İçeriğe geç

Alev Serisi

Bölüm 7 · 16 dk okuma

Alev Serisi

Bölüm 7

7.Böüm

Yeni bir bölümle karşınızdayım. Yazım yanlışı varsa bana saygı çerçevesi içerisinde söylerseniz çok mutlu olurum. İyi okumalar.

Flashback

Odamda oturuyordum. Amcam ve Horol verdikleri bir parti için hazırlanıyorlardı. Annem, babam ve yengemin ölümünden bir hafta geçmişti ve ben hâlâ onların yasını tutuyordum. Bu bir hafta boyunca ne evden çıkmıştım ne de oyuncaklarımla oynamıştım. Tasha, beni arada ziyarete geliyor, iyi olup olmadığımı kontrol ediyordu. Bu süreç boyunca en büyük destekçim oydu.

“Cristiana.” Sesin geldiği yere yani kapıya doğru baktım. Horol, kapının orada bana bakıyordu. Onu görünce yatığım yerde doğruldum ve göz yaşlarımı sildim.

“Efendim.” Sesim ağladığım için çatlak çıkmıştı.

“Ağlama…” dedi çaresiz bir şekilde Horol.

“Çok özledim…” dedim tekrardan ağlamaya başlayarak.

“Biliyorum.” Yanıma oturdu ve dalgın dalgın yere baktı. Bir süre sonra tekrardan konuşmaya başladı: “Babam senin de hazırlanman gerektiğini söylüyor.” Ailemi kaybedeli bir hafta olmuştu ve amcam benden partiye mi gitmemi istiyordu? Hayır, girmeyecektim.

“Ben gelmeyeceğim.” dedim hızla.

“Kızar.”

“Kızarsa sen beni korursun değil mi?” diye sorduğumda Horol bakışlarını bana doğru kaldırdı.

“Her zaman.” Bu cevap azda olsa beni motive etmişti.

“Babam bana senin annemin katili olduğunu söylüyor ama bence doğru değil.” Horol’un söylediği karşısında lal kesildim. İkimizin de hatıraları o gün girdiğimiz şok yüzünden bulanıktı ama ikimizde benim böyle bir şey yapmayacağımı, yapamayacağımı biliyorduk.

“Benim suçum yok.” Göz yaşlarım sicim sicim akmaya başladı.

“Biliyorum ama tam olarak da olan biteni hatırlayamıyorum.” diyerek bana sarıldı Horol.

“Nolur ağlama.” dedi bu sefer Horol. Kafamı sallayarak onu onayladım ve göz yaşlarımı sildim.

“Geç kalacağız hazırlan.” Amcamın sesiyle ona doğru döndük.

“Ben gelmek istemiyorum.” dedim amcama.

“Şımarıklığın zamanı değil Cristiana.” diye bana bağırınca ağlamam biraz daha şiddetlendi.

“Baba…” Horol karşı çıkmaya çalıştı ama bir şey diyemeden amcam araya girdi: “Tek kelime etmek Horol!” Sinirli bakışlarını bana çevirdi ve “Cristiana’nın kaprisleriyle uğraşamam, hadi!” dedi. Daha fazla karşı çıkamayacağımızı anladım ve daha fazla ısrar etmemeye karar verdim.

“Peki.” dedim. Horol, özür dileyen gözlerle baktı. Ona kendimi zorlayarak gülümsedim ve hazırlandım.

Bütün akşam boyunca ailem, ailemin ölümü, benim ve Horol’un güçlü çocuklar olduğu, kaybımızın büyük olduğu konuşulmuştu. Tüm akşam boyunca ağlamak istememe rağmen ağlamamış, ağlayamamıştım. Ve o günden sonra hiç kimsenin tavrı bana karşı aynı olmamıştı, Horol’un bile…

Günümüz

Hızlı adımlarla antrenman alanına doğru ilerledim. Şimdi ne yapacaktım? Horol’a kimliğimi kim söylemişti? Bu soruları görmezden geldim ve yoluma devam ettim. Antrenman alanına girdiğimde çoktan mola verdiklerini gördüm.

