İçeriğe geç

Alev Serisi

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Alev Serisi

Bölüm 3

3.Bölüm

Alev Serisinin 3.bölümüyle karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz. Yazım yanlışları varsa saygı çercevesi içinde bana belirtirseniz çok mutlu olurum. İyi okumalar.

Flashback

Tasha'yla tüm gün vakit geçirdikten sonra eve dönmüştüm. Eve geldiğimde amcamın evde olmadığını fark edince rahat bir nefes aldım. Eve amcamdan geç gelirsem birkaç gün yemek vermiyor, beni aç bırakıyordu.

Hızlı bir şekilde üstümü değiştirdim ve Horol'un yanına gittim. Horol'la iyi anlaşmazdık ama aynı evde yaşadığımız için onunla vakit geçirmek zorunda kalıyordum. Horol yanıma gelip saçımı karıştırdı. Bunu yapmasını sevmediğim için kızgın bir şekilde ona baktığımda memnuniyetle gülümsedi.

"Ne istiyorsun Horol?"

"Eve geç geldin." Düz bir sesle söylemişti. Gözümü devirdim.

"Amcam hâlâ evde olmadığı için sorun yok." Amcam evde olmadığı sürece istediğim saate gelebilirdim sonuçta.

"Ben senin büyüğünüm Cristiana! Babam evde yokken ben senden sorumluyum." Gözlerimi devirdim. Horol benden üç yaş büyüktü ama bu bana patronluk taslayabileceği anlamına gelmiyordu.

"Sanki beni çok umursuyorsunuz da." Horol bana cevap verecekken amcam gelince kelimeler boğazına dizildi. Amcam her zaman olduğu gibi eve gergin bir şekilde girdi ve tek bir kelime etmeden mutfağa doğru ilerledi. Amcamın bu halleri beni korkutuyordu ama bu sefer diğer seferlerden farklı olarak daha gergin, daha sinirliydi. Bu sinirini benden çıkartmaması için Tanrı'ya yalvardım.

"Herkes sofraya." Amcam bizi çağırınca temkinli bir şekilde sofraya oturdum. Amcamın her hareketini dikkatle seyrediyordum. Önümüze yemek tabaklarını koyunca yemeye başladık. Hiçbirimiz tek bir kelime etmeden yemek yiyorduk.

"Günün nasıl geçti baba?" Horol daha fazla bu sessizliğe dayanamamış ve sessizliği bozmuştu. Yemekten kafamı kaldırıp amcamla Horol'a baktım. Amcam sadece bana bakıyordu ve buda benim daha çok gerilmeme sebep vermişti.

"Yorucu. Herkesin bir sorunu var ama sorunlarına çözüm önerdiğimde ise bana karşı çıkıyorlar." Chef'lik zordu, bunu her akşam söyleyen amcamdı ama asla Chef'likten vazgeçmiyordu.

"Başka birine devret işlerini. Böylesi belki daha iyi olur." Amcam, Horol'un bu söylediğine delirmiş gibi bir tepki verdiğinde korkudan ikimizde yerimize sindik.

"Amca, Horol öyle söylemek istemedi." diyebildim. Amcam daha fazla delirdi ve gözü döndü.

"Ben sizin geleceğiniz için çalışıyorum sizin söylediklerinize bak!" Horol'la birbirimize baktık. Kötü bir şey söylememiştik ki.

"Baba..." Amcam ikimizi de dinlemeden masadaki her şeyi yere fırlattığında yer cam kırıklarıyla doldu. Horol'la korkuyla ayağa kalktık.

"Amca biz bir şey demedik ki." Cümlemi tamamlar tamamlamaz amcam boynuma sarıldı. Neden bu kadar fazla tepki veriyordu ki? Nefesiz kalınca kendimi korumak için amcamın elini itmeyi denedim ama beceremedim. Gözüm Horol'a kaydı dehşetle açılan gözlerle bize bakıyor, amcam beni nefesiz bırakırken hiçbir şey yapmıyordu.

Gözüm kararmaya başladığında ellerim iki yanıma düştü. Mücadele edecek gücüm kalmamıştı. Ölüyordum. Amcam bunu fark etmiş olacak ki beni yere cam kırıklarının üstüne fırlattı. Büyük bir cam kırığı elime saplandığında acıyla inledim. Aniden saplanan acıyla göz yaşlarım sicim sicim yanağımdan akmaya başladı. Canım çok acıyordu, bir an acıya dayanamayacakmışım gibi hissetmiştim.

