Gece yarısının o boğucu gerilimi, yerini akademinin devasa mermer arenasına vuran puslu bir sabaha bırakmıştı. Taş basamaklar sürü konseyinin en güçlü aileleriyle dolarken, havadaki o ağır enerji alanı tüm podyumu solunmaz bir ağırlığa gömüyordu. Kurt sürülerinin o sarsılmaz, zalim düzeni bu sabah her zamankinden daha keskin hissettiriyordu kendisini.
Herkes, kurda dönüşemeyen o zayıf dişi Elya’nın bu sınavda nasıl eleneceğini izlemek için sabırsızlanıyordu. Ancak unuttukları mutlak bir gerçek vardı; dün gece o koridorda çekilen tüm sınırlar, bu sabah yerini sarsılmaz bir ittifaka bırakmıştı. Sürünün gelecekteki lideri, Alfalık makamının tek sahibi Karan, tüm konseyi şok içinde bırakacak kadar asil ve kararlı adımlarla beni hemen yanına aldı. Parmaklarımız herkesin gözü önünde birbirine kenetlenmişti.
Karan'ın siyah pelerini ve zifiri karanlık gözlerindeki o buz gibi kayıtsızlık, tüm arenadaki fısıltıları bıçak gibi kesti. Vücudundan yayılan o zalim Alfa enerjisi, "Bu kadını ben seçtim, ona dokunan ölür" mesajını tek bir kelime etmeden tüm sürü düzenine mühürliyordu. Sürünün varisi olarak otoritesini sarsmaya çalışan Lord Marcus ve çenesini kibirle yukarı kaldırmış olan Victoria, en ön sırada bizi izlerken öfkeden adeta taş kesilmişlerdi. Dün gece odama sızmaya cüret eden o muhafızların kırılan kemiklerinin hesabı, Karan'ın bu sarsılmaz duruşuyla konseyin duvarlarına kazınmıştı.
Podyumun ortasına doğru ilerlediğimizde, Karan elimi yavaşça bıraktı ama gözlerini bir an bile üzerimden çekmedi. "Bu arenadaki hiçbir yasa seni benden almaya yetmeyecek, Luna'm," diye mırıldandı, sesi sadece benim duyabileceğim kadar boğuk ve derinden geliyordu. Dün gece ona söylediğim o hayatta kalma çaresizliğini, korkularımı anlamış ve tüm gücüyle önümde aşılmaz bir kalkan olmuştu.
Tam o saniyede, Lord Marcus podyumun kenarındaki görevlilere eliyle sert bir işaret verdi. Aslında normal okul takviminde olmayan bu sınav, Victoria ve babasının beni resmi yoldan harcamak için konseyi toplayarak aniden öne çektiği acil bir kumpastı. "Büyük Güç Değerlendirme Sınavı başlasın!" diye kükredi Marcus, gür sesiyle arenayı işleterek. "Elya'nın damarlarındaki o iddia edilen kadim gücü görelim. Bakalım sürünün düzenine karşı gelen bu dişi, podyumun altındaki vahşi dövüşçüye karşı kaç saniye hayatta kalabilecek?"
Marcus’un bu küstah meydan okumasına karşı, Karan’ın zifiri karanlık gözlerinde ölümcül bir pırıltı belirdi. "Eşim bu arenadaki hiçbir canavara ya da senin o korkak muhafızlarına boyun eğmeyecek, Marcus," dedi Karan. Sesi o kadar derinden geliyordu ki yerdeki mermer tozu bile titredi. "Eğer o demir kapıların arkasından çıkacak olan yaratık onun kılına bile zarar vermeye yeltenirse, sürü yasaları umrumda olmaz; bu arenayı senin ve hanedanının kanıyla yıkarım."
Arenadaki demir kapılar mermer zeminde kazınarak açıldığında, tünelin karanlığından yükselen o çiğ et kokusu doğrudan boğazıma doldu. Marcus’un sinsice kurguladığı o ölümcül tuzak, şimdi podyumun tam ortasında, zincirlerinden boşanmış devasa bir çöl kurdu olarak karşımda duruyordu. Gözlerindeki kan arzusu, buraya sadece beni parçalamak için salındığını haykırıyordu.
Canavar, pençelerini zemine geçirip üzerime doğru hırsla atıldığı an, içimdeki o hayatta kalma çaresizliği yerini tarifsiz bir öfkeye bıraktı. Ben bu dünyaya bir kurban gibi harcanmaya gelmemiştim. Başımı dikleştirdim ve mor gözlerimi doğrudan yaratığın gözlerine diktim. Bedenimdeki o biyolojik baraj kapakları tamamen patladı. Damarlarımdaki gümüşi nehirler cildimin altında parıldayarak akmaya başladığında, gözlerimin mor irisi saf bir gümüş rengine büründü.
Yaratığın devasa pençesi tam yüzüme doğru inerken, gümüşi gücümün verdiği o muazzam hızla yana doğru savruldum. Hareketlerim o kadar ani ve netti ki, tribündeki kurtların şok içinde ayağa kalktığını, mermer korkuluklara tutunduğunu görebiliyordum. Yaratığın açık kalan böğrüne, içimde uyanan o kadim Ay Kurdu'nun gücüyle sert bir darbe indirdim. Devasa canavar, acı dolu bir iniltiyle podyumun taş duvarına doğru fırladı ve mermer tozu bulutunun içine gömüldü.
Karan, podyumun kenarında durmuş, zifiri karanlık gözlerindeki sarsılmaz bir gururla beni izliyordu. Ancak dün gece koridorda ona söylediğim o "ben bu dünyaya ait değilim, evime dönmek istiyorum" sözleri hâlâ zihnini kemiriyordu. Benim başka bir evrenden geldiğimi hayal bile edemezdi; sadece onun o kanlı, zalim Alfalık hayatından korktuğumu, sıradan ve huzurlu bir yaşam özlemi çektiğimi sanıyordu. Bakışlarındaki o possessif hırs, beni bu tehlikeli dünyada ne pahasına olursa olsun korumak ve yanında tutmak ister gibi daha da keskinleşti.
Sürü düzeni, kurda bile dönüşemeyen o ezik kızın, konseyin en ölümcül canavarını tek bir hamleyle duvara çakışını dehşet içinde izliyordu. Elya’nın bu sarsılmaz asaleti karşısında Lord Marcus, dişlerini hırsla sıkarak muhafızlarına döndü ama tek bir emir bile veremedi. Karan podyumun merdivenlerinden ağır adımlarla aşağıya inip tekrar tam yanımda durduğunda, tüm arenadaki kurtlar Alfanın ve onun gerçek Luna'sının sarsılmaz otoritesi karşısında sessizliğe gömüldü. Kenetlenmiş ellerimizi havaya kaldırarak tüm dünyaya kim olduğumuzu ilan ederken, bu zalim düzenin terazisini tamamen altüst ettiğimiz o büyük şah mat anı duvarlara kazınmıştı.








