İçeriğe geç

Alfanın Lunası

Bölüm 16 · 4 dk okuma

Alfanın Lunası

Bölüm 16

16. BÖLÜM: Maskelerin Ardındaki Savaş

Arenadaki o sağır edici sessizlik, dumanların arasından insan bedenime geri döndüğümde yerini derin bir uğultuya bırakmıştı. Victoria yerde korkuyla titrerken, Karan yüksek platformdan bir gölge gibi süzülüp yanımda bitti. O geniş, kaslı kollarıyla beni belimden kavrayıp çıplak, sıcak göğsüne sertçe bastırdığında, vücudundan yayılan o yoğun orman ve yanan odun kokusu doğrudan ciğerlerime doldu. Karan, çenemi parmaklarıyla kavrayıp başımı yukarı kaldırdı; zifiri gözlerinde saf bir hayranlık ve possessif bir gurur vardı. "Sana söylemiştim," diye fısıldadı Karan, sesi tüm arenada bir yemin gibi uğuldarken. Dudakları mor gözlerimin tam üzerine tutkuyla kapandı. "Sen bu sürünün tek kraliçesisin, Elya. Ve bu gece, sana dokunmaya cüret eden herkesin cehennemi benim ellerimle yazılacak."

İşte tam o an, zihnimdeki o gümüş sis tamamen dağıldı ve modern dünyadan gelen mantığım bir tokat gibi yüzüme çarptı. İçimdeki o saf ölüm korkusu kulaklarımda çınladı. Burası benim dünyam değildi. Benim bu tehlikeli evrende başrol olmak, bir kraliçe gibi tahta oturmak ya da bir Alfanın possessif arzularına teslim olmak gibi bir niyetim yoktu. Ben sadece ölmeden, zarar görmeden kendi evime, gerçek hayatıma dönmenin bir yolunu bulmak istiyordum. Ama Karan bizi tüm sürünün önüne atmış, beni apaçık bir hedef tahtası haline getirmişti. Eğer burada ölürsem kendi dünyamda ne olacağını bile bilmiyordum. Karan’ın o yakıcı, possessesif elleri kalçalarımı göğsüne doğru çekip aramızdaki o fenotipik koku kimyasını yeniden alevlendirmek üzereyken, tüm irademi toplayarak ellerimi onun geniş, çıplak göğsüne koydum ve onu sertçe geriye doğru ittim.

Karan, bu ani reddedilişle bir anlığına donakaldı. Zifiri karanlık gözleri şaşkınlıkla kısıldı, çenesi öfkeyle kasıldı. Bir Alfanın, hele ki kendi ruh eşinin onu herkesin önünde itmesine alışık olmadığı her halinden belliydi. İçindeki kurdun o yaralanmış gururla derinden hırıldadığını duydum. "Elya?" dedi, sesi tehlikeli bir tonda boğuklaşarak. "Ne yapıyorsun?" "Uzak dur benden, Karan," dedim, sesimin titremesini engellemeye çalışarak. Arenadaki yüzlerce kurt adamın, konsey üyelerinin gözü hala üzerimizdeydi. "Beni herkesin önüne attın. Sırf o possessif arzuların yüzünden, kurda ilk dönüşümümü bile bir şova çevirdin! Ben senin o taht kavgalarının, sürü savaşlarının bir parçası olmak istemiyorum. Marcus ve Victoria şu an benden daha çok nefret ediyor. Kendimi koruyabileceğimi mi sanıyorsun? Beni bu kurtlar sofrasına meze ettin!" Karan, üzerime doğru tehditkar bir adımla yürüdü. Vücudundan yayılan o baskıcı Alfa aurası beni ezmek ister gibi ağırlaştı ama geri adım atmadım. "Seni koruyan benim, Elya! Sana kimse dokunamaz!" diye kükredi kısık bir sesle. "Sen her saniye yanımda olamazsın!" diye bağırdım, gözlerimin içine çöken o çaresizlikle. Ben sadece yaşamak ve evime dönmek istiyordum, onun Luna'sı olmak değil. "Bu bağ... Bu koku kimyası ikimizi de kör ediyor. Mantığımı kaybetmek istemiyorum. Güçlenene ve ben buradan kurtulmanın bir yolunu bulana kadar, aramızdaki bu çekimi kontrol altına almak zorundayız. Bana yaklaşma."