Doğrulup elime baktığımda elimden akan kanı gördüm. Artık kendi kanımı görmeye alışmıştım ama tek sorun canımın çok acımasıydı. Muhtemelen derin bir yaraydı, yoksa bu kadar çok kan akmasının başka açıklaması yoktu. Acıyla kaşlarımı çattım. Ben yarama bakarken sağ yanağıma aldığım keskin bir acı ile sol tarafa tekrardan düştüm.

Ellerimi yumruk yapıp yerden bir hışımla kalktım. Amcamın bu hareketine sinirlenmiştim. Benim bir suçum yoktu ki, Horol önermişti bu fikri ama amcam her zaman olduğu gibi bana saldırmayı seçmişti.

"Bir gün ejderhayla bağ kuracağım ve o zaman burayı terk ettiğimde çok pişman olacaksınız!" diye haykırdım amcamın yüzüne. Bu dediğim komikmiş gibi güldüğünde daha da sinirlenmiştim. Beni hiçbir zaman ciddiye almamıştı. Ben onun gözünde hiçbir şeyi başaramayan, gereksiz biri olmuştum.

"Seninle kim bağ kurar ki. Zayıfsın, işe yaramazsın, fazlalıksın daha kan bile görmeye dayanamıyorsun." -Beni eliyle gösterdi.- "Savaşlarda bundan daha beter olursun." Haklıydı daha kan görmeye bile dayanamıyordum. Cam kesiğine bile canım yanıyor diye gözyaşı döküyordum. Benle hiçbir ejderha bağ kurmazdı anca onların akşam yemeği olurdum. Ben bir fazlalıktan başka bir şey değildim. Nereye gidersem gideyim hiçbir yere ait olmayacaktım. Doğup büyüdüğüm adadakiler beni fazlalık olarak görüyorken diğerleri beni nasıl kabul ederdi ki?

Amcam kendi odasına gittiğinde duvara sırtımı yaslayıp oturdum. Delicesine ağlıyordum. Hayır bu sefer acıdan değil, gerçekler yüzünden ağlıyordum. Tasha dışında hiç kimse beni sevmeyecekti. Beni hep fazlalık olarak göreceklerdi. Belki Tasha bile benim fazlalık olduğumu düşünüyordu. Kafamı iki yana sallayarak bu düşünceleri savuşturdum. Tasha böyle düşünmüyordu, böyle düşünmezdi. Düşünseydi bana destek olmaz, beni görmezden gelirdi.

Horol elime dokunduğunda anca o zaman gözlerimi kapattığımı fark ettim. Kafamı kaldırıp Horol'a baktığımda önümde eğilmiş elime bakmaya çalışıyordu. Elime dokunmaya kalktığımda olabildiğince elimi geri çektim.

"Yardım edeceğim sadece." Ondan gelen herhangi bir iyiliğe ihtiyacım yoktu. Ben onu korumaya çalışmıştım ama o karşı çıkmak yerine sadece izlemişti. Horol, kokağın tekiydi. Amcamın ona zarar vermeyeceğini bilmesine rağmen bana yardım etmemişti.

"Yardımına ihtiyacım yok." Sesimde duygu kırıntısı yoktu, bu evde geçirdiğim her gün duygularım yok oluyordu.

"Yaran kötü gözüküyor, bırak da yardım edeyim." Omuz silktim. Ne kadar kötü göründüğü umurumda değildi.

"Önemsiz bir yara sadece, benim olduğum gibi." Sesim fısıltıdan farksız değildi. Bunu hâlâ kabullenmek acı veriyordu.

"Babam öyle demek istemedi." Yüzümde acı bir tebessüm belirdi. Hâlâ amcamı koruyordu bana.

"Kendini kandırma Horol, ikimizde amcamın beni sevmediğini biliyoruz." Horol'un cevap vermesini beklemeden odama gidip yaramı sardım. Yarın bir şifacıya görünürdüm.

O gün kendime bir karar verdim, amcamı yanıltıp bir ejderhayla bağ kuracak ve burayı terk edecektim. Herkesi yanıltıp ne kadar güçlü biri olduğumu gösterecektim.

