İçeriğe geç

Alev Serisi

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Alev Serisi

Bölüm 5

5.Bölüm

2024'ün son bölümüyle karşınızdayım. Umarım bölümü beğenirsiniz. Yazım yanlışları varsa, saygı çerçevesi içinde bana bildirirseniz çok mutlu olurum. İyi okumalar.

Flashback

“Anne Tasha’yla oynamaya gidebilir miyim?” diye heyecanla sordum anneme. Bu heyecanımı fark eden annen gülümsemeden edemedi.

“Ne bu heyecan? Her gün birbirinizi görmüyor musunuz zaten?” diye sordu annem. Sesi öyle yumuşaktı ki bana huzur veriyordu.

“Ama anne lütpen.” diye direttim. Gözlerimi kırpıştırıp masum masum baktım. Annem bu hareketime hiç hayır diyemezdi. Annem, bu halimi görünce derin bir nefes veri.

“Peki ama saat geç olmadan evde ol.” diye pes etti annem.

“Damam.” diyerek kapıya koştum. Tam çıkacakken annem seslendi. “Cristiana!” Anneme baktığımda peşimden geldiğini gördüm. Meraklı gözlerle ona baktım.

“Ejderha ordusunun ve askerlerin antrenman alanına gene girmeye kalkmayın. Ve herhangi bir şey olduğunda yanıma gel.” diye her zamanki uyarılarını yaptı annem.

“Peki.” diye geçiştirdim onu. Bir an önce Tasha’yla oyun oynamak istiyordum. Annem benim boyuma gelebilmek için dizlerinin üzerine çöktü.

“Dikkatli ol.” diye uyardı annem tekrardan ve ardından bana sarıldı.

“Merak edme anne, bir şey olursa geliriz.” dedim ardından hızla, “Görüşürüz.” deyip koşarak evden çıktım. Annem arkamdan “Koşma!” diye seslense de onu duymazdan gelip Tasha’nın yanına gittim. Tasha, meydanda beni bekliyordu. Yanına gittiğimde birbirimize sarıldık.

“Kayalıklara gidelim mi?” diye bir öneride bulundu Tasha.

“Oluy” dedim bir saniye bile düşünmeden. Ora bizim özel yerimizdi. Kayalıklara giderken biri bana seslendi. Arkamı dönüp baktığımda Horol olduğunu gördüm.

“Richard’lar bizim düşmanımız ve onların arkadaşları da öyle.” dedi Horol. Richard’lar ve Clark’lar yıllardır düşmanlardı, bu yüzden babam ve amcamda böyle düşünüyordu. Yengem Richard’larla arkadaşlık yapabileceğimi, kimsenin arkadaş seçimlerime karışamayacağını, karışırsa karşılarında onu bulacaklarını söylüyordu.

“Tasha’yla düzgün konuşmazsan asıy sen benim düşmanım olurşun. Ve seni yengeme söylerim!” diye tehdit ettim onu ve ardından Tasha’nın kolundan tutup kayalıklara doğru sürükledim.

“Horol’un dediğine aldanma sen.” dedim kayalıklara vardığımızda Tasha’ya.

“Soyun yok.” Biraz düşündükten sonra ekledi: “Ama bana bir söz ver.” Elini uzattı.

“Ne sözü?” diye sordum büyük bir merakla.

“Ne olursa olsun beraber savaşıp beraber öleceğiz… Söz mü?” Tasha’nın bana uzattığı elini tuttum.

“Söz…” Bu sözü ölene kadar tutacaktık. Yardıma ihtiyacımız olduğunda hemen gelecek ve o sorunla beraber başa çıkacaktık. Belki de bu söz hayatımı değiştirecekti ama umurumda değildi çünkü hayatım kötüye bile gitse hep en yakın arkadaşım, dostum yanımda kalacaktı.

Günümüz

Yüzlerce ok bize doğru geliyordu. Aaron’ı uyarmak için ona döndüm ama o benden hızlı davranıp bana doğru atıldı. İkimizde yere düştük. Aaron yere düştüğümüzde kafamı çarpmamam için Aaron elini kafam koymuştu. Aaron kendisini benim için siper etmişti…

Tengri, kanatlarını açıp bizim üzerimize eğildi ve bizi oklardan kurtardı. Başını kaldırdı ve sinirli bir şekilde kükredi ve ardından sinirli bakışlarını kendini benim için siper eden Aaron’a çevirdi.