“Tasha Brave, benimle geliyorsun.” dedim hızımı kesmeden.

“Komutanım…” Aaron’dan izin alması lazımdı.

“Gidebilirsin.” Aaron’ın cevabını duyan Tasha peşime takıldı. Biraz uzaklaştıktan sonra durduk.

“İyi misin?” diye sordu Tasha. Sorusunu görmezden geldim.

“Horol biliyor, annem ve babamın katledildiği yere götürdü beni.” dediğimde şaşkınlık ve panikle bana baktı.

“Ne? Nasıl?”

“Biri söylemiş ama kimin söylediğini bilmiyorum.”

“Biri biz konuşurken duymuş ve Horol’a söylemiş olmasın?” Bu ihtimal çok düşüktü, özellikle emin olmuştum kimsenin olmadığına.

“Biz konuşurken etrafta kimse yoktu, eminim.”

“Yani aramızdan biri söyledi.” Bunu her ne kadar söylemek istemesem de öyleydi…

“Evet.” diye onayladım.

“Peki ama kim? Hiçbiri böyle bir şey yapmaz.” Tasha, inanmak istemiyor, bu ihtimali inkâr ediyordu.

“Aklıma biri geliyor ama…” dediğimde Tasha hemen, “Yapmaz.” dedi.

“Emin olamazsın.”

“Senin de kanıtın yok.”

“Biliyorum, sadece bir şüphe.” Tasha beni kafasıyla onayladı. Düşündüğümüz kişinin her ne kadar bunu yapmamasını dilese de emin olamıyordu Tasha. Bir süre sessizce düşündük, kafamızda her ihtimali evirip çevirdik.

“Bunu daha sonra tekrar konuşuruz, şimdi geri dönmemiz lazım.” dediğimde başıyla beni onayladı. Antrenman alanına vardığımızda daha mola bitmemişti. Tasha diğerlerine katılırken bende Aaron’ın yanına doğru ilerledim.

“Bir sorun mu var?” diye sordu Aaron ekibe bakarken.

“Maalesef ki.” Aaron bakışlarını bana çevirdi ve bir şeyim var mı diye süzdü.

“Horol mu bir şey yaptı?” dedi telaşla.

“Biliyor.” dedim sadece. Aaron’ın gözleri buz kesti.

“Kim söyledi?”

“Bilmiyorum.”

“Şüphelendiğin biri var mı?” Aaron, gene soru yağmuruna tutmaya başlamıştı.

“Hayır, yok.” diye yalan söyledim. Aslında şüphelendiğim biri vardı ama bunu ona söylemeyecektim.

“Anladım…” Askerler yine toplanmaya başlayınca konuşmayı kestik ve antrenmana devam ettik.

⚔

Askerlerin antrenmanları bittiğinde antrenman alanında yalnız kaldım. Ekip beni yemek yemeğe davet etmişlerdi ama ben antrenman alanında kalıp biraz çalışmak istemiştim.

Birkaç saattir çalışıyordum. Bütün bu olanları kafamdan atamıyor, sürekli zihnimde sorular dönüyordu. Horol’a kimliğimi kim söylemişti? Amcamla yüzleşmeye hazır mıydım? Ekibe güvenip onlara bağlanıp gene aynı zayıflıya düşecek miydim? Bütün bu cehenneme hazır mıydım? Her şeye rağmen güçlü kalabilecek miydim? Bütün bu soruların şu an cevaplayamasam da bir gün hepsi cevaplanacaktı.

“Cristiana.” Aaron’ın sesiyle şınavı bırakıp ayağa kalktım.

“Aaron?” dedim neden geldiğini merak ederek.

“Rahatsız ettiğim için özür dilerim.” derken Aaron, havluma doğru yürüdüm.

“Önemli değil. Bir şey mi oldu?” Havluyu alıp terimi sildim.

“Hayır, yani onun gibi bir şey.” Aaron’a baktığımda bana doğru gelmeye başladığını fark ettim. Yanıma geldiğinde sordum, “Horol mu?”

“Amcan.” dediğinde ciddileştim. Horol söylemiş miydi? Ama amcam söyleseydi Aaron’a mesajı iletmesini istemezdi ki, gelip kendi benimle konuşurdu.

