İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 4

Tenin Arzusu

Sınıfın içindeki hava giderek ağırlaşırken, ensemde hissettiğim o yoğun nefes zihnimdeki tüm mantık sınırlarını zorluyordu. Karan’ın Alfalık otoritesiyle fısıldadığı o emir, duvarlara çarpıp ruhuma ulaşıyor ama ben arkamı dönmemek için tüm irademi kullanıyordum. Kimse benim bu dünyaya başka bir boyuttan düştüğümü, bu kitabın sonunu bildiğimi bilmemeliydi. Bu sır sadece bana aitti. Eğer buradaki tehlikeli kurt adamlar, özellikle de arkamdaki geleceğin Alfası benim bir yabancı olduğumu öğrenirse, bu acımasız evrende beni saniyeler içinde yok ederlerdi.

Ancak şu an hayatta kalma güdümden çok daha baskın, çok daha ilkel bir şeyle savaşıyordum: Fenomenal koku kimyası.

Kurt adam evreninde bu bağ, sıradan bir hoşlanmanın çok ötesindeydi. Bu, biyolojik ve fenotipik bir zorunluluktu. Karan’ın vücudundan yayılan o keskin, yağmurlu asırlık orman ve yanan odun kokusu, benim tüm sinir sistemimi felç etmek üzereydi. Ama asıl şoke edici olan, benim bedenimin de ona aynı şiddette yanıt vermesiydi. Benim tenimden yayılan, tatlı ama içinde tekinsiz bir gece esintisi barındıran o koku, şu an arkamdaki güçlü Alfayı kelimenin tam anlamıyla deli ediyordu. İki kokunun havada çarpışıp birbirine karışması, aramızda sadece ikimizin hissedebileceği görünmez, kimyasal bir girdap yaratmıştı.

Arkamdan gelen derin nefes alma sesini duydum. Karan, kokumu tamamen ciğerlerine çekiyordu. Onun o her zaman mesafeli, kontrollü duruşunun ardındaki kurdun nasıl huzursuzlandığını, bu kokunun onu nasıl bir çıkmaza sürüklediğini görebiliyordum. Bir Alfa olarak tüm genetiği, hayatı boyunca aradığı o eksik parçanın tam şu an önünde oturan bu zayıf, dışlanmış kızda olduğunu haykırıyordu.

"Elya..." diye tekrar etti, sesi bu sefer emir vermekten ziyade, içindeki kurdun çaresiz bir iniltisi gibiydi. "Bu nasıl mümkün olabilir?"

Masamın üzerindeki eli, benim parmaklarıma doğru bir milim daha yaklaştı. Tenlerimiz birbirine değmiyordu ama aradaki o milimetrelik boşluktan yayılan ısı, adeta bir ateş gibi parmak uçlarımı yakıyordu. Bu sıcaklık, biyolojimizin birbirini tamamen kabullendiğinin en büyük kanıtıydı. Onun kokusu benim zihnimi bulandırırken, benim kokum da onun o sarsılmaz iradesini adım adım eritiyordu. Bu kimyasal çekim ikimizi de kendi bedenlerimizde birer esir haline getirmişti.

Gözlerimi sıkıca kapattım. İçimden bir ses, Arkanı dön ve ona teslim ol, o senin Alfan, diye fısıldıyordu. Ama modern dünyadan gelen mantığım hemen devreye girdi. Hayır! Kitapta bu kız ölüyor. Eğer şimdi onunla bu bağa teslim olursan, Victoria ve tüm o güçlü aileler seni yok etmek için sıraya girecek. Güçlenene kadar bu bağı gizlemek zorundasın.

Karan’ın masanın üzerindeki parmaklarının kasıldığını, tırnaklarının ahşap masaya hafifçe gömüldüğünü duydum. Kokum onu o kadar güçlü bir şekilde manipüle ediyordu ki, etraftaki diğer öğrencilerin varlığını bile unutturacak bir noktaya getiriyordu. Bir kurt adamı, özellikle de bir Alfayı bu derece etkileyebilecek tek şey gerçek bir eş bağıydı. Ama o da benim gibi henüz bunu yüksek sesle dile getiremiyordu; zihninde fırtınalar koptuğuna emindim. Koskoca sürünün varisi, kurda bile dönüşemeyen Elya’da ne bulduğunu kendi kendine sorguluyor olmalıydı.

Tam o sırada ön sıradan gelen sert bir öksürük sesi, sınıftaki o büyülü ve boğucu havayı bir bıçak gibi kesti.

