İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 5

KORİDORDAKİ GÖLGELER

Profesörün "Bugünlük bu kadar," demesiyle birlikte sınıftaki o donmuş atmosfer aniden çözüldü. Eşyalarımı nasıl topladığımı, çantamın fermuarını nasıl çektiğimi bile hatırlamıyordum. Tek bir amacım vardı: Bir saniye bile geriye bakmadan, o nemli orman ve yanan odun kokusundan alabildiğince uzağa kaçmak. Eğer bir an bile yavaşlarsam, arkamdaki o devasa sıcaklığın beni tekrar ele geçireceğini biliyordum.

Hızla sıramdan kalktım ve başımı önüme eğerek amfinin merdivenlerini tırmanmaya başladım. Kapıdan çıkarken Victoria'nın bana dik dik bakan gözlerini üzerimde hissetsem de umursamadım. Koridora adım attığımda derin bir nefes aldım ama burası da sınıftan farksızdı; herkes fısıldaşıyor, akademinin ilk gününün dedikodularını yapıyordu.

Hızla kütüphaneye giden sakin koridorlardan birine saptım. Burası ana koridora göre çok daha tenha ve loştu. Tam biraz rahatlayıp adımlarımı yavaşlatmıştım ki, arkamdan gelen o tanıdık ve sert topuk seslerini duydum.

"Bu kadar çabuk kaçabileceğini mi sandın, Elya?"

Arkamı döndüğümde Victoria ve yanındaki iki kızın koridorun çıkışını kapattığını gördüm. Victoria, kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünde o kibirli ama bir o kadar da huzursuz ifadeyle bana doğru yürüyordu.

"Sınıftaki o haliniz neydi öyle?" diye tısladı Victoria, aramızdaki mesafeyi iyice azaltarak. "Karan'ın sana nasıl baktığını gördüm. Sende bir şeyler var ve bu durum hiç hoşuma gitmiyor. Kurguladığın o küçük oyun her neyse, hemen vazgeçsen iyi edersin. Sen bu sürünün en zayıf halkasısın, bunu sakın unutma."

Victoria üzerime doğru bir adım daha atıp beni köşeye sıkıştırmaya çalışırken, koridorun diğer ucunda beliren o tanıdık gölge, tüm havayı bir kez daha buz kesti. Karan, elleri ceplerinde, ağır ve sakin adımlarla bize doğru yürüyordu. Bakışları doğrudan Victoria’nın üzerindeydi ama yaydığı o hafif Alfa aurası, hepimizin susmasına yetti.

"Burada ne oluyor?" diye sordu Karan. Sesi düz ve mesafeliydi ama gözleri çoktan beni bulmuş, o gizli kimya koridorun ortasında yeniden canlanmaya başlamıştı. Karan’ın varlığı koridordaki tüm havayı ağırlaştırırken, Victoria geri adım atmak zorunda kaldı ama gözlerindeki o zehirli şüphe hala yerli yerindeydi. Karan'ın zifiri karanlık gözleri doğrudan bana çevrildiğinde, aramızdaki o fenotipik çekim ve gizlemeye çalıştığımız koku kimyası bu dar koridorda yeniden alevlendi. İçimdeki sıcaklık dalgası beni ele geçirmek için sabırsızlansa da mantığımı korumak zorundaydım.

"Bir şey olduğu yok," dedim sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Sadece sınıfların yerini arıyordum. İzninizle."

Karan’ın bakışlarındaki o yoğun, sorgulayıcı ifadeyi arkamda bırakarak hızla yanlarından geçtim. Bedenlerimiz anlık olarak birbirine yaklaştığında, o orman ve yanan odun kokusu zihnimi bir kez daha bulandırdı ama durmadım. Adımlarımı neredeyse koşar adıma çevirerek koridordan çıktım ve akademinin arkasındaki sakin, ağaçlık bahçeye doğru ilerledim.

Nefes nefese kalmış bir halde çardaklardan birine oturduğumda kalbim hala deli gibi çarpıyordu. Bir Alfa'nın eşi, yani bu dünyanın gelecekteki Luna'sı olmak sandığımdan çok daha ağır bir yüktü ve kurgunun acımasızlığı etrafımı sarmıştı. Kendimi o kadar yalnız ve çaresiz hissediyordum ki, bu sırrı tek başıma taşımak artık göğsüme sığmıyordu.

