İçeriğe geç

Alev Serisi

Bölüm 4 · 24 dk okuma

Alev Serisi

Bölüm 4

4.Bölüm

Yeni bölümle karşınızdayım. Umarım bölümü beğenirsiniz. Eğer yazım yanlışı varsa saygı çerçevesi içinde bana söylerseniz bende kendimi geliştirmiş olurum. Yorumlarınızı bekliyorum, iyi okumalar.

Flashback

Amcam gene bir şeylere sinirlenip sinirini benden çıkarmıştı. Dayanamıyordum buna artık. Evden uzaklaşmak için ormanda dolaşmaya çıkmıştım. Ne kadardır yürüdüğümü bilmiyordum. Flayes adası en büyük adalardandı, bu yüzden beni bulmaları kolay olmayacaktı. Gerçi amcamın beni umursadığını da düşünmüyordum.

Ormanın ortasında boş bir açıklık vardı orada dinlenebilirdim. Oraya vardığımda dumura uğradım. Siyah pullu, sivri dişli, sivri pençeli, menekşe mavisi gözleriyle bana bakan bir ejderha duruyordu karşımda.

Bir adım geri çekildiğimde başını bana yakınlaştırdı ve burnundan sıcak bir duman üfledi. Sertçe yutkunup duruşumu dikleştirdim. Amcamın beni öldüresiye dövmesindense bir ejderhaya yem olmayı yeğlerdim. Ejderha gözünü kısıp bana baktığında kalbim durmaksızın atıyordu ama dik durmaya devam ettim. Belki de bu benim bir ejderhayla bağ kurmam için tek şansımdı.

“Cristiana Clark.” Sert ama bir o kadarda asil bir erkek sesi zihnimde yankılanınca irkildim. Buda neydi şimdi? Yoksa… Başımı kaldırıp ejderhaya baktım. Kafasını kaldırıp dikleştiğinde hangi tür olduğunu anladım. Fortissimum. Bu tür en güçlü ejderha türüydü. Bu türü diğerlerinden ayıran en belirgin özellikler; sivri dişleri, zekâsı, alevinin diğerlerinden daha yakıcı olması ve pullarının diğer ejderhalara göre daha kalın olmasıdır.

“Sen…” Cümlenin devamını getiremedim. Lâl kesilmiştim resmen.

“Evet.” Ejderhanın sesi zihnimde yankılandı. Kalbim hiç olmadığı kadar hızlı atmaya başladı. Bir ejderha benle bağ kurmuştu. Hem de en güçlü türden bir ejderha benimle bağ kurmuştu.

“Adım Tengri. Artık birbirimize bağlıyız.” Zihnimde sesi yankılanınca gülümsedim. Artık beni önemseyen biri vardı…

⚔

Tengri’yle bağ kuralı birkaç gün olmuştu. Sadece bunu Tasha biliyordu. Bunu öğrendiğinde benim adıma benden daha çok sevinmişti. Aslında amcamla Horol’a söylemeye çalışmıştım ama beni dinlememişlerdi.

Gene bir akşam yemeğindeydik. Tengri’nin huzursuzluğunu hissedebiliyordum. Tengri, beni korumak için amcamı öldürmek istemişti. Ben ona engel olmuştum. Benimle bağ kurmadan önce anılarımı gördüğü için amcama sinirliydi.

“Haklı sebeplerim var.” diye homurdandı Tengri. Tengri beni benden daha çok önemsiyordu. Tabağıma hiç dokunmamıştım. Kendimi aç hissetmiyordum.

“Adada bağ kurmamış Fortissimum türünde bir ejderha var, yarın onunla bağ kurmaya çalışacağım.” dedi Horol heyecanlı bir şekilde.

“Bana yaklaşırsa kellesini koparırım!” Dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı.

“Dikkat ette kelleni koparmasın.” diye mırıldandım. Eğer Tengri dediğinde ciddiyse, bunu yapardı ve bunu ben bile durduramazdım.

“Niye senle mi bağ kuracağını zannediyorsun. Ejderhalar zeki, güçlü, cesur kişilerle bağ kurar. Sende bu özelliklerden hiçbirini göremiyorum.” Dediğinde amcam Tengri zihnimde sinirle kükredi. Gene beni çok hafife almıştı.

“Kimse benim binicimi hiçkimse küçümseyemez!” diye gürledi zihnimde Tengri.

“Sandığından daha yetenekliyim amca.” dediğimde amcam gözünden alevler saçtığına yemin edebilirdim.

“Benimle düzgün konuş!” diye bağırdı. Yine aynı yerdeydik. Ben kendimi korurdum sonra amcam sinirlenip bana şiddet uygulardı. Kollarımı göğsümde birleştirip sırtımı sandalyeye yasladım.

“Cidden mi? Onun, seninle mi bağ kuracağını düşünüyorsun? Delilik.” Sert bakışlarım Horol’a döndü. Beni korumasını beklemiyordum zaten hiçbir zaman beni korumamıştı ama onunda amcama destek olup beni ezmeye çalışması. Bu kadarı fazlaydı. Gün içinde zaten Tasha’yla beni eziyordu birde amcama destek çıkmaya başlamıştı.

“Evet.” dediğimde sol yanağıma bir ağrı girdi. Gene amcam bana vurmuştu.

“Bizimle düzgün konuşacaksın!” diye bağırdı amcam. Ona cevap olarak üç yıl önce kurduğum cümleyi söyledim: "Bir gün ejderhayla bağ kuracağım ve o zaman burayı terk ettiğimde çok pişman olacaksınız!" Yanağıma bir darbe daha aldım ama artık umurumda değildi, ben kararımı vermiştim bu akşam bu evden kaçıp kayıplara karışacaktım.

Amcam ve Horol uyuduğunda eşyalarımı toplayıp pencereden çıkmış ve Tasha’nın yanına gelmiştim. Tengri’ye doğru yürürken ikimizde sessizdik. Tengri’nin yanına vardığımızda ilk sessizliği bozan Tasha oldu. “Seni yalnız bırakmayacağım bende geliyorum.” Ona gülümsedim.

“Senin burada bir düzenin var bu düzeni benim yüzünden bozulmasını istemem.” Elimden geldiğince sesimin titrememesine özen gösterdim.

