Loş koridorun asırlık taş duvarları arasından yankılanan o ağır bot sesleri, Karan’ın öfkeyle karışık derin nefesiyle birleşiyordu. Sırtımı arkamdaki taş sütuna yasladığımda, onun devasa silueti aramızdaki tüm ışığı keserek önümde belirdi. Geniş, çıplak ve kaslı göğsünün hırsla kalkıp inişini, zifiri karanlık gözlerinde parıldayan o yaralanmış Alfa gururunu görebiliyordum. Kokusundaki o yoğun çam ormanı ve yanan odun tonları, benim tenimdeki gümüşi esintiyle çarpışarak koridoru boğucu bir çekim alanına çevirmişti.
Karan, tek elini başımın hemen yanına, duvara sertçe dayayarak beni tamamen kendi dünyasına hapsetti. Yüzünü yüzüme öyle çok yaklaştırdı ki, nefesi dudaklarımı saniyeler içinde lav gibi kavurmaya yetti.
"Beni herkesin önünde ittin, Elya," diye fısıldadı. Sesi o kadar boğuk, o kadar derinden gelen bir tehlikeyle yüklüydü ki içimdeki o dişi kurdun sarsıldığını hissettim. "Benim olan, ruhumun tek sahibi olan dişi, tüm sürünün gözü önünde beni kendinden uzaklaştırdı. Neden kaçıyorsun benden?"
"Çünkü korkuyorum Karan!" diye bağırdım kısık bir sesle, gözlerimin içine çöken o çaresizlikle. İrademin duvarları ilk kez bu kadar sarsılıyordu. "Burası benim dünyam değil! Benim senin o taht kavgalarında başrol olmaya, bir kraliçe gibi hedef tahtasına oturmaya niyetim yok! Ben sadece ölmeden, zarar görmeden bir yolunu bulup evime dönmek istiyorum. Ama sen beni o podyumda herkesin önüne attın. Eğer bana bir şey olursa..."
Sözlerim boğazıma düğümlendiğinde, Karan’ın gözlerindeki o öfkeli ve possessesif parıltı aniden söndü. Zifiri karanlık gözlerine, o sarsılmaz Alfa duruşunun ardına ilk kez saf, incinebilir bir şefkat ve derin bir aşk yerleşti. Duvara dayalı olan elini yavaşça çekti ve şaşırtıcı bir narinlikle yanağıma koydu. Nasırlaşmış, sıcacık avucu tenime değdiği an vücudumdan geçen o tatlı elektrik dalgası tüm öfkemi saniyeler içinde unufak etti.
"Evine mi?" diye fısıldadı Karan, sesi bu kez vahşi bir hayvandan ziyade, kalbini bana açan bir adamın çaresiz iniltisi gibiydi. Başını eğip alnını hafifçe alnıma yasladı. Soluklarımız birbirine karışırken, onun o yoğun sıcaklığı içimdeki tüm ölüm korkusunu eritti. "Nereden geldiğin, hangi dünyaya ait olduğun ya da zihnindeki o sırlar umrumda bile değil Elya. Tek bildiğim, ruhumun yüzyıllardır seni aradığı. Eğer korkuyorsan, o korkunun önündeki kalkan ben olurum. Seni bu dünyadan koparmaya çalışan her yasa karşısında beni bulur. Gitmene izin vermem, çünkü sen yoksan benim Alfalığım da, bu sürüm de koca bir hiçten ibaret."
Karan’ın dudakları, bu kez o kaçan kovalanır savaşını tamamen bitirecek kadar yumuşak, korumacı ve tarifsiz bir aşkla dudaklarıma kapandı. Bu sıradan bir öpücük değildi; içimi huzurla, mutlulukla ve aidiyetle dolduran büyüleyici bir mühürdü. Dilinin her bir dokunuşu, zihnimdeki o "evime dönmeliyim" çaresizliğini sildi ve bana en güvenli evimin zaten bu adamın kolları olduğunu fısıldadı. Ellerim benden bağımsız olarak onun o geniş, sıcak omuzlarına tırmandı.
Karan, benim bu teslimiyetimle derinden gelen, mutlu bir mırıltı çıkardı. Bir eli belimden yukarıya sızıp beni çıplak göğsüne daha da sıkı bastırırken, aramızdaki o fenotipik koku kimyası bu loş koridorda muazzam, huzurlu bir aşka dönüştü. Bacaklarımın arasındaki o sızım sızım sızlayan sıcaklık, onun vücudunun sertliğiyle birleştiğinde ilk kez korkuyla değil, saf bir mutlulukla dolduğumu hissettim.
Yavaşça dudaklarımızı ayırdığında, baş parmağıyla dudaklarımın kenarını nazikçe sildi. Yüzünde, salondaki kurtların asla inanamayacağı kadar güzel, sadece bana ait olan o mutlu ve aşık tebessüm vardı.
"Şimdi söyle bana, Luna'm," dedi Karan, gözlerimin içine bakarak. "Hala benden kaçmak istiyor musun?"
Başımı yavaşça göğsüne yasladım, kalbinin deli gibi çarpan o ritmini dinlerken gülümsedim. "Hayır," diye fısıldadım. "Sanırım artık buradayım."