Victoria, arkasına dönmüş, gözlerini kısmış bir şekilde doğrudan bize bakıyordu. Yüzündeki o şüpheci ve kıskanç ifade, yerini saf bir öfkeye bırakmıştı. Kurt adam duyularıyla aramızdaki o yoğun enerjiyi ve Karan’ın kontrolünü kaybetmek üzere olduğunu sezmişti. Karan’ın kokusunun ve aurasının nasıl bana doğru aktığını görebiliyordu.

Victoria’nın keskin bakışları Karan’ın üzerindeki o büyüyü hafifçe dağıtırken, Karan derin bir nefes alarak bir adım geri çekildi. Çenesinin sertçe kasıldığını, dişlerini birbirine bastırdığını duyabiliyordum. İçindeki o ilkel kurtla vahşi bir irade savaşı veriyordu. Kokumdan uzaklaşmak ister gibi hızla arkasını dönüp kendi sırasına doğru yürüdü ve sertçe yerine oturdu.

O uzaklaştığı an, üzerimdeki o ağır sıcaklık hafifçe dağıldı ve ciğerlerime nihayet normal hava doldu. Ama ellerim hala titriyordu. Sıramın altından masayı sıkıca kavradım.

Bu koku, bu fenotipik kimya ikimizi de deli edecekti. Ve işin en kötü tarafı, bu tehlikeli oyunun içinde ne yapacağını bilen tek kişi bendim; çünkü bu dünyanın sırrını sadece ben taşıyordum.

Karan yerine oturduktan sonra bile sırtımda hissettiğim o delici bakışlar yok olmadı. Başımı önüme eğip profesörün anlattığı şifalı bitkiler dersine odaklanmaya çalıştım ama zihnim tamamen altüst olmuştu. Kitaptaki Karan sarsılmaz, duygusuz ve mantığıyla hareket eden bir liderdi. Roman boyunca Victoria dahil hiçbir kadına karşı böyle bir zaaf göstermemişti. Şimdi ise sadece birkaç santimetre uzağımda dururken, yaydığı Alfa enerjisinin altındaki o kontrolsüz dalgalanmayı duyabiliyordum. Sandalyenin ahşap arkalığına her yaslanışında kumaşın çıkardığı hafif ses, bana onun da en az benim kadar gergin olduğunu hatırlatıyordu.

Derin bir nefes aldım ama bu büyük bir hataydı. Sınıfın her köşesine sinmiş olan o yanan odun ve nemli orman kokusu tekrar ciğerlerime doldu. Gözlerimin önü hafifçe karardı, şakaklarımın zonkladığını hissettim. Bu sadece ruhsal bir çekim değildi; bedenim, hücrelerime kadar bu adama itaat etmek, onun kokusunda kaybolmak istiyordu. Bir insan olarak bu dünyaya gelmiş olsam da, şu an içinde bulunduğum bu beden tamamen bir kurdun biyolojisine sahipti ve o biyoloji, karşısındaki üstün güce teslim olmak için can atıyordu.

Göz ucuyla Victoria’ya baktım. Ön sırada, oturduğu yerde adeta dikleşmişti. Kalem tutan parmaklarının boğumları beyazlamıştı. Kurt adamların koku alma duyularının ne kadar gelişmiş olduğunu biliyordum. Eğer Karan ile benim aramdaki bu koku alışverişi biraz daha devam ederse, sadece Victoria değil, tüm sınıf aramızdaki o "Ruh Eşi" kimyasını fark edecekti. Akademide bir figüranın, sürünün en güçlü Alfasının gerçek Luna'sı olduğu duyulursa kopacak fırtınayı hayal bile edemiyordum. Güçsüzdüm, henüz kendimi koruyacak hiçbir yeteneğim yoktu ve kurgunun beni acımasızca öldüreceği o güne çok az kalmıştı.

"Lütfen bit artık," diye mırıldanarak ders saatinin geçmesini bekledim. Zaman adeta donmuş gibi akmıyordu. Arkamdaki o devasa sıcaklık kütlesi, yani Karan, bakışlarını bir saniye bile üzerimden çekmiyordu. Kokularımız havada görünmez bir savaş veriyor, birbirini çekerken aynı zamanda tüm sınıfı tekinsiz bir sessizliğe gömüyordu. Bu kimyasaldan öte bir şeydi; bu, kaderin bizi birbirimize bağladığı o kaçınılmaz düğümdü ve ben o düğümün altında ezilmemek için dişlerimi sıkmak zorundaydım.

Bölüm sonu

23 yorum