“Seni yalnız bırakamam.” İkimizin de gözü dolmuştu.

“Igor sayesinde mektuplaşacağız beni yalnız bırakmayacaksın, hem ihtiyacın olunca hemen gelirim.” dedim söz verir gibi.

“Hep mektuplaşacağımıza söz ver.” dediğinde ikimiz de dayanamayıp ağlamaya başladık. On üç yıl sonra ilk defa ayrı kalacaktık. Her gün beraber takılıyorduk. Ve ikimizde bu arkadaşlığı sonsuza kadar götürmek için her şeyi yapardık.

“Her ihtiyacın olduğunda geleceğime ve hep seninle mektuplaşacağıma söz veriyorum.” Bu sözü çok içten vermiştim. Bunun bu kadar zor olmaması lazımdı.

“Her ihtiyacın olduğunda geleceğime ve hep seninle mektuplaşacağıma bende söz veriyorum.” İkimizde ağlamamıza rağmen bu hâlimize gülmüştük.

“Seni çok özleyeceğim.” dedim.

“Bende.” Tasha’ya sarılıp Tengri’nin yanına gittim. Tengri’nin sırtına çıkacakken durdum. Arkama dönüp Tasha’ya baktım

“Seviliyorsun bunu unutma.”

“Sende.” Tengri’nin sırtına bindim. Havalandık ve Falyes adasından uzaklaşmaya başladık. Artık özgürdüm…

Günümüz

Tengri’yle sabah uçuşu yaparken komutanla -Aaron’la- dün akşamki konuşmamızı düşündüm. Yakında kimliğimi öğrenecekti bundan şüphem yoktu.

“Unutma, kimliğin ortaya çıktığında bundan daha çok zorlanacaksın.” Tengri zihnimde konuşunca düşüncelerden sıyrıldım.

“Biliyorum” diye mırıldandım. Her şey sanki hiç zor değilmiş gibi daha çok zorlanacaktım… Ve bunun olmasına az kalmıştı. Aaron’u tanıyordum, kimliğimi öğrenmeden peşimi bırakmayacaktı.

Tengri vadiye indiğinde bacağından kayıp çimenlere ayak bastım. Tengri’nin diğer ejderhaların yanına gitmesini izledikten sonra arkamı döndüğümde Aaron’ı gördüm. Ellerini göğsünde birleştirmiş bana bakıyordu.

“Sabah uçuşu mu?” diye sordu. Saat daha çok erkendi. Güneş daha yeni yeni doğuyordu. Normalde bu saate uyuması gerekiyordu. Onu görmezden gelip yanından geçeceğim sırada önüme geçip beni durdurdu ama ona dönüp bakmadım.

“Sorumun cevabını alamadım.” dediğinde ifadesiz, katı bir yüzle ona döndüm.

“Sana hesap vermek zorunda değilim komutan.”

“Evet zorundasın. Ben bu adanın güvenliğinden sorumluyum.” Rütbesini benim kim olduğumu öğrenmek için mi kullanıyordu? Rütbesini kendi yararına kullanmak ancak acemilerin yapacağı bir hataydı. Ve komutan acemi değildi.

“Rütbenizi kendi merakınız için kullanmamalısınız komutan.” dediğimde sinirlendiğine emindim.

“Ben öyle bir şey yapmıyorum.” dedi. Sesinde hiçbir duygu yoktu ama onu sinirlendirdiğim kesindi. Derin bir nefes alıp sakinleşti ve devam etti. “Sabah uçuşu değilse nereden geliyorsun?” Beni ihanetle mi suçluyordu? Bu sefer ben derin bir nefes alıp sakinliğimi korudum.

“Ben kimseye hesap vermem komutan.” Hâlâ ifadesizliğimi koruyordum.

“Sabahları herkes uyurken uçuş yapmanı yasaklıyorum.” dediğinde zihnime öfke dalgası yayıldı. Hayır bu benim öfkem değildi, bu Tengri’nin öfkesiydi.

“Böyle bir şey yapmaya kalkarsa kahvaltım olur!” diye gürledi Tengri zihnimde.

“Bunu bana değil, ejderhama açıklaman gerekir.” dedim. Cevap vermeyince devam ettim. “İyi günler komutan.” Aaron’un yanından ayrılıp antrenman alanına doğru gitmeye başladım. Antrenman alanına vardığımda dün Tasha’yla sözleştiğimiz gibi beni bekliyordu. Yanına varınca kaşlarını kaldırarak bana baktı.

“İyi misin?” diye sorduğunda tam karşısında duruyordum.

“Evet… Sadece Aaron sinirimi bozdu o kadar.” Kendimi zorlayarak ona gülümsedim.

“Bu saate?!” Sorusunu başımla onaylarken elimize sopalar alıp dövüş pozisyonu aldık.

“Saat daha çok erken. Ordudakilerin iyi bir uyku çekmesi gerektiğini bilmiyor mu?” Kaşlarımı kaldırıp ukala ukala baktığımda, “Ben çalışmak için erken kalktım.” diye ekledi. Ona doğru bir hamle yaptığımda hamlemi hızla savuşturdu.

“Tengri’yle sabah uçuşundan döndüğümde vadide beni sorguya çekti.” diye yumurtladım, Tasha’nın başıma doğru yaptığı hamleyi savururken.

“Soruları cevapladın mı?” diye sordu tekrar saldırmak için birbirimizden uzaklaşırken.

“Hayır. Ben kimseye hesap vermem.” dedim ukala bir şekilde. Tasha’nın tehditkâr bakışlarıyla karşılaşınca ardından, “Sen dışında.” diye ekledim. Bunu dediğim gibi Tasha bir kahkaha patlattı.

“Cristiana Clark. Sayısız savaşa katılmış korkusuz ejderha binicisi benden mi korkuyor?” dedi gülerken.

“Sen bendende betersin!” diye çıkıştığımda ikimizde kahkahalarla gülmeye başladık. Tekrar dövüş pozisyonuna geçtiğimizde hâlâ gülüyorduk. Sakinleşip birbirimize tekrardan hamleler savuştururken Tasha kaşlarını çattı.

“Ne oldu?” diye sordum Tasha’ya yeni bir hamle ile saldırırken.