Arkamı dönüp podyumun çıkışına doğru hızla yürürken kalbim göğsümün ortasında deli gibi çarpıyordu. Bacaklarımın arasındaki o tatlı, sızım sızım sızlayan sıcaklık dalgası beni hala ona doğru çekmek için yalvarıyordu; bedenim o adama itaat etmek için deliriyordu ama iradem, hayatta kalma güdüm bu kez galip gelmişti. Arenanın loş çıkış koridoruna saptığımda, Lara’nın taş sütunlardan birinin arkasında beni beklediğini gördüm. Mavi gözleri hala şok ve endişeyle doluydu. Yanıma koştu ama yüzünde en ufak bir sevinç belirtisi yoktu. Ellerimi tuttuğunda parmaklarının titrediğini hissettim. "Elya... Sen az önce ne yaptın?" dedi Lara, sesi korkuyla kısılarak. "O dönüşüm... O gümüş tüyler... Sen gerçekten benim çocukluktan beri tanıdığım, koruduğum o zayıf Elya değilsin, değil mi? Dün bahçede bana başka bir dünyadan geldiğini, bu hikayenin sonunu bildiğini söylediğinde delirdiğini, şoktan saçmaladığını düşünmüştüm. Sırf seni sakinleştirmek, bir şifacıya gitmeni engellemek için 'sana inanıyorum' demiştim ama... Ama az önce o pistte gördüklerim... Sen kimsin? Benim gerçek arkadaşıma ne oldu?" Lara’nın gözlerinden süzülen o gerçek endişe ve korku yaşları, durumun ne kadar ciddi olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. Haklıydı, bir insan en yakın arkadaşının bedeninde yabancı bir ruh olduğunu gördüğünde hemen kabullenemezdi.

Lara’nın o titreyen ellerini daha sıkı kavradım ve gözlerinin içine en samimi halimle baktım. "Lara... Ben hala senin arkadaşınım. Orijinal Elya’nın tüm anıları, sana olan sevgisi, çocukken akademinin arkasındaki o yaşlı çınar ağacının altına sakladığınız o kırık gümüş bileklik... Hepsi zihnimde," dedim. Lara o çok gizli çocukluk sırrını duyduğunda nefesini tuttu. "Beden değişti, içimdeki güç uyandı ama seni koruma isteğim asla değişmedi. Bana inanmak zorundasın çünkü Victoria ve babası Karan'ın yokluğunda ikimizi de yok etmek için o siyah zarflı sınav tuzağını kurdular. Eğer bana yardım etmezsen, ben evime dönemeden ikimiz de bu dünyada öleceğiz." Lara, derin bir nefes alarak gözlerindeki yaşları sildi. Yüzündeki o şüpheci endişe, yerini çaresiz ama sadık bir kabullenişe bıraktı. "O zaman o gel-gitleri bırakmak zorundasın, Elya," dedi Lara, arkamdan gelen o yoğun orman kokusunu hissederek koridorun sonuna bakıp. "Çünkü Alfanın senin peşini bırakmaya hiç niyeti yok. Ve o adamın iradesi, senin mantığından çok daha vahşi." Arkamı döndüğümde, koridorun loş ışığında Karan’ın o devasa, çıplak göğsüyle ağır adımlarla bize doğru yürüdüğünü gördüm. Gözlerindeki o dinmeyen arzu ve reddedilmenin verdiği o tehlikeli tutkuyla doğrudan üzerime geliyordu. Kaçış yokten, ama bu kez ona öyle kolayca teslim olmayacaktım. İradem ve mantığım, aramızdaki o yakıcı aşka en büyük duvarı örecekti.

Bölüm sonu

14 yorum