Lara, gizlendiği sütunun arkasından yüzünde kocaman, rahatlamış bir gülümsemeyle çıktı. "Sizi bölmek istemem ama," dedi kıkırdayarak, "sanırım yarın o sınav podyumunda Victoria'nın suratını dağıtmak için harika bir ittifak kurduk."
Karan, kolunu omuzlarıma atıp beni kendi dünyasına çekerken, yarınki tehlikeler bile artık gözüme o kadar karanlık görünmüyordu. Çünkü bu kez yanımda sadece gelecek bilgim değil, beni dünyalara değişmeyecek bir Alfa vardı.
Karan’ın kolunu omuzlarıma atıp beni kendi dünyasına, o güvenli sıcaklığına çekmesiyle birlikte koridorun o soğuk ve kasvetli havası bir anda dağılmıştı. Lara’nın yüzündeki o muzip ve rahatlamış gülümseme, aramızdaki o gergin irade savaşının yerini nasıl bir huzura bıraktığının en büyük kanıtıydı. Başımı Karan’ın o sert omzuna yaslamışken, teninden yayılan o yoğun nemli orman kokusunun içimdeki tüm korku hücrelerini tek tek yatıştırdığını hissediyordum. Modern dünyadan gelen mantığım hâlâ köşede bir yerde tehlike çanları çalıyor olabilirdi ama bu adamın kokusu, göğsümün ortasında büyüyen o aidiyet hissi artık çok daha baskındı.
Ağır adımlarla koridorun sonundaki devasa ahşap kapılara doğru yürürken, Karan aniden duraksadı. Omuzlarımdaki elini yavaşça indirip parmaklarını benim parmaklarımın arasına kenetledi. Bakışlarımı ona çevirdiğimde, zifiri karanlık gözlerindeki o possessesif ama bir o kadar da derin bir aşkla yanan ifadeyle karşılaştım.
"Yarın o podyuma çıktığında," dedi Karan, sesi sadece benim duyabileceğim kadar boğuk ve derinden geliyordu. "Tüm o yaşlı konsey üyeleri, Marcus ve Victoria senin gözlerinin içindeki o gümüş Ay Kurdu ışığını gördüklerinde neye uğradıklarını şaşıracaklar. Onlar seni kurda dönüşemeyen zayıf bir figüran sanıyordu, Elya. Ama sen benim ruh eşimsin, bu sürünün gerçek Luna’sısın. Ve hiçbir güç, seni benden koparmaya yetmeyecek."
Karan’ın parmaklarımı hafifçe sıkarak verdiği bu güven, vücudumdan geçen o tatlı sıcaklık dalgasını yeniden başlattı. Bacaklarımın arasındaki o sızım sızım sızlayan arzu hissi henüz tamamen sönmüş değildi; aksine, onun bu korumacı ve aşık tavrı içimdeki o dişi kurdu tamamen evcilleştirmiş, ona teslim etmişti. Artık kaçmak, bu dünyadan saklanmak istemiyordum. Hayatta kalma mücadelem, bu Alfanın yanında bir zafer yürüyüşüne dönüşmek üzereydi.
Lara, adımlarını bizimle eşitleyerek Karan’ın diğer tarafına geçti ve gözlerini kısarak neşeyle mırıldandı: "Açıkçası yarın sabah Victoria’nın o podyumda diz çöküşünü izlemek için şimdiden sabırsızlanıyorum. Elya, dün gece senin odanı basmaya cesaret ettiklerinde aldıkları o yenilgi hiçbir şey değil. Yarın büyük sınavda senin o gümüş tüylerini gördüklerinde konseydeki o yaşlı adamların surat ifadelerini düşünsene!"
"Sadece izlemekle kalmayacağız," dedi Karan, dudaklarının kenarında o sinsi ama yırtıcı Alfa tebessümü belirirken. Bakışları koridorun sonundaki loş ışığa kilitlenmişti. "Marcus’un arkamdan çevirdiği o tüm kirli oyunların, sınırdaki o sahte saldırı kumpasının bedelini yarın herkesin önünde ödeteceğim. Bu gece odamıza kadar sızan o siyah zarflı sınav daveti, onların son çırpınışları. Elya’yı zindanlara tıkmak isteyen her el, yarın o pistte kırılacak."
Karan’ın bu kararlı ve possessif duruşu, içimdeki o son şüphe kırıntılarını da yakıp kül etmişti. Elini daha sıkı kavradım, tenlerimizin birbirine değdiği o noktalardan yayılan o yoğun koku kimyası koridorun tüm mermer zeminini mühürler gibi havaya yayılıyordu. Biz kaderi sadece değiştirmekle kalmamıştık; kurgunun tüm acımasız kurallarını kendi ellerimizle baştan yazmıştık. Yarın sabah o podyumda bizi ne kadar büyük bir fırtına bekliyor olursa olsun, o fırtınayı koparacak olan asıl güç artık bizim aşkımız ve damarlarımızdaki o kadim gümüş ışıktı.