“İkimiz yalnızız, neden maskeni ve pelerininin şapkasını çıkarmıyorsun?” dedi hamlemi savuştururken. Bu sorusu karşısında duraksadım.

“Her an, her şeye hazırlıklı olmama lazım. Tengri’yle sabah uçuşlarında maskemi ve şapkamı takmasaydım Aaron kim olduğumu bulabilirdi.” dediğimde sözlerimi tartı ardından beni başıyla onayladı ve ardından yüzünde sinsi bir gülümseme belirdi.

“Orada olup kavganızı izlemek isterdim.” dediğinde güldüm. Orada olsaydı Aaron’un beni sorguya çekmesine izin vermez, bana böyle davrandığı için onu pişman ederdi.

“Sinirden çatladı.” dedim. Sesim bir fısıltıdan farksızdı ama en ufak bir pişmanlık yoktu. Bir an Aaron’u böyle düşünüyormuş gibi duraksadı ardından gülmeye başladı.

“Düşündüm de bugün ondan uzak durayım.” dediğinde bende güldüm.

“Merak etme sana bulaşırsa pişman olur. Senin gazabından herkes korkmalı.” dediğimde ellerini beline yerleştirdi ve “Tabii ki de.” dedi ukala bir şekilde. Onu dirseğimle dürttüğümde ikimizde gülmeye başladık.

⚔

Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Güneş gün yüzüne çıkmış, adadaki insanlar ayaklanmıştı. Ve benle Tasha hâlâ antrenman yapıyorduk.

“Demek gizemli kızla antrenman yapıyordun.” dediğinde Aaron irkildim. Tasha’yla ben antrenmana devam ediyorduk. Kendimizi öyle bir kaptırmıştık ki antrenman alanına gelen Aaron’u, Bert’i, Lona’yı ve Evan’ı fark etmemiştik.

“Sakın buluşacağımız saati kaçırdığımı söyleme.” dediğinde Tasha su içmek için dövüş arenasından çıktım ve kenara geçtim. Aaron ve diğerleri Tasha’ya yaklaştı. Arkamı dönüp maskemi indirerek su içtim ve ardından yine maskemi takıp antrenman alanından uzaklaşmak için hamle yaptım ama Bert beni durdurdu.

“Siz komple zorba falan mısınız?” diye çıkıştım.

“Hayır! Sadece… Meraklıyız.” Bunu büyük bir mahcupla söylemişti Bert. Derin bir nefes aldı ve ardından, “Amacımız seni rahatsız etmek değil.” diye ekledi.

“Ama şu an bunu yapıyorsunuz.” dedim sert bir şekilde. Bert önümden çekildiğinde yoluma devam ettim.

“Dövüşelim.” Aaron’un cümlesini duyduğumda yarı yolda durdum ve ona doğru döndüm. Dövüşmek mi? Ciddi olamazdı. Diğerleri aynı anda; “Ne?!” diye bağırdı.

“Dövüşelim. Ben kazanırsam kimliğini açıklarsın ama eğer sen kazanırsan seni rahat bırakırız.” Bu teklifi kafamda evirip çevirdim. Beni yenme ihtimali yoktu.

“Aaron saçmalama.” diye karşı çıktı Evan.

“Tamam. Ama sana acımamı bekleme komutan.” diye dövüş teklifini kabul ettim.

“Nasıl istersen.” dedi. Antrenman alanındaki dövüş arenasına geri gittim ve elime sopa aldım. Aynı şeyi Aaron’da yaptı ardından yerlerimizi alıp dövüş pozisyonlarımızı aldık. Diğerleri bizi izlemek için arenaya yaklaştılar.

“İlk yere düşen kaybeder.” dediğinde kafamla onu onayladım. Aaron’la birbirimizin etrafında dönmeye başladık. Bana doğru bir hamle yaptığında kıvrak bir hareketle hamlesinden kaçtım. Tekrar birbirimizin etrafında dönmeye başladık. Aaron başıma doğru hamle yaptığında eğilip hamlesinden kurtuldum. Ben hamle yapmıyordum, onun hamlelerinden sakınıp gözlemliyordum. Aaron her hamle yaptığından hamlesinden kaçıyordum. Bir süre böyle devam ettik.

“Ne oldu gizemli kız? Neden hamle yapmıyorsun?” Aaron’un dediklerini umursamadan onun hamlelerini savuşturmaya devam ettim. Aaron’un dövüş tarzını ezberledikten sonra sonunda ona doğru bir hamle yaptım. Hamlemi ustalıkla savuşturdu ve ardından bana doğru bir hamle yaptı. Sopamla hamlesini engellediğimde arenada sopaların çarpışma sesi yankılandı. Geri çekilip tekrar hamle yaptı. Hamlesini karşıladım ama beni kenara sıkıştırdı. Bilerek tüm gücümü kullanmıyordum. Ne kadar dayanacağını merak ettim.

“Sabah için özür dilerim. Haklıydın.” dediğinde onun elinden kurtuldum ama gene de şaşkınlıktan sendelememe engel olamadım.

“Neden özür diliyorsun ki?” Bu soru onu şaşırtmış olacak ki yüzümü inceledi. Tekrardan hamle yaptı.

“Sabah hadimi aştım. Sana tam bir pislik gibi davrandım.” Hamlesini büyük bir çeviklikle savuşturdum. Bir şey düşünüyormuş gibi bir an duraksadı ama hemen kendini toplayım devam etti: “Haklıydın rütbemi kendi çıkarım için kullanmamalıydım.”

“Merak etme daha pisliklerini gördüm.” dedim şakayla karışık ona doğru bir hamle yaparken. Hamlemi biraz zorlansa da savuşturmayı başardı.

“Kendi aranızda fısıldaşmayın.” diye çemkirdi Bert memnuniyetsizce. Dönerek Aaron’a gene saldırdım. Bir an bu hareketim karşısında şaşıp kaldı ama hamlemi gene de karşılayabildi.

“Onunla oynamayı bırak.” dediğinde Tasha diğerleri ona şaşkınlıkla baktı. Ellerini teslim olurmuş gibi kaldırdı ve “Ne? Aaron’la oynadığı çok belli.” diye açıkladı kendini Tasha. Tasha benim dövüş tarzımı biliyordu. Kiminle gerçekten dövüştüğümü, kime daha fazla güç uyguladığımı biliyordu.