“Şu anda onu canlı canlı yerdim ama daha önemli işlerimiz var.” dedi Tengri zihnimden. O an Aaron’la ne kadar yakın olduğumuzu fark ettim. Aaron ayağa kalkıp benimde kalkabilmem için elini uzattı ama elini tutmayıp kendi başıma kalktım ve gökyüzüne baktım. Saldırı çoktan başlamıştı ve bir an önce orduların savaş düzenine geçmesi lazımdı. Hemen maskemi ve pelerinimi takıp hızlı adımlarla Tengri’ye doğru yürüdüm.

“Bir daha canını boşa tehlikeye atma komutan.” diye Aaron’ı uyarırken Tengri’nin yanına varmıştım. Tengri’nin tam kanadını tutmuştum ki Aaron söylediği şeyle durakladım: “Senin canın önemsiz değil, yani canımı boşa tehlikeye atmış olmuyorum. Hem benim görevim Clark’ları ve halkı korumak.” Aaron’ı duymazdan gelip Tengri’nin kanadını tutum.

Tengri, beni kanadıyla hızlı bir şekilde kaldırdığında kanadından kayıp gövdesine ulaştım. Tengri, keskin bir hareketle havalandı ve okların geldiği yöne doğru uçmaya başladık.

Çok geçmeden Aaron’da yanımızda uçmaya başladı. Savaş alanına yaklaştığımızda etrafı görebilmek için ayağa kalktığım. Aaron endişeyle bağırdı: “Ne yapıyorsun?!”

“Merak etme düşmem!” derken bir yandan da Tengri’nin kafasına doğru yürümeye başladım. Yedi gemi vardı. Bir gemi en fazla ortalama atmış kişi taşıyabilirdi ve bu da demek oluyordu ki dört yüz yirmiye yakın savaşçı vardı.

Ejderha ordusu Aaron’la etrafımızda savaş düzeni oluşturacak şekilde hiza aldı. Aaron’nın yanında Lona ve Tasha, benim yanımda ise Bert ve Evan hiza almışlardı, diğerleri ise bizim arkamızdaydı ve hepsi bana şaşkın bir şekilde bakıyordu ama bunu umursamadım.

“Tasha, sen ve ben sola gidiyoruz. Komutan ve Evan sizde sağa gidin, Bert ve Lona sizde ortaya gidin. Diğerleri havadan gemileri vursun ve halka yardım etsin!” diye emir verdiğimde herkes Aaron’a baktı. Onun lafına göre hareket edeceklerdi.

“Gizemli kız ne diyorsa o!” diye bana katıldı Aaron. Tengri, sola doğru keskin bir dönüş yaptı. Sırtımdaki kılıcı elime alarak Tengri’nin kanadına doğru koştum. Yere yaklaştığımızda kanatlarını çırpmayı bıraktı ve bir kanadını yere doğru yaklaştırdı. Kanadından kayıp yere ayak bastım.

Savaşçılar bir an duraksayıp bana saldırmaya başladı ama hepsinin hamlesini savurdum. Tasha, çok geçmeden yanıma geldi ve beraber savaşmaya başladık. Bu savaş düzenini özellikle seçmiştim. Lona ve Bert, Aaron ve Evan, ben ve Tasha birbirimizi tamamlıyor, zayıf yönlerimizi kapatıyorduk. Dizilimi ise normal ordu dizilimine göre seçmiştim, bu sayede daha uyumlu savaşabilecektik.

“Az önce Tengri’nin üzerinde ayağa kalkıp ejderha ordusuna emir mi verdin yoksa ben mi yanlış gördüm?” diye şaşkınlıkla sordu ona doğru gelen bir hamleyi savuştururken. Tasha’ya bunun hakkında çalışmalar yaptığımı ve artık Tengri’nin sırtında rahatlıkla yürüyebildiğimi söylememiştim. O da diğer herkes gibi ilk defa görmüştü.

“Doğru gördün.” dedim bir hamleyi savuştururken. Kafamı bir anlığına ona doğru çevirdiğimde Tasha’nın arkasından bir savaşçının yaklaştığını gördüm. Karşımdakine bir hamle savurup hançerimi kınından çıkardım ve Tasha’nın arkasındaki savaşçıya fırlattım. Tam kafasına denk gelmişti fırlattığım hançer. Tasha hızla arkasını döndü. Önce yerdeki adama, sonra ise bana baktı.

“Teşekkürler.”