"Elya! Buradasın demek, her yerde seni aradım!"

Başımı kaldırdığımda bana doğru koşan sarı saçlı, endişeli gözlerle bakan kızı gördüm. Hafızamdaki anılar hemen yerine oturdu. Bu, kitaptaki Elya’nın tek ve en yakın arkadaşı olan Lara’ydı. Lara, bu akademide Elya’yı gerçekten önemseyen tek kişiydi.

Lara yanıma oturup ellerimi tuttuğunda parmaklarımın titrediğini fark etti. "Neyin var senin? Sınıftan beri çok garip davranıyorsun, yüzün bembeyaz olmuş."

Daha fazla dayanamadım. İçimde biriken o korku, şok ve bu dünyaya ait olmama hissi bir baraj kapağı gibi patladı. Etrafı kontrol edip kimsenin olmadığından emin olduktan sonra Lara'nın gözlerinin içine baktım.

"Lara, bana inanmayacaksın biliyorum... Hatta delirdiğimi düşüneceksin," dedim sesim titreyerek. "Ama ben aslında bildiğin Elya değilim. Ben başka bir dünyadan geldim. Okuduğum bir kitabın, bu hikayenin içine hapsoldum ve gelecekte neler olacağını, başımıza nelerin geleceğini biliyorum."

Lara şaşkınlıkla gözlerini açıp yüzüme bakakalırken, bu sırrı ilk kez yüksek sesle dile getirmiş olmanın getirdiği o ağır yükün hafifliğini hissettim. Lara duydukları karşısında bir anlığına tamamen donup kaldı. Mavi gözleri şaşkınlıkla irileşmiş, dudakları hafifçe aralanmıştı. Söylediklerimin ağırlığını hazmetmeye çalıştığı her saniyede kalbimin hızlandığını hissedebiliyordum. "Delirdiğimi düşünecek," diye geçirdim içimden. "Beni bir şifacıya götürmek isteyecek."

Ancak Lara, derin bir nefes alıp masanın üzerindeki ellerimi daha sıkı kavradı. Yüzündeki o saf şaşkınlık, yerini her zamanki o tatlı, korumacı ve samimi tebessümüne bıraktı.

"Elya..." dedi sesini olabildiğince alçak tutarak. "Söylediklerin kulağa tamamen çılgınca geliyor, farkındasın değil mi? Yani, başka bir dünya, bir kitap... Normalde birisi bana bunu söylese kahkahalarla gülerdim." Eğilip yüzüme daha yakından baktı, gözlerinde en ufak bir yargılama ya da şüphe yoktu. "Ama sabahtan beri sendeki o değişimi, bana bakışını, hatta o koridordaki dik duruşunu gördüm. İçindeki o korkuyu hissedebiliyorum. Eğer sen bana buna inanmamı söylüyorsan, sana inanıyorum. Sen benim en yakın arkadaşımsın. Kim olursan ol, ya da buraya nereden gelmiş olursan ol, seni yalnız bırakacak değilim."

Lara’nın bu koşulsuz desteği ve samimiyeti içimdeki o devasa buz kütlesini eritmeye yetti. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Bu yabancı ve tehlikeli dünyada arkamı yaslayabileceğim güvenli bir liman bulmuştum.

"Pekala," dedi Lara, hemen pratik zekasını devreye sokarak etrafı gözleriyle taradı. Kimsenin bizi dinlemediğinden emin olduktan sonra sesini fısıltıya dönüştürdü. "Madem bu bir kitap ve sen geleceği biliyorsun... O zaman o meşhur gelecekte bizim başımıza ne geliyor? En önemlisi de, az önce koridorda Karan’la aranızda olan o tuhaf elektriklenme neyin nesiydi? Kokularınız bahçeye kadar geliyordu resmen!"

Lara'nın bu sorusuyla birlikte, sınıfta ve koridorda yaşadığım o yoğun, fenotipik koku savaşları ve Karan’ın ensemdeki o yakıcı nefesi zihnime geri döndü. Bir sonraki hamlemizi planlamak zorundaydık çünkü kurgunun çarkları benim için tehlikeli bir şekilde dönmeye başlamıştı.

Bölüm sonu

24 yorum