Sabahın ilk ışıkları akademinin devasa mermer podyumuna vurduğunda, arenadaki boğucu atmosfer kelimenin tam anlamıyla barut gibi kokuyordu. Sürünün tüm konsey üyeleri, yüksek platformda yerini almış olan Alfa ailesi ve en ön sırada yüzündeki o sinsi, muzaffer gülümsemeyle bekleyen Victoria… Herkes buradaydı. Sınav alanına adım attığım an, yüzlerce kurt adamın küçümseyici fısıltıları kulaklarımda uğuldadı. Kurda dönüşemeyen o "ezik figüran"ın bu arenalarda ezilmesini izlemek için sabırsızlanıyorlardı. Ancak bilmedikleri bir şey vardı: Dün gece Karan’ın yatağında, onun o yakıcı ten teması ve sarsılmaz Alfa aurasıyla mühürlenen bedenim, artık sadece bir insan ruhu taşımıyordu. Damarlarımda, yüzyıllardır uyuyan o kadim Ay Kurdu genetiği bir yanardağ gibi kaynıyordu. Kemiklerimin sızım sızım sızladığını, içimdeki o vahşi dişi kurdun pençelerini etime geçirerek dışarı çıkmak için sabırsızlandığını hissediyordum. Koku kimyamız dün geceden beri o kadar değişmişti ki, tenimden yayılan o tekinsiz gece esintisi ve yabani çiçek kokusu, tüm arenadaki kurtların içgüdüsel olarak gerilemesine neden oluyordu.
"Sonunda paçavranla gelebilmişsin, Elya," dedi Victoria, podyumun ortasına doğru kibirli adımlarla yürürken. Sesini tüm arenanın duyabileceği kadar yükseltmişti. "Karan’ın arkasına saklanarak Alfalık yatağında geçirdiğin o kirli geceler seni kurtarmaya yetmeyecek. Sürü yasalarına göre, kurda dönüşemeyen her zayıf halka bu podyumda elenir ve sürgüne gönderilir. Karan bile seni bu yasadan koruyamaz!"
Arenadaki konsey üyeleri Victoria’nın bu laflarıyla homurdanırken, bakışlarım yüksek platformun en tepesinde, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir heykel gibi duran Karan’ı buldu. Zifiri karanlık gözlerinde, dün gece boynumdaki kanı yalarken hissettiği o vahşi, possessif tutkunun ve sarsılmaz güvenin ateşi yanıyordu. O an, onun o derinden gelen hırıltısını neredeyse zihnimin içinde duydum: Göster onlara kim olduğunu, Luna'm.
Başımı hafifçe kaldırıp Victoria’nın gözlerinin içine doğrudan baktım. Dudaklarımın kenarında, okuyucunun kalbini yerinden oynatacak o buz gibi, meydan okuyan tebessüm belirdi.
"Senin o zavallı yasaların, Victoria," dedim, sesim arenadaki taş duvarlarda yankılanırken. İçimdeki o yeni, kadim otorite tüm fısıltıları bıçak gibi kesti. "Sadece senin gibi kendi gücüne güvenmeyen, babasının gölgesine sığınan korkaklar içindir. Benim Alfanın yanındaki yerimi sorgulamak senin haddin değil. Çünkü bu gece şafak sökerken, senin o taptığın kurgu tamamen kül oldu."
"Ne cüretle!" diye çığlık attı Victoria ve öfkeyle üzerime doğru hamle yaptı. Kurt formuna geçmek için aurasını serbest bıraktığı an, benim bedenimdeki o biyolojik baraj kapakları tamamen patladı.
Damarlarımdaki gümüş ışık, bu kez sadece gözlerimde kalmadı; tüm cildimin altında parlak nehirler gibi akmaya başladı. Kemiklerimin kırılıp yeniden şekillendiğini hissederken göğsümden acı dolu ama bir o kadar da muazzam bir kükreme yükseldi. Bu sıradan bir kurdun sesi değildi; bu, tüm Alfalara diz çöktürecek olan o kadim Ay Kurdu'nun çağrısıydı! Gözlerimin önü tamamen gümüş rengine dönerken, bedenimi kaplayan o saf beyaz, ay ışığında parlayan gümüş tüyler arenadaki devasa spot ışıklarının altında parıldadı. Saniyeler içinde, akademinin gördüğü en büyük, en asil ve en yırtıcı gümüş kurda dönüşmüştüm.
Arenadaki yüzlerce kurt adam, bu muazzam güç dalgası karşısında istemsizce tek dizlerinin üzerine çökerek başlarını öne eğdiler. Victoria, karşısındaki devasa gümüş canavara bakarken dehşetle çığlık attı, dizlerinin bağı çözülerek mermer zemine yığıldı. Şah mat olmuştu. O ezik gördüğü figüran, şimdi onun kabusu haline gelmişti.
Gümüş kurt formumdan yavaşça sıyrılıp, dumanların arasından tekrar insan bedenime döndüğümde saçlarım omuzlarımdan asaletle dökülüyordu. Karan, tek bir saniye bile beklemeden yüksek platformdan podyuma doğru adeta bir gölge gibi süzüldü. Herkesin şok dolu bakışları arasında yanımda bitti ve o geniş, kaslı kollarıyla beni belimden kavrayarak göğsüne sertçe bastırdı. Çıplak göğsünden yayılan o yoğun orman ve yanan odun kokusu, benim tenimdeki o gümüş kokusuyla birleşerek tüm arenayı mühürledi. Karan, çenemi parmaklarıyla kavrayıp başımı yukarı kaldırdı; zifiri gözlerinde saf bir hayranlık, dinmeyen bir arzu ve possessesif bir gurur vardı.
"Sana söylemiştim," diye fısıldadı Karan, sesi tüm arenada bir yemin gibi uğuldarken, dudakları mor gözlerimin tam üzerine derin, tutkulu bir öpücük kondurdu. "Sen bu sürünün tek kraliçesisin, Elya. Ve bu gece, sana dokunmaya cüret eden herkesin cehennemi benim ellerimle yazılacak."
Karan’ın belimdeki o nasırlı elleri baskısını artırıp kalçalarımı göğsüne doğru çekerken, aramızdaki o fenotipik koku kimyası podyumun ortasında yeniden alev aldı. Victoria yerde korkuyla titrerken, biz kaderi kendi ellerimizle yeniden yazmıştık.










