. Eğer onu şimdi durdurursak, daha sinsi ve hazırlıksız yakalanacağımız başka bir plan yapar. Ama zafer kazandığını, beni tamamen mahvettiğini sandığı an... En savunmasız olduğu an olacak."
Lara kaşlarını çattı, kafası karışmıştı. "Ama baloda ne giyeceksin? Ailenin gönderdiği o mavi elbise dışında hiçbir şeyin yok ki senin. Yırtık pırtık kıyafetlerle mi ineceksin o salona?"
"Gidip o mavi elbiseyi yatağın üzerine bırakacağız. Victoria'nın parçalaması için harika bir yem olacak," dedim ayağa kalkarak. "Ve benim ne giyeceğime gelince... Elya'nın eski anılarını zihnimde tararken bir şey fark ettim. Dolabının en arkasında, annesinden kalan ve kimsenin varlığını bilmediği gizli bir bölme var. Orada saklanan bir elbise var, Lara. Victoria'nın rüyasında bile göremeyeceği kadar asil bir elbise."
Lara’nın gözleri heyecanla parladı. "Gerçekten mi? O zaman oyun başlasın."
Odamıza döndüğümüzde planı hemen devreye soktuk. Ailemin gönderdiği o soluk, basit mavi elbiseyi yatağın tam ortasına, sanki bu gece giymek için sabırsızlanıyormuşum gibi özenle serdik. Ardından gardırobun gizli bölmesine ulaştım. Tozlu ahşap kapağı açtığımda, karşıma çıkan parça nefesimi kesti.
Siyah, gece kadar karanlık ama üzerindeki gümüş ve altın ipliklerle işlenmiş dantelleri sayesinde ay ışığında parlayan asil bir elbiseydi bu. Derin bir bacak yırtmacı ve sırt dekoltesi vardı. Tıpkı zihnimdeki o güçlü Luna imajı gibi vahşi, asil ve göz alıcı duruyordu. Elbiseyi banyodaki dolabın içine gizledik.
"Büyü dalgalanmasını hissediyorum," dedi Lara aniden, kapıya doğru bakarak. "Geliyorlar."
Nefesimizi tutup banyonun karanlığına çekildik ve kapıyı hafifçe aralık bıraktık. Birkaç saniye sonra odanın büyülü kilidi hafif bir tıkırtıyla açıldı. İçeriye fısıltı sesleri doldu. Kapı aralığından baktığımda Victoria ve arkasındaki o iki sinsi kızı net bir şekilde görebiliyordum.
"İşte orada," dedi kızlardan biri yatağın üzerindeki mavi elbiseyi göstererek alaycı bir tavırla. "Gerçekten bu paçavrayla Karan'ın karşısına çıkabileceğini mi sandı o ezik?"
Victoria, yüzünde insanı ürperten acımasız bir gülümsemeyle elbiseye doğru yaklaştı. Cebinden çıkardığı gümüş hançerle mavi kumaşı hırsla kesmeye başladı. Kumaş lif lif ayrılırken, diğer kız da yanında getirdiği o lekeleyici siyah büyü mürekkebini elbisenin üzerine boca etti. Victoria elbiseyi elleriyle sıkıca kavrayıp yerlerde sürükledi, üzerinde tepindi.
"Bu gece bittin, Elya," diye fısıldadı Victoria, odadaki mahvolmuş manzaraya bakarak. "Karan senin o ezik yüzünü bile göremeyecek. Balonun tek kraliçesi ben olacağım."
Gülüşerek odadan çıkıp kapıyı tekrar kilitlediklerinde, Lara ile birlikte banyodan çıktık. Yerdeki parçalanmış mavi kumaş yığınına baktım. Victoria gerçekten de kazandığını sanıyordu.
"Şimdi sıra bizde," dedim siyah elbiseme doğru yürürken.
Siyah elbiseyi üzerime geçirip aynanın karşısına geçtiğimde, kendi yansımama bakakaldım. Belime kadar uzanan simsiyah dalgalı saçlarım, tenimin ay ışığı gibi parlayan beyazlığı ve o mor gözlerimin altındaki kararlılık... Aynadaki kız artık o korkak figüran değildi. Elbisenin bacak yırtmacından görünen dik duruşum ve omuzlarımın asil açısı, adeta doğuştan gelen bir liderlik aurası yayıyordu.
Lara şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi olmuştu. "Tanrım... Elya, sen... Sen inanılmaz görünüyorsun. Victoria seni gördüğünde kahrından ölecek!"
"Ölmesin," dedim soğuk bir gülümsemeyle. "Daha yeni başlıyoruz."
Balonun yapıldığı devasa, altın varaklı salona doğru giden koridorda yürürken adımlarım her zamankinden daha emindi. Lara hemen yanımdaydı ve koluma girmişti. Kalabalığın uğultusu kapılara yaklaştıkça artıyordu.
Ancak salona yaklaştığım her adımda, o tanıdık his damarlarımdaki kanı yeniden kaynatmaya başladı.
Koku... O nemli, yağmurlu orman ve yanan odun kokusu, duvarları aşıp doğrudan benim ciğerlerime ulaştı. Kalbimin ritmi hızlandı, tenimde bir kez daha o tatlı ama yakıcı sıcaklık dalgası yayıldı. Karan oradaydı. Ve benim vücudum da bu kokuya istemsizce yanıt vererek, kendi tekinsiz gece esintisi ve yabani çiçek kokumu salona doğru üflemeye başlamıştı. Kimyasal çekimimiz, daha kapıdan içeri adım atmadan havada çarpışmıştı bile.
Görevli muhafızlar devasa ahşap kapıları yavaşça iki yana doğru açtı.
İçerideki yüzlerce kurt adam, kapının açılma sesiyle birlikte o tarafa döndü. En ön sırada, Karan'ın hemen yanında duran Victoria, gözlerinde o kibirli ve muzaffer gülümsemeyle kapıya baktı. Benim yırtık elbiseyle ağlayarak içeri girmemi ya da hiç gelmemiş olmamı bekliyordu.
Ama salona adım attığım an, tüm uğultu bıçak gibi kesildi.
Siyah, gümüş işlemeli, yırtmacıyla tüm asaleti gözler önüne seren elbisemle salona süzüldüğümde, Victoria'nın yüzündeki o gülümseme saniyeler içinde dondu. Gözleri dehşetle irileşirken, ellerindeki bardağı neredeyse düşürecek gibi oldu.
Ben ise ona bakmıyordum bile. Bakışlarım, salonun ortasında tüm heybetiyle duran Karan’ı buldu. Karan’ın zifiri karanlık gözlerindeki o sarsıcı şaşkınlığı, göğsünün hızla kalkıp inişini ve benim kokumu içine çekişini uzaktan bile görebiliyordum. Aramızdaki o kanındaki ateş, bu gece tüm salonu yakıp kavurmak için serbest kalmıştı.







![yuko(mavera[meva])](https://cizgi-spaces.fra1.digitaloceanspaces.com/images/1791368007418-gxnuxhjo6lt-original.png)