“Ne dedi?” diye sordum panikle.

“Arthur Clark, zaferimiz için bir parti düzenliyor ve senide davet ediyor.” Aaron, o kadar yumuşak konuşmuştu ki bir an paniğim azaldı.

“Sence biliyor mu?” Neden bilmiyordum ama bir an onun düşüncesini duymanın beni rahatlatacağını düşündüm.

“Biliyormuş gibi değildi.”

“O zaman Horol’un bir planı var, yoksa çoktan söylerdi.” Bu ihtimal çok daha kötüydü.

“Bende bundan şüpheleniyorum.” diye katıldı bana Aaron. Bir süre sessiz kaldık. Bu sessizliği bozan Aaron oldu: “Partiye katılacak mısın?”

“Maalesef ki.”

“Zorunda değilsin.” Evet zorunda değildim ama katılmalıydım. Eğer Horol, amcama bir şey söylemezse onun dikkatini göze alamazdım. Bir gün bu açığa çıkacaktı biliyordum ama o gün olabildiğince geç gelmeliydi.

“Katılmazsam dikkat çekerim.” diye yanıtladım.

“Kızlara haber veririm o zaman, beraber hazırlanırsınız.” Onları benimle takılmaya zorlayamazdım. Bir yük gibi peşlerinde dolanamazdım.

“Teşekkürler ama onlara yük olmak istemem. Hem Lona, beni çok tanımıyor belki rahatsız olur.”

“Cristiana, kendini önemsiz veya yük olarak görmeyi kes! Onlar sen asla yük veya önemsiz biri olarak görmez.” Aaron’ın dediği karşısında bir anlık afalladım.

“Ona katılmak her ne kadar istemesem de haklı.” dedi Tengri. Aaron’a cevap verecektim ki Tasha ve diğerlerinin sesini duyunca vazgeçtim. Aaron’la o tarafa doğru döndük.

“Cristiana.” diye seslendi Tasha. Diğerlerinin önünde yürüyordu. Yanıma geldiğinde elindeki torbayı gösterip “Sana yiyecek bir şeyler getirdim.” dedi. Tasha’nın bu haline gülümsedim.

“Teşekkürler.” Diğerleri de yanımıza geldi.

“Abi neden hızlı hızlı ayrıldın yemekhaneden?” diye sordu Lona, Aaron’a

“Chef zaferimiz için bir parti düzenliyor ve onur konuğu Clara.” Aaron’ın dediği karşısında hepsi şaşkınlıkla bana baktı.

“Ne!” dedi Tasha panikle.

“Partiye katılmayı düşünüyor musun peki sinir-küpü?” Bert’in sorusunun aynısını Aaron’da sormuştu.

“Maalesef.” diye Berti cevapladım.

“Biliyor mu?” Tasha’nın sorusuyla ona doğru döndüm.

“Hayır, bilmiyor.”

“Ne giyeceksin?” diye sordu Lona. Bu soru karşısında kaşlarımı çattım. Ne mi giyecektim?

“Ben mi?” diye sordum.

“Evet.”

“Bilmiyorum.” Ben harbiden ne giyecektim?

“O zaman alışveriş vakti.” diyerek koluma girdi Lona. Tam bir şey diyecekken diğer koluma Tasha girince sustum.

“Çok altın harcamayın.” dedi Aaron bıkkın bir sesle.

“Söz veremem.” Lona ve Tasha, beni sürüklemeye başladı. Onlar beni sürüklerken kafamı çevirip Aaron’a baktım. Yüzünde hafif bir tebessümle bizi izliyordu. Benim baktığımı görünce kaşlarını kaldırıp ben sana demiştim gibi baktığında önüme döndüm. Kızların konuşmasına odaklandım ve başka bir şey düşünmemeye çalıştım.

Saatlerdir dükkân dükkân gezip kıyafet bakıyorduk. Yine bir dükkândan çıktığımızda kızlar önden yürüyüp bu sefer hangi dükkâna gideceğimizi tartışıyorlardı, bende onların arkasından bitkin bir şekilde yürüyordum. Kızlar bir sürü elbise denemiş, bana da zorla denetmişlerdi. Tasha ve Lona, bir şey almak için bir tezgâha uğrayınca durduk.