Günümüz

Amcam ve Horol’la karşılaştığım günden beri çok fazla ortalıkta görünmedim. Amcam, Aaron'a yani ejderha ordusunun komutanına haber vermiş ve beni gözetlemesini istemişti. Tasha her akşam gelip olan biteni anlatıyordu. Amcam hâlâ benim olduğumu fark etmemişti ve bu da benim işime geliyordu.

Yeni bir kılıç yapmak için malzeme almaya tüccarların olduğu yere gittim. Sevdiğim şeylerden ayrı kalmak istememiştim.

Tüccarların olduğu bölgede gezerken birden biri omzuna dokununca refleks olarak hemen o kişinin elini tutup ters çevirdim ve arkamı döndüm. Acıyla iki büklüm olmuş Bert, onun yanında şaşkın gözlerle bana bakan Evan, Aaron, Lona ve onun yanında da özür dileyen gözlerle bakan Tasha duruyordu.

Bert'in elini bırakınca kızaran bileğini ovuşturmaya başladı. Hepsiyle bir bir göz teması kurdum ve hepsini baştan aşağı hızlı ama dikkatli bir şekilde süzdüm. Aaron’un gece kadar siyah saçları, sert ama bir o kadarda yumuşak bakan gökyüzü mavisi gözleri, gri zırhıyla çok asil duruyordu. Tam bir komutan gibi.

Bakışlarımı Bert’e çevirip onu süzmeye başladım. Kahverengi saçlarından bir tutam yüzüne düşmüştü, kahverengi gözleri neşe saçıyordu, hiç ciddi kalmayı beceremediği belliydi. Sert bir görünüşü vardı ama bu görünüşü kişiliğiyle tezat oluşturuyordu. O da Aaron gibi gri bir zırh giyiyordu.

Bakışlarımı Evan’a çevirdim. Kahverengi saçları, sert bakan gri gözleri vardı. Onu tanımasam bu bakışları tehdit olarak algılardım. Aralarında en serti Evan’dı, her zaman bir mesafesi vardı. Onunda Bert gibi sert bir yapısı vardı ama insan onun sert yapısından ziyade bakışlarından korkardı. O da diğerleri gibi gri bir zırh giymişti.

Bakışlarımı Lona’ya çevirdim. Abisine -Aaron’a- hiç benzemiyordu. Altın sarısı saçlarını örmüştü, hafif yeşile kaçan sarı gözleri meraklı bir şekilde bana bakıyordu. Yüzünde belirgin bir şekilde belli olan çilleri, zayıf şekilli bir vücudu vardı. O da gri bir zırh gitmişti.

Bakışlarımı dostuma yani Tasha’ya çevirip onu da süzdüm. Bakışlarımı tekrar komutana çevirip konuşmaya başladım: "Ne istiyorsunuz?"

"Ben Aaron. Ejderha ordusunun komutanıyım." Elini uzattı ama onu görmezden geldim.

"Ne istiyorsunuz dedim, tanışmak istiyorum demedim." Olabildiğince kaba bir tonda konuşmaya çalışıyordum. Genzini temizledi

"Tanışmak." dedi omuz silkerek Bert. Başımı omzuma doğru yatırdım ve gözlerimi kısarak baktım.

"Maalesef, ben buraya arkadaş edinmeye değil, yardım etmeye geldim." dedim ve cevap vermelerini beklemeden arkamı dönüp gideceğim sırada biri elimden tutarak beni durdurdu. Kafamı çevirip baktığımda elimden tutanın komutan -Aaron- olduğunu gördüm. Başımla komutanın elimdeki elini işaret ettim. Ne demek istediğimi anlamış olacak ki elini elimden çekti.

"Bir daha senden izinsiz sana dokunurlarsa onları diri diri yakarım." Tengri'nin öfkeli sesi zihnimde yankılandı. Zamanında bana karşı çok fazla saldırı olduğu için Tengri bu konularda çok korumacıydı.

"Amaçları zarar vermek değil biliyorsun." diye karşılık verdim Tengri'ye zihnimden.

"Amaçları beni ilgilendirmez. Kimse sen istemediğin sürece sana dokunamaz, dokunanı da ben yakarım." diye tehditkâr bir sesle cevap verdi Tengri. Kalabalığa karışıp ejderha ordusunun görüş açısından çıktım. Beni takip etmediklerinden emin olduğumda kaldığım sahil kenarına gittim. Benimle tanışmak için her şeyi yapacaklardı, biliyordum.