Aaron’a tekrar dönerek saldırdım. Saldırımdan kurtuldu ama biranda arkasında belirdiğimde ve hamle yaptığımda hazırlıksız yakalandı. Birkaç hamleden sonra Aaron’u yere serdim ve dövüşü ben kazanmış oldum. Zihnimde Tengri’nin gururlu kükremesini duyduğumda duruşumu dikleştirdim.

Aaron’un yerden kalkmasına yardım etmek için elimi uzattım. Elimi tutup ayağa kalktı ve beni tebrik etti. Diğerlerine baktığımda Tasha dışında diğerlerinin yüzünde şaşkınlıkla karşılaştım. Arenadan çıktım biraz yürüdükten sonra durdum ve onlara döndüm. Hepsi dikkatle bana bakıyordu.

“Kazanamayacağınız iddialara girmemenizi öneririm komutan.” dedim ve yoluma devam ettim. Çok yorulmuştum. Saatlerdir antrenman yapıyordum ve bu yüzden her tarafım ağrıyordu.

Kaldığım sahil kenarına varınca kaslarımı gevşetmek için esnedim. Tengri yanıma geldiğinde bitmiş durumdaydım.

“Akşam uyumamış birine göre üç saat aralıksız antrenman gayet iyi.” dedi Tengri. Üç saat aralıksız antrenman mı yapmıştım? Tasha’yla zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Yorgunluktan ölüyordum. Yer uzanıp kafamı Tengri’nin pullu bacaklarına yasladım. Tengri’de yanıma yattı ve beraber gökyüzünü izledik.

“Çok garip.” dediğimde Tengri bana dönüp baktı. Gözümü gökyüzünden ayırmadan devam ettim: “On bir yıl sonra tekrardan bu adada olup bir gurupla arkadaş gibi konuşmak, onlarla azda olsa vakit geçirmek…” Yutkundum. Cümleme devam edebilecek gücü kendimde bulamadım. Tengri bunu anlamış gibi burnuyla beni dürtü.

“Onlarla arkadaş olabilirsin. Seni yargılamazlar.”

“Biliyorum ama… Yapamam.” Sesim titredi ama bunu umursamadan devam ettim. “Tekrar olmaz. Sevgi zayıflıktır ve ben bir daha bu zayıflığa katlanamam.” Gözüm doldu.

“Ryker için üzgünüm ama hayatına devam etmen gerekiyor minik savaşçım.” Ryker öldüğünde ne kadar harap olduğumu hatırlayınca yüreğim sıkıştı. Ryker’la on altı yaşımda tanışmıştım. Beraber büyümüştük. On yedi yaşımda Valorian amca ile tanımıştık. Valorian amca dövüş öğretmeniydi, bizi büyütmüş ve bize dövüşmeyi öğretmişti. Üç yıl boyunca Valorian amca ile yaşamıştık. Arada ben başka adalara gitsem de daha çok o adada kalıyordum. Ben yirmi yaşındayken kaldığımız adaya saldırı olmuştu. Saldıran adanın Chef’i beni istiyordu. Ryker buna izin vermemiş, beni korurken öldürülmüştü. Ryker’ı öldürenlerden intikamını aldıktan bir yıl sonra adaları dolaşmak için Akoster adasından, yani Valorian amcanın yanından ayrılmış ve adaları gezmeye başlamıştım.

Ryker öldükten sonra bir daha başkalarıyla yakın olmamıştım. Onları da kaybetmekten korkmuştum. Herkese bir kalpsizmişim gibi görünmüş, herkesi kendimden uzak tutmuştum. Oscar bana yaklaşmaya çalıştığında da bu yüzden bana değer vermemesini söylemiştim. Ama beni dinlememişti. İnsanlar beni korumak için ölüyorlardı. Bende başka birileri ölmesin diye kendimden uzak tutuyordum.

Bir anda ayağa kalktım ve üstümdeki kumları silkeledim. Bütün bu düşüncelerden uzaklaştım. Tengri kafasını kaldırıp bana baktığında ona gülümsedim. Tengri şüpheyle gözlerini kıstı.

“İlk karşılaştığımız ve bağ kurduğumuz yere gitmeye ne dersin?” O açıklıkta Tengri’yle bağ kurduktan sonra bu cehennemden kurtulmuştum. Belki de o yer yine bana iyi gelirdi.

Tengri onaylar şekilde homurdandı. Ayağa kalkıp ormanda o açıklığa doğru yürümeye başladım. Hiç durmadan, aralıksız bir saat boyunca yürüdükten sonra açıklığa varmıştım.

Tengri çimenlerde yatıyor, batmaya yakın olan güneşin tadını çıkartıyordu. Kollarımı göğsümün üstünde birleştirip ağaca yaslandım. Tengri beni fark ettiğinde kafasını kaldırıp bana baktı. Menekşe mavisi gözlerini kısıp burnundan duman çıkardıktan sonra zihnimde sesi yankılandı. “Geç geldin.”

“Senin gibi uçamadığım için olabilir mi? Hem hani hemen üstümde uçacaktın.” Yolda giderken benim hemen üstümde olacağını söylemişti.

“Çok yavaşsın.” dedi ukala bir sesle.

“Ejderhaya benzeyen bir yanım mı var?” diye sordum aynı ukalalıkla. Tekrar burnundan duman çıkardı. Eskiden olsa onunla bu kadar rahat konuşamazdım. Homurdandı. Ayağa kalkıp kanatlarını esnettiğinde kanatları açıklığın hepsini kapladı ve güneşi engelledi. Kanatlarını geri katladığında güneşten gözlerimi kısmak zorunda kaldım.

“Bence yavaştan geri gidiş yolunu yürümeye başla, anca sabaha oraya varırsın.” dediğinde çimlerde uzanıyordum.

“Daha az huysuz ejderha yok muydu?” diye söylendim geçtim.

“Daha hızlı bir binici yok muydu?” dediğinde güldüm. Tengri’nin uçmaya hazırlandığını görünce ayaklandım.