Onları beklerken bir dükkânın önünde duran cansız bir manken gözüme çarptı. Manken, yanmış, beyaz boyası sökülmüş, bazı yerleri siyah ve kırmızı boyayla boyanmıştı. Bu görüntü karşısında tüylerim diken diken oldu. Garip olan ise bu manken bir yerlerden tanıdık geliyordu.

“Tüyler ürpertici.” Tasha’nın sesiyle ona doğru döndüm. Tasha yanıma gelmiş, Lona ise hâlâ tezgâhta bir şeyler bakıyordu.

“Ve çok tanıdık.” dedim bir yandan da mankene bakmaya devam ederek.

“Evet…” diye onayladı beni Tasha.

“Acaba başka bir evrende bu mankenle bir şey mi yaşadık?” Başka bir evren var mıydı bilmiyordum ama bu düşünce hoşuma gitmişti.

“Olabilir, tabii başka evren diye bir şey varsa.” İkimizde birbirimize baktık. Başka evrenlerde gene en yakın arkadaş olduğumuzu düşünmek neden bilmiyordum ama beni rahatlatmıştı. Lona yanımıza geldiğine dükkânları gezmeye devam ettik.

⚔

Tasha, Lona ve beni evine davet etmişti hazırlanmamız için. Parti için hazırlanıyorduk. Aaron, amcamın parti vereceğini söyleyeli iki gün geçmişti. Tasha, beni sandalyeye oturtmuş, şu an bana makyaj yapıyordu.

“Abimler, geliyor.” Lona camdan ayrılıp yatağa oturdu.

“Bert, saçımızı bozmazsa şanslıyız.” diye mırıldandı Tasha. Bu hallerine güldüm.

“Gülme, bu senin de başına gelebilir.” diye çemkirdi Lona. Ona doğru dönmek istedim ama Tasha izin vermedi.

“Kıpırdama!”

“Sizce bu akşam sorunsuz geçer mi?” Lona’nın sorusuyla biran duraksadık.

“Öyle geçmesini umuyorum.” dedi Tasha.

“Ben, amcam ve Horol on bir yıl sonra aynı partide olacağız ve sorun çıkmayacak mı? Buna her ne kadar inanmak istesem de bu ihtimal çok düşük.”

“Eskiden Horol’la nasıl bir ilişkiniz vardı?” Lona’nın sorusuyla ona doğru döndüm.

“Lona!” diye uyarmaya çalıştı Tasha.

“Ne? Merak ettim.”

“Yine atışıyorduk ama Clark ailesinde en yakınım oydu.” Sesimde hiçbir duygu kırıntısı yoktu.

“Peki neden Clark soyadını kullanmıyorsun?” Clark soyadını kullansaydım ben değil Clark’lar saygı kazanırdı, amcam ve Horol beni bulurdu, müttefikim olmazdı, insanlar saygı değil sadece korkuyla bakarlardı bana, bütün bu başarım benim değil soyadımın olurdu demek istiyordum ama yapamadım.

“Lona, çizgiyi aşma lütfen.” Tasha’nın uyaran sesiyle düşüncelerimden ayrıldım.

“Clark soyadını hak etmiyorum.” Bütün bu içimdeki karmaşayı bir cümleyle hiç saymıştım ve bu cümleyi her ne kadar duygusuz bir şekilde söylesem de içimde bir yerlerde saplanıp kalmıştı. Canımı yakmıştı ama bu bir gerçekti, inkâr etmenin bir manası yoktu.

“Çünkü daha iyisini hak ediyorsun.” Aaron’ın sesini duyunca şaşkınlıkla o tarafa doğru döndüm. Kapı eşiğinde durmuş, bizi izliyordu. Üçü de takım elbise giymişti. Omuz silktim.

“Belki.” Dedim.

“Kapı neden açık? Ya başkası girseydi.” dedi sert bir şekilde Evan.