Arkamdan ayak sesi geldiğinde o tarafa döndüm. Beni takip etmediklerine emimdim ama ya gözümden kaçmışsa. Bu düşünce beni dehşete düşürdü. Eğer nerede kaldığımı bulurlarsa peşimi asla bırakmazlardı. Önümde bir figür belirince rahatladım. Tasha.

"Merak etme takip edilmedim." Gözünü kaçırdığında kaşlarımı çattım.

"Sensen sıkıntı yok." dedim sakin bir sesle. Yanıma vardığında birbirimize sarıldık.

"Onları engelleyemedim üzgünüm." Sesi mahcup gibi çıkmıştı. Bunu dert edeceğini biliyordum.

"Senin yapabileceğin bir şey yoktu. Eninde sonunda zaten bu olacaktı. Hem daha kim olduğumu bilmiyorlar." O kadar yumuşak bir ses tonu kullanmıştım ki ben bile buna şaşıp kaldım.

"Ama öğrenecekler. Sana daha fazla vakit kazandırmalıydım" Derin bir nefes aldım.

"İkimizde geçmişimden daha fazla kaçamayacağımı biliyoruz."

"Senden bunu istememeliydim."

"Bu benim seçimimdi, kendini suçlamayı bırak!" Yüzüme tekrar bakıp gülümsediğinde bende ona gülümsedim. Bu konu yüzünden kendini suçlamamalıydı.

"Aaron senin kim olduğunu araştıracak biliyorsun değil mi?" Şakayla karışık sormuştu bunu.

"Maalesef ki biliyorum." Komutandan kurtulmak zor olacaktı. Tam bir işkolikti. Artık daha dikkatli olmam lazımdı.

"Herkes öğrendikten sonra ne yapmayı planlıyorsun." Omuz silktim. Bunu o kadar çok düşünmüştüm ki.

"Hiçbir şey. Bir kaçak gibi yaşamaktan sıkıldım." Son cümlemi o kadar kısık bir sesle söylemiştim ki ben bile neredeyse duyamamıştım. Boğazımdaki yumruğun geçmesi için yutkundum. Tasha bu lafım üzerine hiçbir şey söylemeden sadece beni izledi.

"Benim diğerlerinin yanına gitmem lazım." dediğinde başımla onayladım.

"Seviliyorsun." Kendimi zorlayarak gülümsedim.

"Sende." Tasha giderken arkasından baktım ve düşüncelere daldım.

"İyi misin?" Tengri'nin sorusuyla ona doğru döndüm.

"Evet." diye yalan söyledim. Kahretsin. Bu lafın beni bu kadar yıkacağını düşünmemiştim. Tengri huzursuzca kıpırdandı ve başını bana yaklaştırdı. Çenesindeki pulları sevdim. Bu bana az da olsa iyi gelmişti.

⚔

Nefes nefese durdum. Ne kadardır koştuğumu bilmiyordum. Kafamı kaldırdığımda annemle babamın birkaç zırhlı adamla dövüştüğünü görünce dehşete düştüm. Onlara doğru koşmak istedim ama yapamadım. Hareket edemiyordum.

Annemle babamı dizlerinin üzerinde, elleri bağlı bir şekilde durduğunu fark edince dehşete uğradım. Onlara seslenmeye, onlara doğru koşmak istiyordum ama yapamıyordum. Bir şey onlara ulaşmamı engelliyordu.

Adamlar kılıçlarını kaldırıp onlara sapladığında acıyla haykırdım. Dizlerimin bağı çözülünce dizlerimin üzerine düştüm. Hemen ayağa kalkıp onlara doğru koştum. Ayağımı burkup yere düşünce acı içinde inledim. Ayağımın acısını umursamadan kalkıp onlara doğru koşmaya devam ettim.

Yanlarına vardığımda nabızlarına baktım. Atmıyordu. Bir an nefes alamadım. Boğazımdaki yumruğu geçmesini umarak yutkundum. Bir daha onları kaybedemezdim, yapamazdım bunu. Göz yaşlarım durmaksızın yanağımdan süzülmeye başladı. Bu acıya daha fazla dayanamıyordum. Sanki bende onlarla beraber ölmüştüm.

Sağımdan ses geldiğinde kafamı oraya doğru çevirdim. Gördüğüm manzara karşısında dumura uğradım. Yengemin yerdeki cansız bedeninin başında duran Horol ve amcam hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bu manzara ruhumdan bir parça kopardı.