“Beni de götür. Geri yolu yürüyecek mecalim kalmadı.” Sabahki antrenmanın üstüne birde bir saat boyunca aralıksız yürümekten mecalim kalmamıştı.

“Biraz daha yalvar.” dediğinde kollarımı göğsümde birleştirip dik dik ona baktım. Menekşe mavisi gözleri kısıldı ardından pes etmiş olacak ki burnundan duman çıkardı ve kanadını uzattı.

“Sen kazandın.” dedi bıkkın bir sesle. Kanadına doğru yürümeye başladım. Tengri’nin kanadına tutunduğumda beni yukarı çıkardı. Kanadından gövdesin gittiğimde havalanıp kamp kurduğumuz sahile doğru uçmaya başladı.

⚔

Ateşin başında yaptığım kılıcı bir taş yardımıyla daha keskin olması için bilerken ormanın oradan Tasha’nın sesini duydum: “Bakıyorum da gene bir şeylerle meşgulsün.” Kafamı kılıçtan kaldırıp Tasha’ya baktım. Bana doğru geliyordu.

“Vakit öldürüyorum sadece.” derken kılıcı kenara koyup ayağa kalktım. Yanıma varan Tasha bana sıkı sıkı sarıldı. Bu sarılmayı beklemediğim için bir an durakladım ama hemen toparlanıp bende ona sarıldım.

“Neyin var?” diye sordum Tasha’ya. Bir süre daha birbirimize sarılarak ayakta durduk. Birbirimizden ayrılıp oturduğumuzda ben hâlâ meraklı gözlerle Tasha’ya bakıyordum.

“Annemle kavga ettik.” dedi. Derin bir nefes verip devam etti: “Ejderha ordusunu bırakmamı istiyor. Tehlikeliymiş.”

“Gene mi?” Ejderha ordusuna katılmak istediğinde de karşı çıkmıştı. Beni onaylarcasına kafasını salladığında, “Bana birkaç gün ver bir çözümünü bulacağım.” diye devam ettim cümleme.

“Gerek yok, zaten senin kendi dertlerin var.” diye karşı çıktı.

“Tasha, biz dostuz daha da önemlisi sen benim ailemsin. Sen benim dertlerime çözüm arıyorsun, bende senin dertlerine ve en önemlisi birbirimize her zaman destek oluyoruz. Yani itiraz istemiyorum.”

“Sen çok iyi bir dostsun.” dediğinde hafiften tebessüm ediyordu. Bu hafif tebessüme karşılık olarak bende tebessüm ettim.

“Sadece sana layık bir dost olmaya çalışıyorum.” dediğimde ikimizde güldük.

“Ejderha ordusuna girmem için de annemi sen ikna etmiştin.” Bunu hatırlayınca gülmeden edemedim.

“Onun ben olduğumu öğrenirse ikimizde biteriz.” dedim.

“Yüreğine iniyordu.” diye onayladı beni Tasha. Diana teyzeye Tasha’nın kendini koruyabileceğini göstermemiz lazımdı, bu yüzden saldırgan kılığına girip onlara saldırmış gibi yapmıştım. Diana teyzenin o dehşet dolu ifadesini unutamayacaktım.

Bir süre sessizce oturduk. İkimizde anılara dalmıştık. Sessizliği bozan Tasha oldu. “Aaron yarın sabah Kamter adasına gidecekmiş. İstediğin bir şey var mı? Söyleyeyim alsın.” Rahatsızca yerimde kıpırdandım. Omuz silkip Tasha’ya cevap verdim: “Gerek yok, en az üç defa gitmişimdir.” dediğimde başıyla beni onayladı. Tasha tekrar düşüncelere daldığında omzuna vurdum.

“Neyin var?” diye sordum. Sertçe yutkundu.

“Sabah…” diye cümleye başlayacağı anda sözünü kesip konuşmaya başladım: “Gene başlama.”

“Ama…”

“Tasha!”

“Peki.” diye en sonunda kabul etti. Her seferinde özür dilemeye kalkarsa ömrümüz yetmezdi. Hem onun suçu değildi ki, neden o özür diliyormuş benden? Asıl beni darlayan o öküz komutan benden özür dilemeliydi. Adam nereye gitsem karşıma çıkıyordu. Tengri, bu düşünceme güldü.

Bir süre daha Tasha’yla sohbet ettikten sonra Tasha eve gitmişti. Bir süre daha ateşin başında takıldım. Hava iyice kararmış, ateş sönmeye başlamıştı. Ateşi söndürüp uyuyan Tengri’nin yanından uzaklaştım ve kayalığın yolunu tutum.

Kayalıklara geldiğimde duraksadım. Aaron orada duruyordu. Tanrım bu çocuk nereye gitsem karşıma çıkıyordu. Tam arkamı dönüp gidecektim ki Aaron’ın sesini duydum: “Merak etme sabah erken saatlerde bir adanın Chefiyle görüşmeye gideceğim. Diğerlerini de tembih ettim seni rahatsız etmeyecekler.” Ona doğru döndüğümde bana baktığını gördüm.

“Bana güvenmiyorsanız bir süre adada olmayacağınızı söylememelisiniz, hatta ejderha ordusu ve Chef dışında kimse bilmemeli.” Bu önemsiz bir şeymiş gibi omuz silkti ve “Söylemeseydim de öğrenirdin ki.” dedi. Bu kadar vurdum duymaz olup nasıl komutan oldu? Sabır dilercesine derin bir nefes verdim.

“Anlamam biraz süre alırdı ama evet anlardım. Ama ben anlayana kadar geçen o ufak süre sizin için önemli olabilirdi.” dedim aynı soğuk kanlılıkla.

“Bana bu bilgileri neden veriyorsun.”

“Daha iyi olman için.” dedim. Amcam bir Richard’ın komutan olmasına karşı olduğuna eminim. İlk yanlışında Aaron’un komutanlığını alırdı. Bu yüzden her zaman daha iyi olmalıydı. “Ejderha ordusunun komutanı olman Clark’ların hiç hoşuna gitmiyordur değil mi?” dediğimde beni onaylayan mırıltılar çıkardı.

“Düşündüğüm gibi.” dedim.

“Gideceğimi sana söylediğim için pişman değilim gizemli kız. Sana güveniyorum.” Bu cümleyi duymayı beklemediğim için afalladım. Bana bu kadar çabuk güvenmesini beklemiyordum.