“Sizin için açık bıraktık.” Tasha’nın açıklamasını beğenmemiş olacak ki tam bir şey söyleyecekken araya girdim: “Başkası girseydi bile bu onun ölümü olurdu.”

“Sakin ol sinir-küpü. Ne o öyle hemen öldürmek?” diyerek yatağa atlayıp Lona’nın saçlarını karıştırmaya başladı.

“N’aber yelloz.” Lona, Bert’in dediği şeye sert bir bakış gönderdi ama Bert hâlâ saçlarını karıştırdığı için bu bakışı pek etki etmedi.

“Ya! Saçımı bozacaksın.” diye ciyakladı sonunda Lona, bir yandan da Bert’in elini ittirmeye çalışıyordu.

“Saçını mı bozacağım?” dedi alaycı bir sesle Bert.

“Yürü git Bert!” Lona’nın bu çırpınışına kayıtsız kalamayan Tasha eline ilk gelen eşyayı Bert’e attı. Tasha’nın attığı eşyayı havada yakalayan Bert ellerini teslim olurcasına kaldırdı.

“Teslim oldum tamam.” diyerek Bert, Lona’yı serbest bıraktı.

“Bitti.” dedi sonunda Tasha. Aynaya baktım. Çok fazla abartı olmayan, asil bir makyaj yapmıştı Tasha. Makyajım, siyah, yırtmaçlı elbisem ve siyah renkli eldivenlerimi tamamlıyor, açık bıraktığım saçlarımla çok asil görünüyordum.

“Ellerine sağlık.” diyerek sandalyeden kalktım.

“Rica ederim.” Tasha bakışlarını Lona’ya çevirdi.

“Lona, gel senin de saçını düzeltelim.” Lona, Bert’e sert bir bakış gönderip sandalyeye oturdu. Lona, kırmızı, uzun bir elbise giymişti. Arkadan klipsli tokayla tutturduğu saçlarıyla tam bir prenses gibi gözüküyordu. Tasha ise gece mavisi kıyafeti ve üsten topuzuyla sade ama şık bir kombin yapmıştı.

Cama gidip dışarı baktım. İnsanlar, süslenmiş bir şekilde partiye doğru gidiyorlardı, yas tutanlar ise evlerinde yüreğindeki acıyla kahroluyordu… Bana ise ailemin yasını bile tutmam yasaktı.

“Çok güzel olmuşsun.” Aaron, yanıma gelmişti. Fısıldayarak konuşmuştu.

“Teşekkürler.” dedim fısıldayarak. İstemsizce tebessüm etmiştim.

“Seni ilk defa zırhın olmadan görüyorum.” dedi bu sefer.

“Bende seni ilk defa takım elbiseyle görüyorum.” dediğim şeye karşı gülümsedi Aaron. Fısıldayarak konuşuyorduk.

“Seni ilk defa silahsız görüyorum sinir-küpü.” Bert, sanki Aaron ve benim konuşmamı duymuş gibi bunu sorunca ikimizin bakışları ona doğru döndü.

“Silahsız olduğumu nereden çıkardın?” dedim elbisemin yırtmacını biraz kenara çekerek. Yırtmacı kenara çektiğimde kınında duran iki hançerim gözüktü. Yırtmacı geri bıraktım ve elbisemi düzelttim.

“Sizce ne zaman kaos çıkacak?” diye sordu Lona.

“Bence sonlara doğru çıkacak, üç altına iddiaya girerim.” dedi Bert. Şu an benim, amcamın ve Horol’un üzerine iddiaya mı giriyorlardı? Aaron’ın dikkatli bakışlarını hissedince göz ucuyla ona baktım. Tepkilerimi ölçüyor, rahatsız olduğumu hissettiğinde müdahale etmek için bekliyordu. Bakışlarımı tekrardan diğerlerine çevirdim.

“Başlarda çıkar dört altına iddiasına varım.” dedi Lona.

“Bence Cristiana’yı kenara çekip konuşurlar ve baş altın.” dedi kendinden emin bir şekilde Tasha. Üçümüzü en çok tanıyan ve aralarında en mantıklı teoriyi ortaya atan oydu.

