İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 19 · 3 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 19

19. BÖLÜM: Zamanın Çarkları 🕰️

🌸 İyi Okumalar Canlarım 🌸

📍 Mekân: Konsey Binası ve Akademinin Arka Bahçesi

⏳ Zaman: Çarşamba, Öğleden Sonra (Arenadaki sınavdan iki gün sonra)

🗣️ Anlatıcı: İlahi Bakış Açısı

Arenadaki o büyük sınavın ve canavarın duvara çakılmasıyla biten o büyük şah mat anının üzerinden iki tam gün geçmişti. Yaşanan şok yerini sessiz bir bekleyişe bırakmıştı. Bir sürünün gelecekteki lideri olmak, sadece podyumda güç gösterisi yapmaktan ibaret değildi. Bunu en iyi bilen kişi de Karan'dı.

Çarşamba öğleden sonrasının ışığı konsey binasının pencerelerinden içeri sızıyordu. Karan iki gündür neredeyse hiç uyumamıştı. Elya'nın parlayan gücü konseyi susturmuştu ama Lord Marcus’un kuzey sınırındaki oyunları bitmemişti. Çalışma odasındaki ahşap masanın üzeri istihbarat raporları ve sınır haritalarıyla doluydu.

"Marcus’un muhafızları gümüş madenlerinin etrafında çok sık dönmeye başladı," dedi sürünün yaşlı amcası Lord Orhan. Haritayı işaret ederken yüzü gergindi. "Sırf o kızı harcamak için sınavı öne çekmesi buz dağının görünen kısmıydı. Asıl derdi sınır ticaretini ele geçirmek."

Karan elindeki raporu masaya bıraktı. Gözlerinde zekice bir kararlılık vardı. "Biliyorum amca," dedi sesi sakin ama net bir tonda. "Marcus bu sabahki toplantıya gelmedi çünkü rezil olduğunu biliyor. Ama madenler bizim can damarımız. Muhafızlarını çekmesi için bu akşam bizzat mühürlü bir emir göndereceğim. Sınırı bir kez daha ihlal ederse, bu kez doğrudan bana hesap verir."

Aynı saatlerde, akademinin arka bahçesindeki asırlık çınar ağacının altında zaman daha farklı akıyordu. Sürünün yeni Luna unvanlı kraliçesi ilan edilen Elya, üzerindeki yorgunluğu atmaya çalışıyordu. Yanında oturan Lara elindeki bitki çayını ona uzattı. Mavi gözlerinde hâlâ iki gün önceki o samimi dostluğun ve içten içe büyüyen şaşkınlığın izleri vardı.

"İki gündür sana bakarken ne düşüneceğimi bilemiyorum Elya," dedi Lara. Sesi yapaylıktan uzaktı, sadece içini döken gerçek bir arkadaş gibiydi. "Dönüşümün, o podyumdaki duruşun... Her şey çok hızlı değişti. Bu tehlikeli savaşın ortasında gerçekten ne yapacağımızı bilmek istiyorum."

Elya, Lara'nın elini yavaşça sıktı. "Ben de sadece hayatta kalmaya çalışıyorum Lara," dedi en basit cümlelerle. "Karan iki gündür sınır işleriyle ve konsey toplantılarıyla boğuşuyor. Onun bir Alfa olarak kendi dünyası, yönetmesi gereken koca bir sürüsü var. Ama benim tek derdim, kimseye zarar gelmeden buradan sağ çıkabilmek. Marcus bizi rahat bırakmayacak, bunu çok net göreceğiz."

Akademinin patikasından konsey binasına doğru yürüyen muhafızların ve sınırda nöbet tutan kurtların hayatı kendi saatinde ilerliyordu. Sürü düzeninin terazisi sadece iki başrolün aşkıyla değil, arkada dönen o sinsi taht oyunları ve sınır sorumluluklarıyla yavaş yavaş yerinden oynamaya başlamıştı.

Güneş yavaş yavaş tepelerin arkasına çekilirken, akademinin dev kapılarının önünde mühürlü parşömeni taşıyan bir muhafız atını kuzey sınırına doğru sürdü. Karan'ın emri yola çıkmıştı ama konseyin karanlık koridorlarında fısıldaşmalar kesilmedi. Lord Orhan, çalışma odasının penceresinden giden muhafızı izlerken Marcus'un bu kadar kolay geri adım atmayacağını adı gibi biliyordu. Sınırda ya büyük bir uzlaşma sağlanacaktı ya da fırtına kopacaktı.

Bahçede ise çaylar soğumuş, rüzgâr asırlık çınarın yapraklarını sertçe sallamaya başlamıştı. Elya ve Lara oturdukları yerden kalkıp yavaş adımlarla koridorlara doğru ilerlediler. İçeride onları bekleyen kader, iki gün önceki o kanlı arenadan çok daha karmaşık ve sinsi planlarla örülüyordu. Herkes kendi savaşına hazırlanırken, sürüdeki saatler en derin sessizliğe doğru ilerliyordu.

Akademinin loş koridorlarına adım attığımızda, taş duvarların soğukluğu bizzat tenime işledi. Lara sessizce yanımda yürürken, göz ucuyla koridorun köşesinde fısıldaşan diğer öğrencileri fark ettim. Podyumdaki zaferim beni bir gecede dokunulmaz kılmamıştı; aksine, meraklı ve ürkek gözlerin odak noktası haline getirmişti. Herkes ne zaman hata yapacağımı görmek için pusuya yatmış gibiydi.

Aynı dakikalarda Karan, konsey binasındaki harita masasının başından kalkıp derin bir nefes aldı. Lord Orhan'ın endişeli bakışları hâlâ üzerindeydi. Sürünün yükü omuzlarına biniyordu ama onun zihnindeki asıl düğüm, kuzey sınırından ziyade akademinin koridorlarındaydı. Gümüş madenlerini korumak bir strateji işiydi, ancak içindeki o tarif edemediği çekimle Elya’yı bu sinsi düzenin ellerinden çekip almak bambaşka bir savaştı.

Akşamın karanlığı akademinin üzerine tamamen çöktüğünde, gümüş madenlerine giden patikada sadece rüzgârın uğultusu duyuluyordu. Sınır emri yoldaydı, Elya kendi odasında geleceğini düşünüyordu ve Karan sürünün yönetim planlarını hazırlıyordu. Çarklar dönmeye devam ediyordu ama hiç kimse bir sonraki günün sürüye ne getireceğini tam olarak kestiremiyordu.

Bölüm sonu

18 yorum