“Beni tanımıyorsun.”

“Evet, seni tanımıyorum ama bize yardıma geldiğini biliyorum.”

“Bir gün inşallah o hislerin seni yanıltmaz komutan.”

“Bu konuda yanıltmayacağı kesin.” dediğinde istemsizce tebessüm ettim. Geri dönmeye karar vermiştim ki ne zaman buraya gelsem onunda burada olduğunu hatırladım.

“Neden uyumuyorsun.” diye sordum.

“Sen neden uyumuyorsun gizemli kız.” Bu adam konuyu sürekli bana getirmeyi nasıl başarıyordu?

“Önemli olan benim uyuyup uyumamam değil komutan.”

“O zaman benimki de önemli değil.” diye söylememekte ısrar etti.

“Ejderha ordusunun komutanı olarak dinlenip zinde olman lazım.”

“Savaş için yardıma geldiysen aynı şeyler senin içinde geçerli.”

“Emin ol senden daha zindeyim.” dediğimde ukalaca güldü.

“Emin misin?” dedi meydan okurcasına.

“Bu sabahki dövüşümüzü unuttun galiba.” dedim Aaron’un yanına giderken.

“Rövanş istiyorum.” dediğinde karşısında duruyordum.

“Bu sefer acımam ama.”

“Acımanı isteyen olmadı.” dedi, ardından “Kazanırsan ne istiyorsun?” Diye sordu.

“Neden akşamları uyuyamadığını söylemeni.” diye yanıtladım sorusunu.

“O zaman ben kazanırsam sende bana neden akşamları neden uyumadığını söyleyeceksin.”

“Anlaştık.” diyerek elimi uzattım.

“Anlaştık.” diyerek elimi sıktı. İkimizde pozisyonlarımızı aldık. Yumruk yumruğa dövüşecektik. Birbirimizin etrafında dönmeye başladık. İlk ben hamle yaptım. Hamlemi hemen savuşturdu.

Dövüşürken dikkatli olmamız lazımdı. Kayalıkların kenarına gidersek uçurumdan aşağı düşebilirdik. Uçurum çok yüksek değildi ve aşağıda deniz vardı ama yine de kurulanmakla uğraşmak istemiyordum.

Birbirimize yumruklar savurup duruyorduk. Dövüşümüz bir dans gibiydi. Şarkımızsa havayı yaran yumruklarımız ve hırıltılı nefeslerimizdi. Geriye doğru sendelediğimde dansımızda, müziğimizde kesilmiş oldu.

Bir saniyelik geriye doğru baktığımda kayalıkların kenarında olduğumu fark ettim. Aaron panikle beni tutmak için hamle yaptı ama o beni tutamadan ona yeni bir hamle savurdum. Bu sefer o geriye doğru sendelediğinde kayalıkların kenarından uzaklaştım. Aaron kendini toparlayıp bana hamle yapınca dansımız yine başlamış oldu.

Birbirimize zarar vermemek için ikimizde tüm gücümüzü ve yeteneğimizi kullanmıyorduk. Aaron’ı iki hamlede yere serdim, üstüne çıkıp tam onu etkisiz hale getirecektim ki beni yana savurup o benim üstüme çıktı.

“Yakalandın mı gizemli kız?” Onu üstümden atıp etkisiz hale getirdim.

“Son gülen iyi gülermiş komutan.” Elimden kurtulmaya çalıştı ama dizimle hafiften boğazına bastırdığımda kurtulamayacağını anlayıp teslim oldu.

“İşte benim kızım!” Zihnimdeki Tengri’nin gürleyen sesiyle irkildim. Ne zamandır izliyordu bizi?

“En başından beri.” dedi Tengri. Derin bir nefes verip Aaron’un üstünden çekilip onun yanına, yere uzandım. Ne kadardır dövüşüyorduk bilmiyorum ama ikimizde çok yorulmuştuk.

“Kırk altı dakikadır.” diye yanıtladı Tengri beni. O kadar olmuş muydu? Gökyüzüne bakınca yıldızların yavaştan kaybolduğunu fark ettim.

“Adaya olan saldırılardan.” dedi birden. Neyden bahsediyordu bu? Bakışımı gökyüzünden alıp yanımda yatan Aaron’a çevirdim.

“Ne?” dedim anlamaz bir şekilde.

“Adaya olan saldırılardan arkadaşlarımı korumak için gece gündüz çalışıyorum. Boş vakitlerimde ise buraya gelip kafa dinliyorum. Bu yüzden geceleri uyumuyorum.” diye açıkladı. Sözünü tutmuştu… Onu çok iyi anlıyordum çünkü aynı şeyleri bende yaşamıştım.

“Ne zaman uyumaya çalışsam aynı kâbusun daha beterini görüyorum. Yani istesem de uyuyamıyorum. Buraya da kafa dinlemeye geliyorum.” Bu itirafa bende şaşırmıştım. Aaron şaşkın bakışlarla bana baktı.

“Farklı hikayeler ama aynı son.” derken bakışını tekrar gökyüzüne çevirdi. Umarım hikâyenin sonu iyi biter komutan… Ayağa kalktığımda Aaron’un bakışlarını üstümde hissetim.

“Görüşürüz komutan.” dedim. İyi geceler dememiştim çünkü uyku ikimizin ortak düşmanlarından bir tanesiydi.

“Görüşürüz gizemli kız.” diye karşılık verdi.

⚔

Tahsa’yla sabahın erken saatlerinde buluştuk. Aaron çoktan gitmişti ve ekiptekilerde evlere dağılmıştı.

“Hava çok güzel.” dedi Tasha havanın ılık esintisi saçlarımızı geriye doğru savururken. Evet, hava çok güzeldi. Tasha’yı başımla onayladım.

“Aaron ne zaman gelecek?” Tasha bu soruyu beklemediği için bir anlığına şok içinde bana baktı.

“Bir-iki gün sonra dönecek. Neden ki?” Bunu gerçek bir merakla sormuştu.

“O yokken ejderha ordusunu kim kontrol ediyor?” diye sordum bu sefer. Sorusunu görmezden gelmiştim, Tasha bunu sevmiyordu ama sormam gerekiyordu.