“Konuşma yapacakları sırasında çıkacak, ortaya bütün altınlarımı koyuyorum.” dediğim şey karşısında beşi de şaşkınlıkla bana baktı. Bu şaşkın bakışlara, kararlı ve kendimden emin bakışlarımla karşılık verdim. Eğer Horol’un bir planı varsa gösterişten kaçınmazdı, bu yüzden de konuşma yapılacak zaman en iyisiydi.

“Baya iddialı.” diye mırıldandı Evan.

“Şimdiden kaybetmiş olabiliriz.” Tasha’nın dediği şeyle şaşkın bakışlar ona döndü.

“Cristiana, kazanamayacağı savaşlara girmez.” dedi Tasha.

“Göreceğiz.” Bert, kendinden çok emin konuşmuştu.

“Çıkalım mı artık?” diye sordu Aaron.

“Tamam.” diyerek alacağımızı alıp evden çıktık. Parti alanına geldiğimizde etrafı inceledim. Parti alanı büyük bir çadırın içine kurulmuştu. İçeride minik masalar, etrafı aydınlatmak için meşaleler, çadırın en sonunda ise tahtadan sahne vardı. Amcam bu partiye baya bir altın harcamış olmalıydı.

Çadırın en ücra köşesinde bir masa tutup sohbet etmeye başladık. Çok geçmeden müzisyenler bir şeyler çalmaya, garsonlar içkileri dağıtmaya başladı. Zaman ilerledikçe müzikler, danslar, kahkahalar, flörtleşmeler, sarhoş olanlar artmaya başladı.

Saat gece yarısına gelmeye başladığında ben daha ikinci bardağımın yarısına gelmiştim. Amcam konuşma yapmak için ilerlemeye başladığında Horol onu durdurdu. Amcama bir şeyler söyledikten sonra amcam sahnenin kenarında durdu ve Horol sahneye çıktı. Konuşmayı o yapacaktı… Meraklı bakışlar ona döndü ve herkes susup pür dikkat onu dinlemeye başladı.

“Ne yapıyor bu?” Tasha’nın sorusunun cevabını bende merak ediyordum.

“Konuşmayı o mu yapacak?” diye sordu bu sefer Evan.

“Sessiz olun da öğrenelim.” diye susturdu Aaron onları. Hepimiz dikkatle onu izlemeye başladık.

“Bayanlar ve Beyler, bugün burada girdiğimiz savaşın zaferini kutlamak için toplandık.” İnsanların çoşkulu sesi çadırı doldurdu. Hiçbir duygu kırıntısı olmadan kuzenimi izlemeye devam ettim.

“Bugün burada tek zaferimizi değil onur konuğumuzu da kutlamaya geldik.” dedi Horol çoşkulu bir sesle. İnsanlar merakla onu dinlemeye devam etti ama ben kimden bahsettiğini çok iyi biliyordum.

“Onur konuğumuz Cristiana Clark’ı buraya davet ediyorum.” Çadırı bu sefer çoşkulu sesler değil, meraklı, soru soran mırıltılar doldurdu. Tengri’nin endişesi yoğun bir şekilde bir anlığına zihnimde dalgalandı. Amcama baktığımda o da şok olmuş bir şekilde Horol’a bakıyordu. O da herkesle beraber öğrenmişti benim aslında kim olduğumu.

“Gidelim.” dedi Aaron hemen. Ekip bir anda gitmek için hazırlanmaya başlayınca, “Hayır, gerek yok.” dedim. Hepsi şaşkın gözlerle bana baktı.

“Ne yapacaksın?” diye sordu Bert.

“Çıkıp Horol’un gösterisini tamamlayacağım.” Cevabım onu tatmin etmiş olacaktı ki yarım bir gülümseme ve gururla baktı bana.

“Emin misin?” Tasha’nın sorusuyla ona doğru döndüm. Gözlerindeki endişe rahatlıkla okunabiliyordu.

“Evet.” dedim kararlı bir sesle. İçkimin kalan yarısını kafama dikip sahneye doğru yürümeye başladığımda Tasha’da benimle birlikte sahneye kadar geldi. Bu bizim aramızda sessiz bir mesajdı. Bu hareket ‘Ne olursa olsun senin arkandayım, en ufak bir terslikte yardımına koşacağım.’ anlamına geliyordu. Sahneye çıkınca meraklı fısıltılar arttı.