“Her zaman.” dedim ve bana doğru gelen hamleyi savurarak kılıcımı karşımdaki savaşçıya sapladım. Çok fazlaydılar. Tasha’yla sırt sırta verdik. Birbirimizin arkasını koruyacaktık. Biraz zorlanacaktık ama önemli değildi, beraber olduğumuzda her şeyin üstesinden gelirdik.

Önümdekine hamle yapıp dönerek Tasha’yla yer değiştirdik. Hızlı hareketlerle savaşçıya saldırdım. Kılıçlarımız birbirine kilitlendiğinde solundan hızlı adımlarla dönerek arkasına geçtim ve o daha ne olduğunu anlayamadan kılıcımı savaşçının karnına sapladım. Kılıcımı adamın gövdesinden çıkarıp keskin bir hareketle arkamı döndüm ve arkamdan gelen hamleyi savurdum. Savaşçı bana hamle yaparken ben hamleleri savuşturarak hareketlerini gözlemledim.

‘Bir insanın dövüş tarzı parmak izi gibidir, bu yüzden savaşlarda gözlem çok önemlidir.’ derdi hep yengem. Haklıydı da, her dövüş tarzı farklıydı. Fark yok gibi görünse bile ufakta olsa bir fark hep olurdu. Bu farkları bulup dövüş tarzını belirlemek savaşta zor olsa da önemli bir adımdır. Bir kişinin dövüş tarzını çözerseniz o kişiyi yenmeniz ve kişiliğini analiz etmenizi kolaylaştırırdı. Dövüş tarzı aynı zamanda da kişinin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu da analiz etmemize de yarardı.

Tasha’nın dövüş tarzı asildir, kendinden emin bir şekilde savaşır, kıvrak hareketlerle hamleleri savuşturur, bir sonraki hamlesini belli etmezdi ve bu yüzdende çözülmesi zor bir dövüş tarzına sahipti. Lona’nın dövüş tarzı daha basitti, hassas bir yapıya sahipti, diğerlerinden daha kolay bir dövüş tarzı olsa da kendinden emin hamleleri, keskin ve düşmanı yanıltan hareketlerle dövüş tarzının çözülmesini zorlaştırırdı. Bert’in daha önce hiçbir benzeriyle karşılaşamayacağınız bir dövüş tarzı vardır, büyük ve hızlı hamleleri, dik duruşu ve kişiliğiyle uyan bir dövüş tarzı vardır, çözülmesi çokta zor olmayan bir dövüş tarzına sahip olsa da yenilmesi zor bir rakipti. Evan’nın hamleleri daha soğuk ve kesindir, bunlar dövüş tarzına kesinlik katıp daha kolay anlaşılabilir bir dövüş tarzını oluşturuyordu ama ejderha ordusunun en iyi savaşçılarındandı. Aaron’ın dövüş tarzı kesin, kendinden emin, sert ve gözlemciydi. Evet, hem dövüşüp hem de etrafta olan şeyleri gözlemliyor, tehlikenin nereden geleceğini hesaplıyordu ve buna karşı önlem alıp orduyu yönetiyordu. Aralarında dövüşte en yetenekli kişi oydu, bu yüzden zaten komutan olmuştu.

Bu beşli ejderha ordusunun en yetenekli beş savaşçısı ve binicisiydi. Dövüş tarzlarını nasıl mı biliyordum? Gözlemle. Tasha’yla zaten neredeyse beraber öğrenmiştik dövüşmeyi. Diğerlerini ise Tasha’ya yardıma gittiğimde gözlemleyerek öğrenmiştim.

Benim dövüş tarzım mı nasıldı? Benim dövüş tarzım asil, kıvrak, kesin ve kendinden emin hareketlerim, gözlemci kişiliğim, sert dövüş tarzım, her türlü tehlikeye karşı hazırlıklı olmam ve daha önce böyle bir dövüş tarzıyla karşılaşılmaması dövüş tarzımın zor çözülmesini sağlardı ve bir dansı andırırdı. Çünkü dövüş artık benim için bir dans, havayı yaran yumruklar, kılıçlar, acı dolu çığlıklar ise bir müzikti benim için.

