İçeriğe geç

Alfa kraliçe

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Alfa kraliçe

Bölüm 5

BÖLÜM 5: KANLI MİRASIN GÖLGESİ

Aria’nın bedeni artık morlukların ve kurumuş kanın haritasına dönmüştü. Leş Çukuru’nun rutubetli havası, yaralarının üzerine sinen o keskin metalik kokuyu gizleyemiyordu. Akşamın karanlığı çöktüğünde, Kael’in o acımasız eğitiminden geriye kalan tek şey, Aria’nın her nefeste sızlayan göğüs kafesiydi.

Mağaranın en ücra köşesinde, sızan zayıf ay ışığının altında Aria, Grimm’in verdiği şifalı bitkileri ezerek omuzuna sürüyordu. Tam o sırada, mağaranın girişinde devasa bir gölge belirdi. Bu Kael’di. İnsan formundaydı; üzerinde sadece ince bir deri pantolon vardı ve kaslı göğsü, antrenman sırasındaki terden hala parlıyordu. Elinde yarım bir geyik butu tutuyordu.

Kael, Aria’nın yanına gelip eti önüne, sanki bir köpeğe atar gibi fırlattı. "Ye. Yarın seni baygın halde taşımak istemiyorum," dedi sesi her zamanki gibi buzdan bir duvarı andırıyordu.

Aria, başını kaldırıp Kael’in gri-mavi gözlerine dik dik baktı. "Neden benden bu kadar nefret ediyorsun Kael? Babam bir savaşçıydı, bir katil değil."

Kael, bu söz üzerine aniden Aria’nın üzerine eğildi. Tek eliyle Aria’nın çenesini kavradı ve onu sertçe kendine çekti. Yüzleri o kadar yakındı ki, Aria onun sıcak nefesini ve teninden yayılan o vahşi orman kokusunu duyabiliyordu. "Baban bir savaşçı mıydı?" diye tısladı Kael. "Benim sürüm, Gümüş Vadi’nin en huzurlu topluluğuydu. Biz savaş peşinde değildik Aria. Ama senin o 'kahraman' baban, topraklarını genişletmek için bir gece yarısı kampımıza daldı."

Kael’in parmakları Aria’nın çenesine daha sert gömüldü. "Sadece savaşçıları değil; yavruları, dişileri, yaşlıları... Hepsini o meşhur gümüş pençeleriyle parçaladı. Ben o gece bir Omega’nın çukuruna saklanmış, annemin boğazının kesilişini izleyen on yaşında bir çocuktum. Baban bana tek bir şey bıraktı: Bu nefret."

Aria’nın gözleri doldu ama ağlamayı reddetti. Babası Alkar, onun gözünde adaletin timsaliydi. Kael’in anlattıkları, zihnindeki o kutsal baba figürünü paramparça ediyordu. "Ben... ben bunları bilmiyordum. Ben o zaman küçüktüm," diye fısıldadı.

"Bilmemen, o kanın senin damarlarında akmadığı anlamına gelmez," dedi Kael, onu sertçe geri iterek. "Senin o her asil hareketin, o gururlu bakışın bana kaybettiğim her şeyi hatırlatıyor. Sen benim için sadece ödenmesi gereken bir bedelsin."

Kael arkasını dönüp tam gidecekken, Aria yerinden doğruldu. "O zaman neden beni öldürmüyorsun? Neden beni eğitiyorsun Kael? İntikamını almak bu kadar kolaysa, neden beni hayatta tutuyorsun?"

Kael duraksadı. Omuzları gerildi. Sırtındaki kaslar, ay ışığının altında adeta birer kaya parçası gibi belirginleşti. Yavaşça başını yana çevirdi ama Aria’nın yüzüne bakmadı. "Çünkü seni öldürmek çok kolay olurdu Aria. Seni yaşatıp, babanın kurduğu o düzeni senin ellerinle yıkmanı izlemek... İşte gerçek intikam bu olacak. Kendi türünü, kendi soyunu senin ellerinle yok ettireceğim."

Kael mağaradan fırtına gibi çıkıp gittiğinde, Aria olduğu yerde kalakaldı. İçindeki dünya sarsılıyordu. Babasının bir tiran, kendisinin ise bir günahın varisi olma ihtimali, aldığı tüm darbelerden daha çok acıtıyordu.

O gece, Aria ilk kez kurt formuna geçmek için bir arzu duydu. İnsan kalbindeki bu vicdan azabından kaçmak, sadece saf bir hayvana dönüşüp acıyı ulumak istiyordu. Ama Grimm’in sözleri zihninde yankılandı: "Bir Omeganın nefretini öğrenmen gerekiyor."

Aria, Kael’in attığı eti eline aldı ve hırsla ısırdı. Tadı kanlıydı, sertti ve gerçeğin kendisi kadar acıydı. Yarınki eğitimde daha güçlü olacaktı. Kael ona bir pislik gibi davranabilirdi, onu ezebilirdi ama Aria artık sadece kendi hayatı için değil, babasının kirlettiği o onuru temizlemek için de o tahtı almak zorundaydı.

Kael ise mağaranın dışında, karanlık ormanın derinliklerinde bir ağaca yumruk atıyordu. Elinden akan kan toprağa karışırken, kendine bir söz verdi: Aria’yı kıracaktı. Ama kalbinin derinliklerinde, o hırçın kızın gözlerindeki ateşi gördükçe, bastırdığı o Alfa gücü tuhaf bir şekilde zonkluyordu

Bölüm sonu

1 yorum