“Ben, Clark ailesinin kayıp üyesi Cristiana Clark…” dedim soğuk ve duygusuz bir sesle. Ben konuşmaya başladığımda herkes sessizliğe gömülmüştü.

“Benim neden kayıplara karıştığımı veya nasıl hayatta kaldığımı merak ediyorsunuz, biliyorum. Nasıl hayatta kaldığım önemli değil, önemli olan önümüzdeki savaş. Savaş bitmedi, tam tersine daha yeni başlıyor. En az kaybı verebilmek için hazırlıklı olmalıyız. Peki, neden kayıplara karışıp yıllar sonra tekrardan ortaya çıktım? Bu ve bütün sorularınızı açıklamak bana düşmez, bu yüzden bütün bu sorularınızı amcam açıklayacak.” diyerek elimle hâlâ şokta olan amcamı gösterdim. Amcam şoktan kurtulup bana sinirli bir şekilde baktı ama ben ona tatlı tatlı gülümsedim. Amcam sahneye çıkıp yanımıza geldiğinde “İzninizle.” deyip sahneden indim. Amcamın uydurduğu yalanları dinlemek istemiyordum. Tasha’nın yanına varınca arkamdan biri selendi: “Cristiana!” arkama dönüp baktığımda Horol olduğunu gördüm.

“Ne var Horol?” dedim bıkkın bir sesle.

“Öyle kaçıp gidemezsin.” Kaçıp gidemezsin… Bunu daha önce kaç kere duymuştum hiçbir fikrim yoktu.

“Gidebilirim, gittim de.” dediğim şey karşısında biran afalladı Horol.

“Sen gittikten sonra seni her yerde aradım. Herkes yavaş yavaş senin öldüğünü düşündüğünde bile seni aramaktan vazgeçmedim. Beni affetmen için daha ne yapmalıyım?” Cidden bunları yapmış mıydı? Hayır Cristiana, iki iyi söze gardını indirmeyeceksin. Cehennemimde güçlü durmam lazımdı.

“Böyle mi seni affedeceğimi sandın. Hayatım tekrardan cehenneme dönerken mi seni affetmeliyim?”

“En sonunda herkes öğrenecekti.” Bir insan bu kadar vurdum duymaz olamazdı. Yüzlerce göz merakla beni süzmüştü ve Horol gelmiş bana ‘en sonunda herkes öğrenecekti’ diyor.

“Yeter. Arkadaşımla düzgün konuş Horol, şu an hiçbirimiz on beş veya on sekiz yaşımızda değiliz yani artık ikimizde susmayacağız.” diye çıkıştı Tasha.

“Siz tekrardan sanki araya yıllar girmemiş gibi yakın oldunuz.” Horol, kafasında pazılın parçalarını birleştiriyormuş gibi duraksadı.

“Hâlâ anlamadın değil mi?” dedim. Hâlâ anlamaması garipti.

“Siz görüşmeyi hiç kesmediniz…” dedi aydınlanmış gibi.

“Ne sanıyordun? Cristiana’yı tek mi bırakacağımı sanıyordun?” Tasha’nın bu çıkışını görmezden geldi Horol.

“Lona biliyor muydu?” diye sorunca kaşlarımı çattım. Lona ve Horol beraber miydiler?

“Hayır, daha yeni haberi oldu.” dedi Tasha.

“Onlara da yalan söyledin.”

“Evet ve Cristiana’nın iyiliği için tekrar yalan söylemeye hazırım.” Tasha bunu bir an bile düşünmeden söylemişti.

“Sorgun bittiyse izninle gidiyoruz biz.” deyip Horol’un cevabını beklemeden oradan ayrıldık. Masaya ulaşınca rahat bir nefes verdim.

“İyi misin?” Aaron, kulağıma fısıldamıştı. Kafamı kaldırıp ona baktım. Gözleri, yüzümü tarıyor, herhangi bir duygu arıyordu.