Ayağa kalkıp savsak adımlarla onlara doğru gitmeye başladım. Yengemi de kaybedemezdim. Bu kadarı benim için çok fazlaydı. Yengemin cansız bedeninin önünde durduğumda Horol ve amcam beni fark etti. Horol bir hışımla ayağa kalktı. Bana saf nefretle bakan gözleri karşısında lâl kesildim. Göğüsüm sıkıştı. İkisi de suçlayıcı gözlerle beni süzüyordu. Horol üzerime yürümeye başlayınca geriledim.

"Senin suçun. Annem senin yüzünden öldü!" diye haykırdı Horol. Başımı iki yana doğru salladım. Benim suçum olamazdı. Ben bir şey yapmamıştım.

"Sen olmasaydın Lily ve ailen yaşayacaktı!" Amcamın lafı karşısında dumura uğradım. Hayır, hayır, hayır. Nefes almaya çalıştım ama başaramadım. Benim suçum olamazdı.

Bir hışımla yattığım yerden doğrulduğumda Tengri'nin sesi zihnimde yankılandı. "Sakin ol sadece bir kabustu." Her akşam aynı kâbusu görüyordum. Her seferinde nefes nefese uyanıyor, onları tekrar tekrar kaybediyordum. Derin bir nefes aldım. Sakinleşmek için küçükken Tasha ile gittiğimiz kayalığa gittim.

Daha hava aydınlanmamıştı. Burayı çok seviyordum. Burada düşüncelerimden sıyrılıp huzur buluyordum. Derin bir nefes aldım. Buraya geldiğimden beri her akşam kabustan nefes nefese uyanıp buraya geliyor ve sakinleşiyordum.

"Uyku tutmadı mı?" Arkamdan bir ses yükselince irkildim. Sesin geldiği tarafa baktığımda pelerinimi taktığım için şükrettim. Aaron yavaş ve sakin adımlarla bana doğru geliyordu. Gözümü Aaron'dan ayırıp gökyüzünü izlemeye devam ettim. Yanıma vardığında durup benim gibi gökyüzünü izlemeye başladı.

"Bu saate burada ne işin var komutan?" Gerçek bir merakla sormuştum. Saat uyanmak için çok erkendi. Ona baktığımda bana baktığını fark ettim. Omuz silkti.

"Uyku tutmadı. Sen niye uyanıksın bu saate?" Derin bir nefes alıp ona cevap vermek için ağzımı açtım: "Beni de uyku tutmadı." diye yalan söyledim. Beni başıyla onayladı. Düşünceli bir şekilde gözlerime baktı. Mavi gözleri ay ışığında parlıyordu.

"Neden yüzünü göstermiyorsun? Birinden mi kaçıyorsun?" Evet, geçmişimden, amcamdan ve kuzenimden kaçıyorum. Ama bunları ona söyleyemezdim. Ona cevap vermeyince konuşmaya devam etti: "Eğer birinden kaçıyorsan sana yardım edebilirim." dediğinde sertçe yutkundum.

"Benim gitme zamanım gelmiş komutan. Sana iyi geceler." Arkamı dönüp gideceğim sırada bileğimi yakalayıp beni durdurdu. Bileğimdeki eline ardından yüzüne baktım. Tengri zihnimde kükrediğinde irkilmemek için elimden geleni yaptım.

"Bir daha sana dokunmaması gerektiğini göstereceğim ona!"

"Hallediyorum." diye rahatlatmaya çalıştım Tengri'yi.

"En son arkadaşın bana dokunduğunda ne olduğunu hatırlamıyorsun komutan galiba."

"Eğer bu adada kalacaksan güvenliğinden ben sorumluyum."

"Benim korunmaya ihtiyacım yok komutan. Bileğimi bırakmazsan olacaklardan ben sorumlu olmam." dedim ona. Gözlerimde bir cevap aradı ama bulamadı. Bileğimdeki eli gevşedi.

"Bu iki oldu komutan, bir daha bana dokunursan ejderhama yem olursun." diye uyardım onu. Giderken arkamdan bağırdı: "Bu kadar gizemli olmak zorunda mısın?!”

Bölümün sonuna geldik. Umarım bölümü sevmişsinizdir. Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Haftaya görüşürüz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.