“Evan.” Anlamaz bir şekilde sorularımı cevaplıyordu.

“Bana anlattığından başka gelişme oldu mu?” Tasha’nın anlattığı kadarıyla son saldırıdan sonra arkalarında hiçbir şey bırakmadan ortalıktan kaybolmuşlar. Peki ama neden?

“Hayır. Neden beni birden soru yağmuruna tutuyorsun ki? Her şeyi sana anlatıyorum.” diye isyan etti bu sefer Tasha.

“Biliyorum ama bir an önce bu saldırı olayını çözmek istiyorum.”

“Yakalanmaktan korkuyorsun.”

“Yakalanmadan bilgi edinmeye çalışıyorum.” diye düzelttim onu.

“Yakalanırsan ne yapacaksın?” Bu soru karşısında kaşlarımı çattım. Bu sorunun cevabını çok iyi biliyordu. Bu soruyu sorduğuna göre cevabı benden duymak istemişti.

“Hiçbir şey.” Önemsiz bir şeyden bahsediyormuşum gibi omuz silkip konuşmaya devam ettim. “Eskiden söz verdiğim gibi dostumla savaşıp gerekirse dostumla öleceğim.”

“Sendende başka bir şey beklenmezdi zaten.” dedi tebessüm ederek. Bütün endişesi kalkmıştı. İkimizde sessizliğe gömülüp bütün bu olanları düşünmeye başladık.

“Eskisi gibi her gün senle takılmayı özlemişim.” Sessizliği ilk bozan Tasha oldu. Eski günleri hatırlayınca tebessüm etmeden edemedim. Bu adada iyi anılarım olduğu söylenemezdi ama Tasha’yla geçirdiğim anılar benim için güzel hatıralardı.

“Bende…” diye cevapladım onu. Ailem öldükten sonra bana aile olmuştu ve şu an benim yüzümden dostlarından sır saklıyordu. Bu konuda zorlandığını görebiliyordum, söylediği şeylerden anlayabiliyordum ama asla bunu yüzüme vurmuyordu.

“Dostlarından sır sakladığın için üzgünüm…”

“Senin iyiliğin için onlarla görüşmeyi bile keserim, sır saklamak senin için yapabileceğim en kolay şey.” Biz böyleydik. Sürekli kendimizden ödün veriyorduk, bu her ne kadar bizi yıpratsa da... Bu düşüncelerden ayrılıp sinsice gülümsedim.

“Kuralları çiğniyorsun.” dedim sinsi gülüşümü bozmadan. Bu dediğime karşılık o da gülümsedi.

“Çok özür dilerim Bayan Clara. Lütfen birilerine bundan bahsetmeyin.” Amcamla Horol’a söylediğim isimle seslenmişti bana. Gülüşüm daha da büyüdü. Arada birbirimizle bu şekilde uğraşıp şakalaşırdık.

“Sizi kınıyorum Bayan Brave.” dediğimde ikimizde daha fazla dayanamayıp gülmeye başladık. Bize doğru gelen ayak seslerini duyunca neşemiz kaçtı.

“Seninkiler geliyor.” dedim.

“Maalesef.” diye cevapladı beni mutsuz bir sesle.

“Benim için üzülme, bunu ben seçtim.” dedim ve ayaklandım.

“Görüşürüz.” dedi Tasha. Gitmemi istemiyordu ama gitmek zorundaydım.

“Seviliyorsun. Görüşürüz.” dedim.

“Sende.” diye Tasha bana yanıt verirken ben uzaklaşmaya başlamıştım bile. Görünemeyecek bir yere geçtim. Yoluma devam ederken arkadan konuşma sesleri yükseldi.

“Tek başına ne yapıyorsun burada? İnsan bizi de çağırır değil mi ya?” diye azarladı Tasha’yı Bert.

“Ann’la konuşuyordum.” diye yalan söyledi Tasha. Ann, Tasha’nın ejderhasıydı. Konuşmanın devamını oradan uzaklaştığım için duyamamıştım. Hızlı ve emin adımlarla kaldığım sahil kenarına gittim. Pelerinimi ve maskemi taktım.

“Aklından bile geçirme, öyle bir şey yapmayacaksın.” diye gürledi zihnimde Tengri.

“Bilgi edinmem lazım. En çok bilgiyi bilenlerde amcam ve Horol yani Chef ve oğlu.” diye cevap verdim Tengri’ye zihnimden. Horol’la konuşup bu saldırılar hakkında bilgi edinecektim. Gözden kaçırdıkları bir şey olabilirdi.

“Kendi kendini bitiriyorsun.” dedi bu sefer Tengri.

“Ben zaten bittim.” diye cevap verdim zihnimden. Tengri huzursuz bir şekilde homurdandı. Benim için endişeleniyordu ama bilgi edinmem lazımdı. Hızlı adımlarla meydana gittim. Biraz bakındıktan sonra Horol’u buldum.

“Bay Clark!” diye seslendim bir yandan Horol’un yanına giderken. Horol durdu ve bana doğru döndü.

“Bayan Clara, sizi görmek ne büyük bir şeref. Bayadır ortalıklarda yoktunuz gittiğinizi sandık.” Bunun yalan olduğunu ikimizde biliyorduk.

“Gitmediğimi biliyordunuz. Yoksa Bay Richard size benim hakkımdaki raporları vermiyor mu?” dediğimde Horol’un yüzünde bir şok ifadesi belirdi. Cidden fark etmeyeceğimi mi düşündü? Hâlâ Chef olmak için çok yolu vardı.

“Siz nereden- “ diyecek oldu ama cümlesini yarıda kestim: “Nerede mi biliyorum? Aptal olmayın Bay Clark. Peşime ejderha ordusunun komutanını diktiniz.” dedim küçümser bir sesle.

“Evet.” diye onayladı.

“Buraya size yardıma geldim ve son zamanlarda olan saldırılarla ilgili hiçbir bilgi verilmedi bana. Bu durumda size nasıl yardım edebilirim ki?” Saldırı raporları, devriye raporları ve ordu raporlarına ihtiyacım vardı.

“Yardımınıza ihtiyacımız yok Bayan Clara.” diye bir yalan daha söyledi.