“Evet.” dedim bir yandan da kafamla onaylayarak.

“İddiayı sen kazandın.” Bert, mutsuz bir şekilde homurdandı. Onun bu hâline istemsizce gülümsedik. Yeni bir içki için bir garsona el ettim.

“Bayan Clark, buyurun.” diyerek içkiyi uzattı.

“Teşekkürler.” dediğimde gülümseyip içki dolu tepsiyle dolaşmaya geri döndü. İçki bardağımı ağzıma götürüp “Clark.” diye fısıldadım tükürürcesine. Bu soyadından her zaman nefret edecektim.

Müzikler tekrar çalmaya başladı. Çok geçmeden Evan, Tasha’yı dansa kaldırmış, Lona, Horol’un yanına gidip onla dans ediyor, Bert, birkaç kızla sohbet ediyordu. Aaron ise benden özür dileyerek komutanların yanına gitmesi gerekmişti. Masada tek başıma onları izliyor, arada yanıma gelen meraklı insanların sıkıcı sorularını cevaplıyordum. Aaron, komutanlardan kurtulup yanıma geldi.

“Komutanlardan kurtulmuşsun.” dedim.

“Nasıl oldu inan hiçbir fikrim yok.” dedi bıkkın bir sesle. Bu cevabına gülümsedim.

“Parti çok sıkıcı.” dedi bu sefer. Partideki insanlara baktım. Partileri hiç sevmemiş, gereksiz görmüştüm.

“Katılıyorum.” dedim. Aaron elini bana uzatarak “Gidelim mi?” diye sorunca bir an afalladım. Böyle bir teklif beklemiyordum.

“Çok iyi olur, insanların sorgusundan sıkılmıştım.” diyerek Aaron’ın uzattığı elini tuttum. El ele parti alanından çıkıp kayalıklara gittik. Oradan uzaklaşmak çok iyi gelmişti.

Etraf kayalık olmasına rağmen topuklu ayakkabılarla profesyonel bir şekilde yürüdüm. Kayalıkların ucuna geldiğimizde ancak o zaman birbirimizin elini bıraktık. Kayalıkların ucuna oturup ayaklarımızı aşağıya sarkıttık. Müzik sesi azda olsa buraya kadar geliyordu.

“İyi misin?” diye sordu Aaron.

“Galiba evet.” dedim.

“Seni partide tak başına bıraktığım için özür dilerim.”

“Aaron, sen komutansın. Tabii ki de gidip başka komutanlarla konuşman gerekecek.” dediğimde gülümsedi. Ekiptekiler gelene kadar sohbet ettik. Akşam Lona ve ben Tasha’nın yoğun ısrarları sonucunda onda kaldık.

⚔

Öğlen ekiple etrafta gezinirken Horol beni durdurdu. Tasha, yanımda kalmak istese de en sonunda o da diğerleri gibi bizim yalnız konuşabileceğimiz ama en ufak bir tehlikede müdahale edebilecekleri bir yerde durdu.

“Ne var Horol?” dedim bıkkın bir sesle.

“Dün akşam Aaron’la el ele tutuşarak partiden çıktığınızı gördüm. Aranızda bir şey mi var?” Cidden bunu sormak için mi kenara çekmişti beni? Asla büyüyemeyecekti.

“Aaron’la aramızda bir şey yok ama olsa bile bu seni ilgilendirmez.” Kiminle bir ilişkim olduğu onu ilgilendirmezdi. On bir yıldır yanımdaymış gibi şu an kiminle ne ilişkim olduğunu soramazdı.

“Elbette ilgilendirir, ben senin kuzeninim.”

“Keşke bu korumacılığını daha önceden gösterseydin.” Horol, bana cevap verecekken ondan önce başkası davrandı: “Horol ve Cristiana toplantı odasına. Hemen!” Amcamın siniri sesinden belli oluyordu ama bu benim umurumda değildi.

“Sana zarar vermeye kalkarsa orayı alevlere veririm!” derken Tengri benim aklımdan sadece tek bir cümle geçti: Cehennemine hoş geldin Cristiana…

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Okuduğunuz için teşekkürler, bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.