Peki ben neydim? Ejderha ordusundan mıydım? Hayır. Bu adadan biri miydim? Hayır. O zaman ben neydim? Bir hiç… Ailesinin bile sevmediği, onu yük olarak gördükleri biriydim…

“Sen yük değilsin minik savaşçım.” dedi zihnimden Tengri. Bir hamleyi daha savurdum ve karşımdakinin dövüş tarzını anladığımda bende ona bir hamle savurdum. Bu ani hamlemden kaçamayan savaşçı göğsünden ağır bir yara aldı. Hiç beklemeden bu sefer kafasına hamle yaptım. Az önceki hamlemden dolayı kendine gelemeyen savaşçı daha ne olduğunu anlayamadan kafası vücudundan ayrıldı ve yana savruldu.

Arkamdan gelen hamleyi karşılamak için arkaya doğru keskin bir dönüş yaptığımda kılıçlarımız tokuştu. Kılıçlarımız kenetlenmişken yandan gelen bir hamleyi savuşturdum. Yandaki savaşçıya tekme atıp dönerek önümdeki savaşçının arkasına geçtim ve kılıcımı sapladım.

Hemen kılıcımı adamın cansız bedeninden çıkartıp bana gelen hamleye doğru bende bir hamle yaptım. Havada çarpışan kılıçlarımızın metalik sesi duyuldu. Geri çekilip arkamdan gelen başka bir hamleyi daha savuşturdum.

Etrafımı çevirmişlerdi. Bana gelen hamleleri savuşturuyor, boşluk bulduğumda bende onlara saldırıyordum. Bana gelen bir hamleyi savuştururken kolumda bir acı hissetim ama şu an bunu umursayacak vaktim yoktu.

Yarayı açan savaşçıya hamle yapacakken biranda savaşçı yere yığıldığı için duraksadım. Kafamı kaldırıp baktığımda benim gibi üstü başı kan olan Tasha’yı nefes nefese yerde yatan cansız bedene bakarken buldum. Bakışlarını bana kaldırdığında teşekkür manasında kafamı aşağı eğip kaldırdım, o da aynı şekilde başını eğip kaldırdı.

Tasha’yla ilerlemeye karar verdik ve gemilerin olduğu yere doğru yürümeye başladık. Bir yandan ilerlemeye çalışıyor diğer yandan da savaşıyorduk. Sonunda gemilerin oraya vardığımızda en öndeki gemiden orduyu yöneten bir adamı gördüm. Bize saldıran adanın komutanı olmalıydı. Hâlâ bize hangi adanın saldırdığını çözememiştim. Hiçbir askerde veya gemide bir ada bayrağı ya da başka bir şey yoktu ama komutanın yüzündeki sinirli ifade şimdiden kaybettiklerini açıklıyordu. Komutana dikkatle bakarken zırhının üstünde bir şey fark ettim. Ada bayrağı. Bu uzaklıktan hangi adanın bayrağı olduğunu kestiremiyordum.

Komutana daha yakından bakmak için yakınlaşırken sağdan ses geldi. Kafamı o tarafa doğru çevirdiğimde Aaron ejderhasına binmiş yerine başka biri geçiyordu. Muhtemelen ejderha ordusunu daha iyi yönetmek için yer değiştirmişlerdi. Komutana tekrar döndüğümde gemilerin yavaş yavaş uzaklaşmaya başladığını fark ettim.

“Aaron’a söyle gemiler kaybolmadan onları vursunlar ve kurtarabildikleri kadar asker kurtarsınlar, hepsi işimize yarar.” Diye selendim zihnimden Tengri’ye. Komutanın olduğu gemiye doğru var gücümle koşuyordum.

“Ferguson’a söyledim, saldırmaya hazırlanıyorlar şu an.” dedi zihnimden Tengri. Ferguson, Aaron’nın ejderhasıydı. Sonunda hangi adanın bayrağı olduğunu ayırt edebileceğim bir mesafeye gelmiştim.

“Cristiana.” Tasha nefes nefese kalmıştı. Geriye kalan gemiler kurtarabildikleri askerlerle hızla uzaklaşırken bende zaferle gülümsedim.

“Tukenda adasından geliyorlardı.” dedim Tasha’ya doğru dönerek. Tasha uzaklaşan gemilere baktı. Rahatlamış bir şekilde nefes verdi ve o da gülümsemeye başladı.

Çok heyecanlı bir bölümdü, umarım sizde okurken o heyecanı hissetmişsinizdir. 2024'ün son bölümüydü, 2025'te her hafta Alev Serisi'nin yeni bölümü gelecek. 2025'te tek Alev Serisi'ni değil de başka serilerle de karşınızda olmayı düşünüyorum. Okuduğunuz için teşekkürler.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.