“Elbette var.” dedim ve ardından ekledim; “Akşama kadar son zamanlardaki saldırı, devriye ve ordu raporlarını istiyorum.” Kendimden o kadar emin konuşmuştum ki bu kadarını bende beklemiyordum.

“Size güvenemeyiz.” diye reddetti beni.

“Akşama kadar raporlar bana ulaşsın Bay Clark.” diye direttim.

“Ama…” Sertçe yutkundu. Hâlâ kendini düzgün savunamıyordu. On bir yıldır hiç değişmemişti.

“Size karşı olsaydım, çoktan size saldırmıştım Bay Clark.” diye kendimi açıkladım.

“Belki de güvenimizi kazandıktan sonra saldıracaksın.” diye bir teori üretti.

“Güven zor kazanılır Bay Clark ve benim o kadar vaktim yok.”

“Aceleniz ne Bayan Clara? Ne sizi bu kadar endişelendiriyor?” Neden herkes bu soruyu soruyordu? Beni endişelendiren sensin demek istedim ama sustum. Onlara karşı hep sustum…

“Benim bir adaya ayıracak bir yılım yok maalesef Bay Clark.” Gerekirse Tasha için bir ömür bu adada kalırdım ama bunu Horol’un bilmesi gerekmiyordu.

“Peki neden benden raporları istediniz?”

“Komutan etrafta olsaydı ondan isterdim. Bu konuda onu uyarmanızı öneririm.” Aaron’ın gittiğini bildiğimi kimse bilmiyordu, o yüzden hemen bir bahane uydurdum.

“Bay Richard şu an görev için başka adada.” dedi Horol.

“Bana güvenmiyorsanız bunu bana söylememeliydiniz. Bunu avantaj bilip size saldırabilirim.”

“Eğer öyle bir şey yaparsanız ölümünüz olur.” diye beni tehdit etmeye kalkınca Tengri’nin hırıltısı zihnimde yankılandı.

“Öyle bir niyetim olmadığını söylemiştim zaten ama saldırsaydım emin olun bu planlı ve her ayrıntısı düşünülmüş bir saldırı olurdu. Yani benim değil, sizin ölüm fermanınız çalardı.” Cevap vermesini beklemeden gidecektim ki durdum ve konuşmaya devam ettim: “O raporlara ben her türlü ulaşırım. Yani ya siz getirirsiniz ya da ben alırım, seçim sizin.” diye ben tehdit ettim onu bu sefer ve kaldığım sahil kenarına doğru yürümeye başladım.

⚔

İki gündür getirilen raporları bir şey bulma umuduyla inceliyordum. Raporları istediğim günün akşamı raporlar Evan tarafından bana ulaştırılmıştı ve her gün günlük raporlar elime ulaşıyordu.

Güneş batmıştı ama ben hâlâ raporları inceliyordum. Devriye raporlarını tekrar incelemeye karar verip onları incelemeye başladım. Bir şeyleri gözden kaçırıyor olmalıydım.

Devriye raporunda gözüme bir cümle takıldı: İsimsiz -adası belli olmayan- bir gemi adanın etrafını turlayıp gözden kayboldu. Bu cümle çok tanıdık geldi. Hemen en son saldırıdan önceki devriye raporlarını tekrardan gözden geçirdim. Ve aradığım şeyi buldum: İsimsiz -adası belli olmayan- bir gemi adanın etrafını turlayıp gözden kayboldu. Bu demek oluyordu ki gene bir saldırı olacaktı ve bu saldırı çok yakında gerçekleşecekti.

Ormanın oradan biri gelince panikle oraya baktım. Aaron buraya doğru geliyordu. Tengri önüme geçip beni sakladı. Tam pelerinime uzanıyordum ki Aaron konuşmaya başladı: “Merak etme kimliğini biliyorum Cristiana Clark.” dediğinde durdum. Tengri bana baktığında onu başımla onayladım. Tengri geri çekildi ve gergin bir şekilde bizi izlemeye başladı.

“Kimden öğrendin?” dediğimde yanıma varmıştı.

“Şaşırmadın?” dedi ve ikimizde ateşin başına oturduk.

“Görevde birilerine sorup Cristiana olduğumu öğreneceğini biliyordum. Ama Clark olduğumdan nasıl emin oldun?”

“Ortalıktan kaybolduğun gün aynı ejderha adamızdan gitti.” derken Tengri’yi gösterdi ve cümlesine devam etti. “Seni o gün vadide gördüğümde şüphelenmeye başlamıştım ama bu senin Cristiana Clark olduğunu göstermezdi. Adadan herhangi biri bağ kurup adadan ayrılmış olabilirdi. Adaya yeni gelen birine göre çok hakimdin, sanki her yeri ezbere biliyormuş gibi. Gerçek ismini öğrendiğimde de artık emin olmuştum.” Durdu ve düşüncelere daldı.

“Neden… Neden gizledin kimliğini.” Bunu soracağını biliyordum. En çokta bunu merak ettiğini de biliyordum. Ama şimdi söyleyemezdim daha önemli şeyler vardı. “Uzun hikâye.” diye geçiştirdim bu yüzden.

“Tüm akşam ikimizde müsaidiz.” dedi bu sefer. Önümdeki raporlara baktım. Aslında değildik, bir an önce savaş için hazırlık yapmalıydık.

“Aslında komutan… Pekte müsait olamaya biliriz.” dediğimde benim baktığım yöne yani raporlara baktı.

“Bir şey mi buldu-“ Aaron cümlesini tamamlayamadan bir ejderhanın kükremesi duyulduğunda ikimizde oraya baktık. Bu kükremenin ne anlama geldiğini ikimizde çok iyi biliyorduk, adaya saldırı oluyordu. Hemen ayaklandık ama Tengri keskin bir şekilde sağ gökyüzüne doğru döndüğünde bizde o tarafa doğru baktık. Gördüğüm şey karşısında dumura uğradım. Yüzlerce ok şu an havadan bize doğru geliyordu…

Bu bölüm biraz uzundu, umarım sıkılmamışsınızdır. Haftaya beşinci bölümde az çok tahmin etmişsinizdir neler olacağını. Umarım bölümü sevmişsinizdir, haftaya görüşürüz>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.